İçeriğe geç

SEHA NEHRİ ÜLKESİ

23 Temmuz 2017

Seha veya Şeha, Kaymakçı Tepesi veya Kaymakçı Kalesi.

Marmara Gölü havzasında göl manzaralı tepede yaklaşık 10 yıldır sürdürülen araştırmalar neticesinde Gölmarmara Hacıveliler Mahallesi’nde, Lidya’lıların atalarının yaşadığı tahmin edilen büyük bir kale bulundu. MÖ 2000’li yıllara ait Hitit İmparatorluğu kaynaklarında Seha Nehri Ülkesi olarak adı geçen Gediz Havzasında Kaymakçı olarak bilinen tepede projenin kazı başkanlığını Koç Üniversitesi Arkeoloj ve Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Christopher H. Roosevelt ile Christina Luke, kazı başkan yardımcılığını ise Yaşar Üniversitesi Turizm Rehberliği Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Sinan Ünlüsoy ile toplam 40 civarında Türk ve yabancı arkeolog ve arkeoloji talebesi kazı çalışmalarını yürütüyorlar.

MÖ 2 binli yıllar Lidya’lılardan Sardes’den önce yerleşilmiş Bu bölgeye, Gölmarmara’nın o dönemde adı neydi bilen yok ancak şimdikinden daha geniş ve büyük bir göl olduğu kesin çünkü her yıl suları çekilerek göl yavaş yavaş küçülmekte göl tabanı tarıma açılmaktadır. Bir zaman sonra göl kuruduğunda tamamen tarıma açılmış olacak oysa susuzluktan tarımda yapılamayınca çatlak çorak tuzlanmış toprakta ot arayan bir kaç cılız inekten başkası görülemeyecek bu bir kehanet değil maharet. (Gölü besleyen dere yataklarına köyler mezralar evler yapılırsa, dereler doldurulup tarım toprağı diye kullanılmak istenip gasp edilirse, Gediz’in kirletildiği gibi bu gölün suyu neden çekiliyor kuruyor diye herkes kayıtsız kalıyorsa mahir olduğumuz konulardan birini daha hallediyoruz demektir. Kuşlar başka cennet, göç için başka rota bulsunlar.)

Gölün etrafında Hitit Krallığına ait beş yerleşimden bahsedilir. Bunlardan biri de şimdikilerin dediği Kaymakçı Kalesi. Diğer kaleler ile ilgili her hangi bir araştırma yapılmadığı tarih kitaplarında da çok silik yazıldığı için şimdilik araştırmayı beklemede. Yeryüzü hareketleri ile oluşan Gediz grabeni (3500 yıl önceleri Seha,1000 yıl önce Hermos deniyor) çok verimli topraklara sahip olan Seha grabeni çevresinde 2 bin yıl önce beş yerleşimi barındırmış olabilir. Seha nehri gölün içinden geçiyor hatta bu bölgede genişleyerek gölü oluşturmuş da olabilir Demirköprü Barajı gibi çünkü eski devirlerde böyle bir gölden bahsedilmemektedir. (Gölmarmara’da yıllar önce yaşayan bir cins balığın: Gediz’in Ege Denizi’ne boşaldığı Menemen/Bağarası deltasından geçerek Gölmarmara’ya veya nehrin genişlediği yere ulaştığı ve burada yumurtladığı yavrularının aynı su yolunu takiple okyanuslara döndüğünden ve derin denizlerde yaşadığından bahsedilir.)

Truva Kentinin dört katı büyüklüğünde olduğu tahmin edilen bu yüksek tepeye (adı bilinmiyor kazılar henüz yeni sayılır.) Hitit krallığına bağlı Pisidia şehirlerinden Kaymakçıya sahip olan ve bölgenin başkentlerinden biri olduğuna kesin gözüyle bakılan bu alanda bu güne kadar ki yapılan kazılarda büyük tahıl depolarına rastlanmış. Bu depolarda buğday, arpa v.b.tahıl ve gıda tohumları incelendiğinde Sardeslilerin atası olduğu tahmin edilen yöre halkının depoladığı tohumlarında zamanımız tohumlarının GDO’suz atası sayılabileceği incelemelerden sonra kesinleşecektir! Bu büyüklükte ki depolar ‘Yedi yıl kıtlık yedi yıl bolluk’ Yunus’un kehanetine işaret ediyor olabilir!

Bu tohumları diğer beş adet yerleşime satıyor olabilirler, bu şekilde bölgede ticareti öğrenip geliştirmişler ki Sardes’e yerleştiklerinde ipek yolu ticaretini ellerine geçirip insanlığın başına çoraplar ören parayı da icad edip Lidya Krallığı ile bölgede söz sahibi olmuşlar. Bintepeler’de binlerce işçi çalıştırıp toprağı yığıp tümülüslerden mezar yapacak kadar zenginlemişler.

Kaymakçı Kalesi’nin çok geniş bir alana yerleşmiş olduğu uydu ve yüzey araştırmaları yapılan teknik aletler ile belirlenmiş. İlk yapılan kazılarda tesadüfen tahıl ambarlarına rastlamışlar. İki insanın yan yana yürüyebileceği genişlikte ki sokakların kenarına yerleşmiş, temelleri ve yıkılarak alçalmış duvarları kalmış evler kerpiçten yapılmış. Organik bir yerleşim planı olan kent, kale surları içerisinde kalacak ve kalabalık bir yerleşimi sağlayacak şekilde çok sıkışık bir düzende yapılanmış. Tepenin üst noktasına yakın kent merkezi olabilecek bir yerde yönetim yapılarının olduğu tepeden aşağıya dönerek inen dar sokaklarda ki evlerde halkının sur duvarları ile çevrili kalede güvence içinde yaşadığı sur dışında ve Seha nehri kıyısında ki tarlalarında tarım ile geçindikleri biliniyor.

Şu da bir gerçek ülkemizde arkeoloji tercih edilen bir meslek olmaya başladı. Kazılar ve buluntuların incelenmesinde daha isabetli kararlar alınıp yerleşim hakkında kesin açıklamalar yapılabildiği gibi teknoloji sayesinde konservasyon çalışmaları hız kazanarak tarihleme, antik yerleşim hakkında yaşantı ve kültürleriyle ilgili bilinmek istenenler kısa zamanda sonuçlanmaktadır. Bahsi geçen kazı ekibi bu özelliğe sahip.

Her noktasında, adım başı denilecek kadar antik yerleşimleri olan Anadolu’nun batı bölgesinde ki bu alanlarda kazıldıkça tarih adeta fışkırmaktadır.

Alaşehir ilçesinin altında ki Philadelphia Antik Kenti (St.Jean Kilisesi), UNESCO belgeli Kula Jeopark ve Kollida Antik Kenti (kral mezarları), Salihli Sart Antik Kenti (Sardes Kilisesi), Adala Kanyonu, Bintepeler, (Lidya Kral Mezarları, tümülüsler) Kaymakçı Seha Ülkesi ve Akhisar Thyateria Antik Kenti ve kilisesi.

Bu güzergâhın turizme kazandırılması için gereken yardım yapılmalı, destek sağlanmalı. Kazı evi ve sosyal tesisi olarak nitelikli bir mimari proje hazırlamışlar uygulamaya geçilmesi için gerekli izinler alınacak. Böyle bir proje bu bölgede uzun yıllar çalışılacağı, kazı ömrünü uzatacağı ve önemli bir tunç çağının ortaya çıkarılacağı demektir.

UNESCO belgeli Kula Jeoparkı’ndan sonra aday listesinde olan Sart Antik Kenti ve Bintepeler ile UNESCO belgeli bir zincir oluşturacak olan bu güzergâh: Dünyanın oluşumu, yerleşimi, tarih ve kültürü açısından önemli ipuçlarına sahip.

From → BASINDAN

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: