İçeriğe geç

AIGAI’DEN YILDIZ KEÇİLERDEN SAÇMA

25 Eylül 2017

Bu Aigai’yi ne yapmalı? Kırkıp yıldız yapılsa, taşları mı? Dere tepe taş. Keçiden başka dağı taşı, ahlatı, karaağacı, çitlembiği, horoz ibiği, kuş konmazı, çalı çırpıyı seven yok. Aigai Yuntdağın’da bir antik kent hatta Aigai’den önce yapılan taş duvarlar ile taş işçiliğinde ne kadar usta olduklarını göstermişlerdir.  O zaman Aigai’yi ne yapmalı? Taşlarından camiler, minareler, evler, duvarlar ağıllar yapmalı. Hazır kesilmiş her birinde sanat olan taşlar derme çatma evlerin duvarlarına, akmayan çeşmelerine, su sarnıçlarına, camilere taşınmış. Aioil’li atalarının mirasını paylaşmışlar. Hazıra konmuşlar.

 

Alibey Camisi’nin avlusunda 2000 yılından önce var olan mevlevi tekkesi veya mutfağı, aşevi 2000 yılında yıkıntı harap vaziyetteydi restore etmek yerine harabeyi ortadan kaldırmayı tercih edip avlu düzenlemesi yapılınca kayboldu gitti. Yıkıntı ve o bölgede bulunan taşlar, hazire taşları peyzajda cami bahçesinin kademelendirildiği duvarlarda kullanıldı. Mezar taşlarının bazılarının yazılı yüzleri dışa dönük bazıları yatay konulmuş hatta mezar taşının başlığı dahi sıra taşı olarak kullanılmış.

 

Böyle yıkıntı harabe duvar veya yapıları ihya etmek yerine oralarda yeni bir duvar örüyor veya yeni bir yapı yapıyorsak yıkıntının taşları bulunmaz nimettir hazır kesilmiş yontulmuş bir taşı kullanmak. Oysa ustası onu yerine oturtmak uydurmak için kaç defa yerine koyup koyup kaldırmış biraz sağından solundan yontmuştur ve şimdi tamam dediğinde harçla veya kurşun dökerek bağlamıştır. Hiç biri olmadığı devirlerde geçmeler ile bağlantıyı sağlamlaştırmıştır. O taşta ustanın on parmağının izi, emeği, alınterinin damlacıkları vardır.

 

Ahmet Hamdi Tanpınar Beş Şehir adlı eserinde: “…Türk kültürünün kendinden evvel gelmiş medeniyetlerden kalan şeylerle bu kadar canlı surette rastgele karıştığı, haşır neşir olduğu pek az yer vardır. Kalede ve onun eteğine serpilmiş mahallelerde Türk velileri Roma ve Bizans taşlarıyla sarmaş dolaş yatarlar. Dedelerimizin mezarlarından çıkan yeşillikler hangi itikatların etrafında yontuldukları belli olmayan çok eski taşları kendi rahmaniyetleri ile yumuşatırlar; burada kerpiç bir duvardan İyonya tarzında bir sütun başlığı veya arkitrav fırlar…” diyerek Ankara’yı tasvirler.

 

Bizim bölgemizde Manisa merkez hatta ilçelerinde dahi taş işçiliği ile ünlü herhangi bir esere rastlayamayız. Ya dere taşından toplama duvarlar örülmüş, çok yerde de kerpiç veya çatma dediğimiz ahşap moloz karışımı duvarlardan yapılar yapılmıştır. Kolay yontulacak taşımız bulunmadığından zahmete katlanmayan ustalar eski cami, han, hamam, kale, köprü, çeşme gibi sivil, dini, askeri yapılarda da devşirme taşlar kullanmışlar veya taş ustaları dışarıdan (Urfa, Mardin, Diyarbakır…) getirtilmiş, diğer yapılarda yöresel malzeme kullanılmıştır.

 

Antik yerleşimi olan yörelerde de taş bol olduğundan hem de yontulmuşundan ev, ağıl, bahçe duvarlarında önceleri eserin yıkıntılarından seçerek sonra ne varsa diyerek taşlar alınmıştır. Yazılısından kabartmalı resimlilerine kadar çeşitliliği olan ve evlerin ön duvarlarında görülecek en mutena yerlerinde eçiş büçüşlerin arasında kullanılmıştır. bazı evlerin bahçelerinde sehpa yerine kullanılan sütun başlığı, altlığı, mermer avlu kaplamalarıyla neredeyse, ev müze, evin sahibi müze müdürüdür.

 

Antik kent yerleşimlerine yakın yapılan evler, köyler taşımacılık açısından bir kolaylıktır.  Bir ikincisi evin temel kazılarından çıkması muhtemel buluntular dikkate  alındığında körün istediği bir göz… sevinci yaşanır. Eh köyün çeşmesini, camisini artanlarla yapmak da hayırdan sayılınca sevap hanesi de kabarır.

 

İlk yerleşim yerleri seçilirken yol, su, güneş, rüzgar, hava, ulaşım… gibi bir çok unsurlar araştırılır en uygun şartlar bulunduğunda oraya yerleşilirmiş. Su kenarları, otlaklar, yaylalar gibi. Daha sonra hep bu yerleşim yerlerinin yanına yakınına bazen de üstüne yerleşilmiş. İlk önceleri şartlarda bulunmayan ekonomi, Lidyalılardan sonra başlıca şart olmuş. Duygusallaşan! insanlar ata dede yadigarı deyip onların yanıbaşlarına! yerleşmişler.  

Kabataş, Yontmataş, Cilalıtaş devirlerinden sonra kuvvetle ihtimal yuvarlanarak götürülen taşlar ilham kaynağı olmuş ve tekerleğin bulunmasıyla Taşımataş Devri başlamış olup zamanımıza (Yakın Çağ tarihine) kadar gelinmiştir.

 

İşte Aigai’nin agorasından üç taş, biri toprağa, biri dereye, üçüncüsü her yere düşmüş. Her yere düşen taşlar cami dahil kireç badana ile beyaza boyanmış, devşirme taşlara kapak olmuş.

Masal gibi.

From → MANİSANIN SESİ

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: