İçeriğe geç

LİZBON

16 Ekim 2017

Saat 15.00 de Lizbon havaalanına indik havalanında bir biz varız desem yalan olmaz. Herkes geçti de biz mi kalmıştık uzun koridorlar geniş salonlar bekleme koltukları bomboş. Bunlar neyle geçiniyorlar avrupa ülkeleri turizm ile geçiniyorlar ve de turistten geçilmiyordu diye düşündüm.

Toplu taşıma otobüsüne bindik durakta bilet satılıyor. Alfama denilen eski Lizbon mahallesine gitmemizi tavsiye ettiler eski binalar yenileniyor restore ediliyor sokak sağlıklaştırmaları yapılıyor. Otobüsten indik her sokaktan akın akın turist çıkıyor bir o kadar da giriyor. Başımız döndü şuraya biraz oturalım nefeslenelim dedik. Araç trafiğine kapatılmış bir sokağın girişindeki kafeye oturduk. Golf arabası gibi üstü sağı solu açık çek çek arabalarnın motorlu olanlarından uzunlamasına kuyruk kuyruğa park etmişler ellerinde resimli güzergahlar bu yarım saat şu kadar bu iki saat bu kadar euro çeşitli alternatifler sunuyor arabacılar. Listeye baktım 180 eurodan başlıyor. Kalktık kafeden uzandık şöyle bi inceden geçtiğimiz sokaklarda boydan tül perde çekilmiş çok bina sıvanıp boyanıyor. Sokaklar üç beş cm gibi küçük küçük kara granit taşlar ile yine aynı ölçüde krem taşlardan döşenmiş koca şehrin kaldırımları. Caddeler yine granit paket taş kaplı. Bordürler granit sarımtrak bazıları ama çoğu küfeki taşından muntazam kesilmiş siyah renkte. Klasik aydınlatma direkleri monte olmuş etrafına çember şeklinde beton geçirmişler otobüs duraklarının ayakları tertemiz monte edilmiş kısacası kaldırıma yola caddeye ne döşenmiş monte edilmiş yapılmış boyanmış ise pırıl pırıl hiç bir inşaat artığı beton beton yok zaten göremezsiniz. İşçilik hatası sıfır. Koca şehir iğne oyası gibi taş döşenmiş her sokağın kaldırımında farklı desen var siyah ile beyazımsı taşlar ile yapılmış ama her kaldırımı adım başı meydan her meydanda bir heykel yine heykellerden oluşan fiskiyeli havuzlar. Büyük boylu ağaçlar oturmak için banklar meydanlarda granit traverten kütlelerden koca bloktan oturma yerleri. Fotoğraf çekilen gezen tozan gözler binalarda gözler yerde üstü açık gezi otobüsleri, yerliler yok hiç görmedik sokakta gezen dolaşan yerli yok her biri dükkanında.

Bir tuhafıma giden de tuhafiyeciler, kumaş satılan dükkanlar konfeksiyon mağazası yok gibi. Hani biz el sanatları el sanatları diyoruz ya bunlarda terzilik her halde el sanatı, kumaşçı dolu.

Marka kent diye yıllardan beri uğraşıyoruz. Ağzımızda pelesenk olmuş icraat yok. Geçenlerde yazdım Manisa’nın pisliğini Şehzadeler şehriymiş.
Her avrupa ülkesi simge binaları caddeleri bulvarları müzeleri sanat galerileri meydanları heykelleri ile tanınır bilinir bilinmek için turist çekmek için bu değerlerini öne çıkarırlar. Lizbon bunlardan farklı kaldırım ve meydanları kaneviçe deseni gibi işlemişler. Marka yaratmışlar bu kaldırımı nerede görseniz Lizbon dersiniz. Turistin gezdiği bulunduğu yerlerde Lizbon’un tarihini burada gezerken okuyabiliyorsunuz, heykellerinden burada hangi büyükleri ileri gelenleri ataları ile bu tarihi yazdıklarını görebiliyor onlarla sizde resim çektirebiliyorsunuz. Her biri bir kalınca sütunun üstünde insan kabartma figürlerinin kaidelerinin üstünde altta tarihçeleri onları aralarında yaşatıp size de tanıtıyorlar.

Burada beş saat kaldık tam manasıyla tanıyamadım o yüzden daha derinlemesine anlatamıyorum. Müzelerini, sanat yapılarını kalelerini gezemedim. Oraları da inanın turistten geçilmiyordur.

From → MANİSANIN SESİ

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: