İçeriğe geç

BERGAMA/PERGAMON

16 Ekim 2017

Hafta sonu Tarihi Kentler Birliği Toplantısı için Bergama’daydım. Bergama Krallığından bahisle günümüz şehirciliği, korumacılık, kentleşme konuları konuşmalarda sıkça geçti elbette. Bergama 60 bin nüfuslu İzmir’in bir ilçesi öğleyin biten toplantıda konu“İçinden su geçen kentlerde yeni olanaklar” idi. O kadar güzel konulara değiniliyor ki bir an gözlerimi kapayıp tanıdığım gezdiğim kentleri, Manisa’yı gözlerim kapalıyken düşündüm. Anlatılanlar çok hoşuma gitmişti o kadar ilmi, o kadar planlı, yapılacaklar o kadar detaylı ve olumluydu ki.

Önce bozmuşuz neyi? Şehirlerimizi, kültürümüzü, milli değerlerimizi, çevremizi, çerçevemizi. İçinden su geçen kentler kulağa ne kadar hoş geliyor. Slogan gibi. Şehirlerimiz kentleşirken çarpılmışlar. Plancılar beşten aşağı olmaz illa ki yedi olsun. Yedi kocalı Hürmüz gibi üç de yetmez beş tane beş de yetmez yedi kat ver ver ver Allahım ver. Güzelim Bergama, antik kent, içinden su geçen kent, Kartalların dahi yuva yapamadığı tepede Akropolis, korunaklı kentin sahibi. Dünyaca meşhur Zeus Altarı’nın hatırına Pergamon Müzesi kurulan kentin sahibi.

60 bin nüfusu yedi katlıların içine sığdırmışlar. O kadar ki Pergamon Krallığının nekropolünden olan iki adet büyükçe tümülüsün dibine kadar yedi katlılar ile sarmışlar tümülüsler gözükmüyor. Allah’tan Antik Kenti bölgenin en yüksek tepesine kurmuşlarda örtememişler. Ama kentin ancak bir kaç noktasından tepeyi ve antik kenti görebiliyorsunuz. Bizim Spil’i gördüğümüz gibi.

İçinden su geçse ne yazar geçmese. Her kentte Manisa dahil yaptığımız bu kadar aymazlığı ancak Bergama Bakırçay’dan, Manisa Gediz’den, Aydın Menderes’ten su içerek (içebilirse) yüreği ferahlar.

Kentlerde turistlere veya turizme gösterebileceğimiz üç beş nokta kalmış. Gezip gelmeye, görüp gitmeye değmez cinsinden. O zaman bir rota çizelim bu rota üzerinde neler var orda bu burda şu topla göstermeye değer mi değer işte size turizm havzası, rotası oldu. Gelsinler de görsünler konuş konuş, tanıt, reklam, kampanya tam toplanacaklar hooop politika istatistikler küt aşağı.

Şimdi su boyunda neler var bunları toplayıp tanıtma rota yapma ayrı bir arayış ama sularımız kirli sanayi atıkları rengi kap kara sularda ölü balıklar, kıyılarda karabatak, ördekler can çekişirken, şehirlerde bile musluk suyu yerine damacanalar motosikletli kuryelerin arkalarında, yüreğimize su serpme içimizi ferahlatma sevdasındayken hangi suyu içimize sindireceğiz. Ormanlar maden ocağı, madenden yakayı kurtaranlar taş ocağı, bu kadar ocak varken yangına teslim edilen ormanlar. Yağmur duası, fayda etmez yakarmalar, yalvarmalar, neticede suyu çekilen dereler, ufalan barajlar, kuruyup da tarlaya çevrilen göller, yakındır su savaşları.

Evvela içimizden geçen suyu temizlemek lazım. Bu arada hızla değişime uğraması durmayan kentlerimizi korumacılık ile temizlemek lazım. Biri nemelazım derse hadi dön başa. Zor iş.

Geçenlerde biri demez mi kültür korumacılık, eski kent, bellek bunlar bizim jenerasyonun ideali, amacı. Bizim çocuklarımıza bu bilinci aşılayamazsak bu günkü uğraşılar 40 sene sonra gereksiz olacak.

İşte o zaman Kerimin arpa tarlasını yakmak kime kalır bilmem.

From → MANİSANIN SESİ

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: