İçeriğe geç

MANİSA’NIN FELAKETİ, CUMHURİYET’İN SELAMETİ.

30 Ekim 2017

Dünyada başına felaket gelmeyen ülke yok gibi. İnsanlığın kaderi ile bir canlı olan dünya aynı kaderi üzerinde yaşayan canlılarla paylaşıyor. Depremler, sel felaketleri, toprak kaymaları gibi doğa güçleri dediğimiz dünyanın yaşadığı felaketler ve dünyanın bu güçlerle değişime uğraması; tepeler eriyor, denizler çekiliyor, vadiler kapanıyor, göller kuruyor, dereler yatak değiştiriyor, suları kuruyor, ormanların hazin hikayeleri yangınlarla özdeş oluyor. Bu oluşumlar esnasında bu güçlerin değişime uğrattığı dünyada insanlık felaketler yaşıyor.

Bir de insanlığın meydana getirdiği felaketler var. Savaşlar, barajların yıkılması, kazalar, yangınlar ve buna benzer olaylar.

1945 yılında Hiroşima’ya atılan atom bombasının ısı etkisi 30 km çapında her şeyin yanmasını sağladı. Patlamanın etkisi ile esen alev rüzgarı her yükseltiyi dümdüz etti. Hala acıları devam eden bombanın patlatıldığı gün ulusal matem günü ilan edilip yas tutuluyor.

Buna benzer yıkıntı ve yangın Manisamızın başına gelen bu güne kadar ki en önemli felaket kurtuluş savaşımız esnasında 1919-1922 yıllarında yaşandı. Hep söyler dururuz Manisa’nın ¾’ü yanmış yıkılmıştır diye. Ama gözümüzün önüne getiremeyiz. Ne zaman ki Uşaklı Sayın Haldun Temel Ersan’ın internetten tesbit ettiği: Fransız banker Albert Kahn 1908-1931 yılları arasında ‘Gezegen Arşivi’ oluşturmak amacıyla dünyanın her yerine film ve fotoğraf sanatçıları gönderip de çektirdiği 11-12 Ocak 1923 tarihli yangından sonra ki Manisa fotoğraflarını görünceye kadar.

img_1588img_1592img_1589

İçim çekildi, gözlerim doldu, o zaman anladım şehrimizin belleğinin silindiğini. Manisa’mızın yok oluşunun kayboluşunun bir tarihin 150-200 yıllık geç Osmanlı Dönemi’nin Manisa’sı, tarihi yapılar arasında bu yapılarla uyumlu evleri, konakları, şehrin silüetinde birbirine yaslanan yapıları, çingene kiremitli çatıları, cumbalı dar pencereleri, Osmanlı tarihi ile donatılmış muhteşem şehrin geçmişinin silinişini, kaybolan belleğini gözlerimin önüne getirdim. Çekilen acılar, ölümler, tecavüzler, kıyımlar, zulümler tam bir insanlık dramının yaşanmışlıkları.

Her akşam hava karardığında korku sarardı her yanımızı, kapının yanında ki kerpiç duvara astığımız kandili söndü mü diye sık sık kontrol ederdik. Kapıdan ancak başımızı uzatacak kadar endişeli bakışlarla şöyle bir başımızı kaldırır içeri kaçar gibi baş çekişlerimiz ile içeride sessiz ölüm bekleyişinde gibiydik hepimiz. Yunanlı askerin söndürerek provoke ettiği kandilimizi “Yakın” diye uyarmak için taciz edercesine gecenin sessizliğini bastırır şekilde tüfeğinin dipçiği ile gümletirdi ahşap kapımızı. Korku ile kapıyı açan babaannemin araladığı kapıyı iter içeriye girip şöylece kolacan ettiği genç kadın arayışlarında ki saklanışlarımızda ki nefes tutuşlarımız çatlatır derecesindeydi. Kasti söndürülmüş kandili yakmaya çalışan babaannem içeri girdiğinde müjdeli haberi vermişti. “ Siz artık yatın sesinizi de çıkarmayın Mustafa Kemal Uşak’tan yola çıkmış” dediğinde çığlık atasım gelmişti.

Sabah uyandığımızda Yunanlılar da bir telaş başlamış yandaşları rumlar ve bizim soysuzları da aynı telaş kaplamıştı. Sonradan anladığımız görevlendirilmiş düşman askerinin bazıları yangın alayları, ellerinde meşalelerle sekiz on bölgeye ayrılmış güzel Manisa’mızı yakmaya başlamışlar düşman askerinin bir çoğu Manisa’yı boşaltmış İzmir’in yolunu tutmuş, kaçıyorlardı.

Söndürmek için yaşlılarımızın gücü yetmediği gibi çoluk çocuk az sayıda gençle zaten az sayıda kalmış komşularımız ile her yandan yanmaya başlayan ve hızla yükselen alevleri söndüremedik. Camilere, hanlara, taş yapılara sığınırken göz yaşlarımız ve çaresizliğimiz ile, evlerimiz, Manisa’mız yanarken yüreğimiz de dağlanıyordu…

Kurtulduk, kurtuluşumuza erdik, Mustafa Kemal sağolsun, var olsun. Sevinçlerimizi yanık, yıkık Manisa’mızda, kutluyorduk sokaklarımızda. Evimiz yok barkımız yanmış, ümidimiz varlığımız dayanmış.

Evlerimiz yanmış bir kapımız kapanırken bir çok kapı açılmıştı. İstiklâlimiz, 29.Ekim.1923’te Cumhuriyet dediğimiz kapıdan geçmişti.

Çizerek kanımızla öz yurdun haritasını,

Dindirdik memleketin yıllar süren yasını.

Bütünledik her yönden istiklâl kavgasını.

Bütün dünya öğrendi, Türklüğü saymasını.

Türk’üz Cumhuriyet’in göğsümüz tunç siperi,

Türk’e durmak yaraşmaz, Türk önde Türk ileri.

From → MANİSANIN SESİ

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: