İçeriğe geç

İZMİR CADDESİ-1

19 Kasım 2017

Sultan Camisi’nden Kırmızı Köprü’ye kadar İzmir Caddesi: Sultan Camisi, Muratgermen İlkokulu, Kırmızı Köprü belli başlı ve günümüze ulaşmayı başarmış yapılar.

Sultan Camisi’nin yanında ki Sultan Parkı dutluktu yaz aylarında bostan pazarı olur at arabalarına piramit şeklinde istiflenmiş kavunlar karpuzlar tane ile değil toptan satılırdı. (Rahmetli babam Kocakumlar Tımarı’nda komşu olduğumuz Malo İsmail’den alırdı bir araba karpuzu babam bilirdi ki Malo İsmail karpuzu sulamaz sulanmayan karpuz lezzetli olur derdi. Şimdi bırakın sulamayı kabağa aşı yapıyorlar karpuzun feleği şaşıyor.) Yaz ayları haricinde toprak zemin olan dutluk rüzgarla toz, kışın yağmurla çamur olurdu. Hani şimdi asfalt diye belediyenin kapısını aşındırıyorlar ya ne gezer iki ana cadde haricinde onlarda paket taş dediğimiz granit taş kaplıydı diğer yolların çoğu toz toprak, asfaltı on yaşına gelince gördük. O zamanda parke taşlı yollar zıplatıyor diye erdim şükür gördüm şükür serdiler asfaltı taşların üstüne.

Bu dutluk alanın kuzeyinde şimdi Sağlık Müzesi olan imaret vardı. Yıkık dökük o zamanlarda her eski eserin etrafında bahçesinde kokar ağaçları mutlaka olurdu. Sanki bi nevi koruyucularıydı bu ağaçlar. Eskiden bu eserleri korumamışlar diye şimdikiler kızıyor. Eski fotoğraflarına bakınca şimdi daha iyi anlıyorum. Yokluk zamanı çingene kiremidi dediğimiz kiremitler bile elde yapılıyor. O kesme taşları usta mı var kim kesip kesip yerine koyacak. Devlet karneyle ekmek dağıtıyor, yol yok su yok kanalizasyon yok, vatandaşına bakamıyor eski eseri kısmış.

Caminin karşısında Saruhan Parkı’nın cadde yönünde 60 yılı öncesine tariflenebilen bir sıra ev, arkada bakımsız yine kokar ağaçlarının yanında selvi çalılık cangıl diyebileceğim girilemez yeşilliğin içinde bakımsız Saruhanbey Türbesi vardı. Kim tanır bilir Saruhanbey’i kitapsarayda ki kitaplardan başka evde orda burda dükkanlarda pek kitap olmaz okul kitaplarını nesilden nesile intikal ettirirdik analarımız kitaba yazma kitabı yırtma yıpratma der bizde aman yıpramasın diye açıp okumazdık! Saruhanbey ve gibileri bize çocuklar için yasaklanan yerlerdi. Hoca takılır, cin çarpar şeytan işer diye çocukları yaklaştırmazdı büyüklerimiz ama onlar çaput bağlamaya giderlerdi.

Cadde üzerinde ki ev kümesinin bir başkası merdivenlerden çıkarken sol tarafta şimdi ki kuşçular kahvesinin sırasında vardı. (Bu merdivenlerin hemen başlangıcında kollu döküm sokak çeşmesi vardı. Bu sokak çeşmelerinin sokakları yerleri hala hatırımda.) Burada da 60 yılı öncesi rum evi yapı tarzında bir kaç evin önünde kaldırım hak getire taş duvarlı, yoldan giderek yükselen eğreti bir kaldırımı vardı.

Caddeden Sultan Cami’sinden Karaköy’e doğru devam ederken sol tarafında yer yer tek katlı rum evi tarzında evler kalabilmiş hatta imarı olup uygulaması yapılmamış eski plan dokusuna göre dar ve kıvrılarak Adakale’ye çıkan sokakların yanında cadde üzerinde bir çoğu yenilenmiş iki üç katlı evler bulunuyordu. Karşı sırasında Fahriye Hocanımın bahçeli yarım tek kollu merdivenle çıkılan tek katlı bir evi vardı daha düne kadar.

Muratgermen Okulu’nun doğu köşesinde Yazlık Zafer Sineması, yazlık sinemalar içerisinde en düzgünü seyir açısından uygun kotta kademelendirilmiş, planlı projeli bir sinemaydı. En arkada boydan bir sıra locası vardı. Çocuklu aileler buraları tercih eder iki sandalyeyi birleştirerek çocukları yatırıp uyuturlar sinema çıkışı kucakta uyuyan çocuklu aileler birbirlerine filmi tekrar anlatırlardı. Film arasında gazozcu sandalye aralarında ki boşluklarda gezer gazoz alanlara gazoz şişesini duyulsun diye patlatarak açar canı çekenler el kol ile gazozcuyu çağırırlardı. Çiğdem, film seyrederken olmazsa olmazımızdı. Çay bardağı ölçek gazete kağıdı veya miadı dolmuş defter yaprağı külah, çıtlamak serbest. O zamanlarda evlerde patlamış mısır çok yapılırdı bilhassa kış akşamları ama sinemaya götürülmezdi. Çiğdem, gazoz ve sinema triosu ayrıcalık addediliyordu.

Sinemanın yanında ki hala dar (ne garip) sokağı geçince Muratgermen Okulu şimdi ki haliyle diyemeyeceğim cadde cephesinde öğretmenlerin kullandığı peyzajı planlı ağaç, yeşil ve çiçekli bahçesi vardı, öğrencilerin bu bahçeye geçmeleri yasaktı. Cadde kapısından merdivenlerle bahçeye çıkılır okula yine merdivenler ile girilirdi bu merdivenleri mezuniyet veya yıl sonu okul kapanmazdan önce her sınıf fotoğraf çekilmek üzere kullanırdı. Baş öğretmen dediğimiz okul müdürü her fotoğraf karesinde mutlaka olurdu. Arkada öğrencilerin teneffüs, jimnastik dersi yaptığı ortasında muslukları olan şadırvan şeklinde sekizgen planlı bir çeşmesi vardı arka duvara bitişik atölyeler, tuvaletler, depolar bulunurdu…

HAFTAYA KIRMIZI KÖPRÜYE DOĞRU.

From → MANİSANIN SESİ

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: