İçeriğe geç

İZMİR CADDESİ-2

28 Kasım 2017

…Bizim evimiz okulun karşı sırasında 100 metre ötesindeydi. Çocukluğumun geçtiği atrium plan tipli bahçeli evimizin önünde İzmir caddesine açılan şimdi ki evimizin arsası bulunuyordu. Evimizin planını da belki evimizi inşa eden Hayrettin isminde bir göçmen usta 1950 yılında yapmış. Kerpiçten bahçeli tek katlı çok güzel bir evdi. Altılı kerpiç üreten tahta kalıplı bir alete samanlı ve killi özel çamur doldurulur biraz bekletildikten sonra kalıp çıkarılır yerde kalan çamur bloklar güneşte kurumaya bırakılırdı. Bir müddet sonra yerinden alınır duvar örülürdü. Bir taraftan duvar örülürken bir taraftan da kerpiç dökülürdü. Toprak zeminli yerden 50 cm yüksekçe olan odaların zeminleri, ahşap direkler üzerine karkası hazırlanan kadronlara tahta çakılır rabıta dediğimiz zemin oda tabanı oluşurdu. Ahşap çamur karışımı bu tip evler insan sağlığı açısından çok kullanışlıydı. Ev her yönüyle nefes alıyor bakteri mikrop üretmiyordu.

İşte bu kerpiç evimiz dururken önde ki arsaya üçüncü kata sırtta teneke ile taşınan betonla dökülen dolu tuğla ile 25-30 cm kalınlığında örülen duvarlar ile yığma bir ev yaptık. Bu da kerpiç eve göre %50 nefes alabilen bir evdi.

Bu evimize ben Muratgermen Okulu’na giderken oturmaya başlamıştık. Karşımızda yani caddenin karşı tarafında ben de hatıraları olan komşumuz Rahmetli Hikmet Hanım Teyze’nin evi vardı.

Sakız tipi plan dediğimiz ortasında hayat veya koridorun genişletilmişi salon, oturma odası da denilen, sobanın yandığı ve diğer iki yanında bulunan odaları da ısıttığı bir mahal. Sokaktan caddeden altı yedi basamakla balkonumsu bir sahanlığa çıkılırdı. Sokak kapısı açıldığında dar bir antre ve oradan bu bahsettiğim hayata geçilirdi. Sokak girişinin karşısında camekanlı, arka bahçeye açılan bir kapısı olan bu hayattan bahçeye bakıldığında Hikmet Hanım Teyze’nin meraklı olduğu çiçekleri, bahçeye sığmamış saksılar çiçekleriyle üst üste durur, aralarında yine çok sevdiği kanaryası kafesinde şakır şakır şakırdı. Mahrem olduğu için odalara çocuk yaşıma rağmen girmezdim.

Hikmet Hanım Teyze hatırladığım kadarıyla biz de caddeye bakan yeni evi yaptığımızda taşınmıştı sanki, gün görmüş kadındı. Kış günleri annem ile birlikte eski kazakları söküp ipinden yeni model kazak hırka örerler o örgü modeli çıkarırdı. Bir kızı Balıkesir Eğitim Enstitüsünde öğretmen, bir oğlu da İstanbul Güzel Sanatlar Fakültesi mezunu grafikerdi. Bizim yeni evin camekanlı ahşap iki kanatlı bir kapısı vardı. Güneşe baktığı için menteşeleri sık sık yağlanmak isterdi aksi takdirde gıcırdayarak açılırdı. Bu gıcırdamayı duyan Hikmet Hanım Teyze sokak pencerelerinden birini veya sokak kapısını açar “Azmi oğlummm” diye seslenirdi. Mahalle bakkalımız Ahmet bakkaldan ekmek veya ihtiyacı neyse onu aldırmaya gönderirdi. Bu o kadar sık olurdu ki ben bakkala gitmemek için kapıyı ötmesin, gıcırdamasın diye yağlardım, evdekiler bilmezdi. Çocukluk işte. O günler o komşuluklar geri gelse…

İzmir Caddesinde karşılıklı evden birinden kapı gıcırtısının duyulması, inanılacak gibi değil. Bisiklet, at arabası, yaya geçenden başka bir vasıta yok ki. Ezanlar minarelerden okunur, kumruların guguguk ötüşleri öğle sıcağında çocukluk uykularımızda ninni gibi duyulur, annelerimiz evden seslendiğinde sokaktan eve girerdik. Sokak kavgalarında bahçemizde aylarca bağlı kalmış yazın bağa götürdüğümüz köpeğimiz Kocagudo’yu kavga ettiğimiz çocukları korkutmak için zincirinden tutup da çocukların üzerine sürdüğüm de zaptedemez beni sürükler derecesinde koştururdu.

Topraktan humba, ahşaptan toka ipine kaytan derdik. Zeytin dalının çatalından sapanta, traktör iç lastiğinden gıcır yapar kuş vuracağız diye kiremitleri kırardık. Telden yaptığımız arabayı sürerken en sakin halimizdi. Mahalle camimizin müezzini Arif Hoca caminin avlusunda şamata yaptığımızda kovalar kendimizi affettirmek için namaza girerdik, Ramazan aylarında akşamları gizliden çıktığımız minareden maniler söyler, Teravih’de namaza diye camiye gider caminin altını üstüne getirir cemaatin ayakkabılarının birer teklerini diğerleriyle karıştırırdık…

(Kırmızı Köprü’ye haftaya varırız inşallah.)

NOT:Geçen hafta ki yazımızda Muratgermen okulunun yanında ki yazlık sinemayı anlatırken adını sehven ‘Zafer Sineması’ diye yazmışım bu sinemanın adı ‘Yazlık Zevk Sineması’dır.’ Beni uyaran Nurullah Koçlular’a teşekkür ederim.

From → MANİSANIN SESİ

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: