İçeriğe geç

ALLAH GÖNLÜNE GÖRE VERSİN.

26 Ocak 2018

Kamusal alan, toplumsal mekan, gençlik merkezi, çocuk köyü, eğitim yuvası, sosyo kültürel alan… Bunlar günümüzde çok söylenmesine konuşulmasına, yapılar yapılmasına, binalarda yer ayrılmasına kadar çok uğraşılsa da adı uğraşmak değil yasak savmaktan öteye geçememiştir. Bunda kimin veya kimlerin günahı vardır? Tek taraflı değil yani yapıları yapanlar, binalarda yer ayıranlar, program ve eğitim için gerekli personel zaman ve plan yapanlar değil elbette. İçini doldurmamız gereken biz vatandaşlar da var işin içinde.

 
Bu programlar genç ve çocukların okul zamanlarında kullanacağı uyacağı programlar değil. Kış aylarında okulların açılmasıyla hummalı bir eğitim zamanı başlamış oluyor çocukların ders çalışmaktan o kurstan bu hocaya dershaneye koşmaktan vakitleri kalmadığı gibi günlerin çok kısa olduğu dönemde, sabahın esselasında evden çıkıp akşamın karanlığında evlerine gelmekteler servis kapılarının önüne kadar bu çocukları getirip velileri anneleri çocukları ellerinden tutup eve sokmasalar sokakta evlerini bulamayacakları gibi kaybolacaklar da. (Eğitim şart da soluksuz eğitim gibi değil)

 
Üniversite çağında ki gençlerin biraz daha geniş zamanları boş vakitleri olabiliyor olsa da o zamanlarını da yanlış değerlendiriyorlar. Anadolu’nun çeşitli yerlerinden kıyı köşelerinden üniversiteye üniversite şehirlerine geldiklerinde biraz sağı solu tanımak için dolaşmaya başladıklarında alışkanlık oluyor ve yine yukarıda bahsedilen mekanlar alanlar boş kalıyor.
Bunlar birer bahane değil. Yanlış uygulamaların tezahürü. Bunlar eğitim aylarında nasıl kullanılır düzeltilir sosyolog psikolog benzer mesleklerin işi. En kestirme ve kolaycı yol bahsi geçen mekanları yaz aylarında kullandırmak. Zurnanın zart dediği yer de burası.

 
Yaz geldi yüzme, futbol, basketbol, voleybol, gibi meşguliyetler yine bu mekanların boş kalmasının sebepleri. Dedemlerin bağı dağı, dayımların yaylası, amcamların yazlığı, annanemin sazlığı, tütün, pamuk tarlası, sahillerde yaz tatilleri, denizlerde yüzme sefası. Okul kapandı okuldan yazlığa, okul açıldı yazlıktan okula olunca mekan, hüsran, boşa sağlanmış imkan. Eğitim sistemi değişse de kafaların değişmesi lazım. Değişir mi? Doktor reçete yazmıyor.

 
Biz çıraklığa giderdik: Usta, müşteri dükkan ilişkisiyle sosyalleşmeyi, komşu usta, rekabet yerine dürüst esnaflığı, öğle tatilinde sefertasının soğuk yemeği, evde ki sofranın bereketi nimeti helal yemeği, ustanın verdiği bir saat arada, çarşı camisinde mescidde ikindi namazından sonra imam Kur’an okumayı, çıraklığa gidiş gelişlerde, bisiklet veya sırtta kirli iş torbasıyla dayanışma ve arkadaşlığı öğrenir, bir hafta on gün evcek yapılan tatilde yüzmeyi öğrenmesek de çırpınmayı öğrenir, bağa taşındığımızda her sabah dükkana gelirken hasırdan küçük sepetlerde sabah toplanan incirleri komşu ustalara ikram eder, hormonsuz ilaçsız ama o kadar da lezzetli üzümleri usta memur müşterilerine sepet sepet dağıttırır göz hakkını olanın olmayana borcunu öğrenir, haftalık almayı utanır “okul harçlığı biriktir” dendiğinde alır annemize teslim ederdik.

 
Topla koşan topu, okumaya giden okumayı, çıraklığa giden hayatı, ama herkes adam olmayı öğrendi.
Hasletler kaybolunca, tatiller uzayınca, meşguliyetler artınca, gıdalar hormonlu, etler GDO’lu, süt yoğurt cüzdan katkılı, üç beyaza yaklaşma, kimseyle tokalaşma, sakın sarmaşma, öpüşme, koklaşma, konu komşu zaten hak getire…

 
Eeeee o zaman yapacak bir şey yok. Hadi Allah rast getire.

From → MANİSANIN SESİ

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: