İçeriğe geç

GÖBEKLİTEPE

22 Ekim 2018

Kazmaktan yapmaya başımızı yukarı kaldırıp bakmaya zaman yok. Habire debire her yer kazılıyor. İndikçe derine iniliyor hem tarih hem kültür hem inanç hem yaşayış yönüyle şöyle bir başımızı kaldırdığımızda meğer üstte anlatılanlar bitmeden, altta değişmiş.

 

İnsanlık her kazma, çekiç, fırça, darbeleri ile evrim geçiriyor. Paleolitik Mezolitik Neolitik yani sonuna litik koyduğunuz her devir yaşanıyor burada. 5000 yıl mezopotamya’ya inad 12500 yıl. İnsan yaşamış. Yuh deyince paleontologlar insan ama bizim gibi değiller deyip hayretlerde indirim yapıyorlar.

 

Bu defa insan gibiler merak konusu oluyor. Urfa’ya peygamberler şehri deniyor ama koskoca dünyada yeryüzünde bilmem hangi alemde veya alemlerde insanlığın üst üste yaşadığı gibiymiş muhayyilesi uyandırırken kendinizi tarihçi zannediyor ve başlıyorsunuz yorum yapmaya… Hey gidi koca dünya bula bula neredeyse mavi göğü boyayacak kadar sarı topraklarda mı yaşattın bunca evrilmiş insanı. Medeniyetleri toprağa gömülmüş, şimdi çok bilmişleri vay anasını dedirterek hayrette bırakıyorlar.

 

Merak insanlığın en mütecessis hissi. Bu mu insanı yaşatıyor acabalar peşpeşe gelince bir kazma daha vuralım deyip dünyaya tutunmak mı mütecessis fikir veya 100 yıl sonra ne olacak demek mi muhayyel akıl.

 

Kimi insanlığın yedek parçasını üretme gayretinde kimi hakka tevekkel edip allahın işine karışılmaz günahsızlığına sarılmada kimi tüm engelleri aşıp inançların arasından sıyrılıp ben benim gerisini ilerisini bilmem toprağa karışıp nereye gittiğimin önemi yok sevaplarının savurganlığını yapma günahında. Günahsızlar kader avutmacasındayken merakı ile günahın eşiğinde bir ayağı.

 

Bunca çelişkiler yumağına dolanmış çabalarken inançlarımızı geri kazanmanın tövbeleri fayda etmezken, Urfa peygamberler şehri’nde çeşitli inançların yoğrulduğu ama yaratanın tek olduğu neticesinde birleşildiği noktadaydık. Hatta; belki, acaba demeden, başa dönmeden, Göbeklitepe’den aşağıya inmeden, tam da bulunduğumuz yerde dünyanın merkezindeydik.

 

Urfa sıcağında; çilelere, dertlere, devrana, zamana, dünyaya inad taşların dikine dikine konduğu gölgeliğin altında ucsuz bucaksız sapsarılığın rengarenginde düşündüm durdum. Dönüp dönüp dikine konmuş taşlara baktım da baktım. Sonsuzluğun başlangıcı burası mı diye. O kadar ne geriye ne ileriye gidecek değilim ama meğer herkes otobüslere gitmiş en son gidecek ben kalmışım.

 

From → ANADOLU'DAN

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: