MANİSA DAĞI/SPİL+MANİSA
Hıdırellezin bir gün evveli 5 Mayıs Salı günü avara kasnak bisiklet turuna çıktım. Naht Sanatçısı Hasan Kabadağ’a uğradım. Fatih Sanat Galerisinde Frida Kohl günlükleri sergisi vardı onu bugün ziyaret edecektim, ama İnciyle birlikte bir vesileyle dün gezmiştik, girmemle çıkmam bir oldu diyebilirim. Bazı konuları olayları günleri kutlama ve temsilleri abartıyoruz tabii bazılarımız ve belli bir grup. Buna benzer birçok sanatçımız var, önce vatanımızı tanıyalım sonra yurtdışına turlara çıkalım deriz. Bu da bu dediğimiz gibi bir sergi. Ve ayrıca günlüğü animasyon portreler, fantastik odalara konulmuş alçı yapımı kafataslar egzotik ışıklandırma ve esrarengiz odacıklar içinde camekanlara konulmuş not kağıtları ve bu kağıtlar üzerine yapılmış karalama resimler. İlham anılacak, özenilecek hiçbir şey yoktu. Sadece, hayat hikayesini bilenler ömrünün yarısını hastanelerde ameliyatlarla geçirmiş bir sanatçı ama sanatını göremedik tabii. Neyse bu dünkü anımdı.
Hasan Üstadın mekanından aşağıya Atatürk Bulvarından İstasyona kadar sarkıldım. İstasyon Meydanından sola dönüp bisiklete dahi ayrılacak bir emniyet şeridi olmayan Mehmetçik Caddesinde ensemde taksiler, sırtımda servis midibüsleri gitmekte zorlanınca soluğu, kaldırıma çıkarak aldım. Neydi derdin Azmi demeden geçemeyeceğim: Evimizin balkonundan kule vinç gözüküyor tahmin etmeme rağmen o kadar yakında duruyordu ki bir türlü anlam veremiyor ama tahminim de ısrarlıydım. Cider Yağ Fabrikasının arsasına yapılan inşaatın kule vinçi diyordum. Kuş uçuşu ne kadar yakın gözüküyordu. Oraya doğru meydandan sola dönmüştüm. Neyse muradıma erdim! tahminimi doğruladım. Avara kasnak nereye gideceğimi bilmez bir vaziyetteyken İnci aradı telefondan “biz Kır Kahvesindeyiz gel.” Nereden gideyim? Yolumdan döndüm, o kadar yoğun bir trafikteyim ki; Öğretmenevi Kavşağının Barbaros Mahallesi yönünden Mimarsinan Bulvarına bisikleti, biraz yürüterek biraz sürerek çıkabildim. Kumludere Caddesi’nin Aynı Ali Türbesi Mevkiine geldim. Buradan Niobe’ye kadar süreceğim. Derdim trafik; yollar parklanmalardan dolayı tek şerit, o da araçlar için. Kaldırım diye birşey yok, işgal işgaliye. Şu işi biz çözmüştük. 15 yıl boyunca hiçbir esnaf dükkanının önüne çıkamamıştı şunu da başkanlara örnek olsun diye söyleyeyim: 2009 seçim dönemi öncesi yönetim, ne kaldırım ne cadde her taraf her cadde, sokak işgaller altına, millet nereden yürüyeceğini bilemiyor, kaldırıma çık yola in, makaslar atıyorlardı. 2009 yılında belediyeye geldiğimizde ilk işimiz işgalleri kaldırmaktı. Birçok esnaf “bir daha ki döneme seni de göndeririz” diyerek yemin vermişti ama, 15 yıl işgalsiz belediyecilik yapmıştık.
Zar zor Kumludere’nin başlangıcına ilk noktaya çıkabildim. İvazpaşa Camii’ne geldiğimde Hıdırellez karşılaması yapan; yürüyen, oturan, gezen, dere duvarlarında oturan, birçok kadınla karşılaştım.
Nihayet son durak bizimkiler bahçe duvarının yanında ki masada oturuyorlar ben de bahçe duvarını aştım sarmaşık güllere dalaşmadan masaya iliştim bisikletimi de duvara dayadım, gidonu sırtıma değiyor varlığını hissediyordum. Şöyle bir etrafıma baktım, vallaha hizmet eden garsonlardan başka bir tek erkek bendim, emekli olduğum için farkedilmiyor ortama uyum sağlıyordum!
Bedriye Aksakal Ablam Büyükşehir Belediyesinin aylık Niobe Dergisini çantasından çıkarıp verdi. Meğer çantasında devamlı bulunduruyormuş. Bir yandan dergiye göz gezdiriyorum öte yandan çayımı yudumluyor arada bir masaya dönüp lafa söze karışıyordum. Bir zaman sonra başlarına sarmaşık otlar papatyalardan taç yapmış kadınlar hareketliliği oluşmaya başlamıştı. Bizim masa da bu akıma uydu. Ben de işe yarayayım diyerek bol bol fotoğraflarını çektim.
Hıdırellez bilmeyen yoktur. Son yılların mucizesi yapay zeka bile öğrenmiş. Öğrenmeyenler hala var. Adı Fetih Mescidi olan yeni restorasyonu yapılan yapıya Fatih Mescidi deyip çapıt bağlamışlar diye hala kınıyorlar. Orası halk arasında bez bağlanarak dilek dilendiği için Hacet Mescidi olarak bilinir. Her ne kadar restorasyonu yapılıp ibadethane olsa da gelenek değişmiyor. Bu bir orta asya türklerinden gelen ritüeldir. Buna benzer inançlarımızda ritüeller olduğu gibi yürütülmesinde, her yıl zamanı günü geldiğinde uygulanmasında bir beis görmüyorum. Bilhassa geleneklerimize bağlı biri olarak unutulmasını köksüz bir millet gibi giderek yozlaşmamızı istemem. Baharın gelişinin bir başka anlamda anımsanmasına baharla birlikte uyanan tabiatın kutlanmasına ümitlerin yeşermesi için edilen dualara “dilekleriniz kabul olsun” diyerek, masadan ayrıldım,sırtıma değen gidonu tutup duvardan yola atladım.
Kalabalıktan dolayı bisikletimi bir müddet elimde götürdüm. Niobe’ye geldiğimde iniş aşağı frenleyerek bolca dikkatle İvazpaşa Köprüsünü geçince sağa ara sokaklara saparak trafikten azade yüksek duvarlardan oluşan dar sokaklardan avara kasnak turumu bitirdim.
Şunu bir daha düşündüm. Manisa Karaköy daha doğrusu İzmir Caddesi üst tarafı güneyi devamında Murat Caddesi bu yönde ki birçok mahallesi yani Spil’in etekleri Eski Manisa yerleşimleri dağla iç içedir. Hakikaten Kırmızı Köprü’den yukarı doğru yürüdükçe dağın içine girersiniz. Bir büyükşehir ama dağın eteğine yerleşip Gediz Ovasını seyrediyor.
Ama bu tokiler, dağ taş ova nehir deniz yeşil bilmiyor, mektepte okutmamışlar bunlara. Göktaşlı, İshak Çelebi Mahalleleri Bayındır, ile araya bu tokiler girdi çin seddi halt etsin dağın manzarası, yeşili, ihtişamı, rüzgarı, yaz günlerinin esintisini kesti. Sadece bu mahalleler değil Manisa’nın da iflahını kesti.
Yapanlara yaptıranlara, mübarek olsun.
Ovası ayrı, dağı ayrı. Spil, söz de Milli Park; kepçe denilen ekskavatörleri eline geçiren dağı oymaya düzlediği yerlere, eciş bücüş evler yapmaya başladılar. Arayan soran yok, yağma Hasanın böreği; Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin, Doyuncaya, tıksırıncaya, çatlayıncaya kadar yiyin. T.F.
Gün gelir devran döner.