FOÇA’DAN FOÇA’YA
Bu bölgede yerleşimlere ve yerleşim içindeki mahallelere ad bulmakta bir zorlama var. Foça çok önemli ve paylaşılamayan bir ad gibi eski diyelim yeni diyelim ama illa ki Foça olsun. Bağarası yeni bağarası. İkisi de aynı yer. İkisi bir olmuş yeni adı Kazım Dirik olmuş. Gerenköy artık kimi gerdiyse yarısı Kemal Atatürk, diğer yarısı Mareşal Fevzi Çakmak.
Kerameti kendinden menkul. Yeniden Eskiye gideceğim. Bu yıl Foça’nın havasına giremedim veya havaya girecek yaşım geçmiş. Erken kalkamıyorum. Sözde bu sabah erken kalkıp sabahın serinliğinde, en azından giderken bisiklet sürecektim. Geçen yıl, sabah serinliği dediğim zaman içerisinde birçok uzun yola sıcak bastırmadan gidip dönüyordum. Neyse 08’de yola çıktım. Rüzgar kuzey yönünden arkamdan esiyor. Foçanın dik yokuşlu dağ yolunu tırmandıktan daha doğrusu tırmaladıktan sonra hafif inişi olan 10 km’lik Bağarasına gidilen komando okulu yanından geçen yola girdim. Bisikletim öyle akıyordu ki pedal basmadan Kocamehmetler viyadüğünü geldim. Viyadüğün bitiminden sağa Pers Kralı Anıt mezarı yoluna girdim.
Bir çok çiftlik evi var bu güzergahta. Anıt mezara hemen yanındaki dere üzerindeki Osmanlı köprüsünden ulaşılıyor ama köprünün giriş ve çıkışı beton bloklarla kapatılmış. Sağıma soluma baktım Deli Dumrul nerededir öyle ya geçenden 5 geçmeyenden 10 akçe alırmış akçesini vereyim. Neyse beton blokların yan tarafından yayalar geçe geçe yol yapmışlar. Bisikletim elimde patikamsı bu dar yerden geçtim. Hakikaten sağıma soluma baktım niye burayı kapatmışlar diye. Anıt, gelen geçen araçtan tahrip mi oluyor? Karbon salınımı esere zarar mı veriyor? Bir anlam veremedim.
MÖ 4.yy tarihlenmiş olan bu anıt Perslerin Sardesi almasından sonra General Harpagos komutasındaki Pers ordusunun Phokaia ele geçirmesinden sonra yapılmış olmalıdır diyor tarihçiler. Tarihçiler efsaneleri sever. İran nireee, Sardes… anlaşılır şekilde yazayım Tahran nire Salihli nire. Üç kuşak önceki dedelerimizin adını bilmezken tarihten MÖden önceki isimleri biliveriyoruz. Hemde MÖ 546 tarihi veriliyor sadece günü belli değil, belki de o yıllarda günlere isim verilmemiş olmasından. Persler Anadoluyu almışlar ama Anadolu onları içine sindirememiş. Perslerin buraya geldiği tarih kitaplarındaki yazılardan anlıyoruz. Büyük eserlerden şehirlerinin varlığından ziyade buradan geçmişler, sağa dönüp Efes’e, doğru gidip Sardes‘e ulaşmışlar gibi hayatları yollarda geçmişmiş.
İşte buradan ana yola çıkıp iki girişli Eskifoça‘nın bisiklet yolu olan girişinden girdim. Yıllar önce bu bisikletli yolda haliyle bisiklet yolu yoktu, deniz üs komutanlığı yerleşkesinin yanından geçtiğinden, emniyet açısından bu yol kapatılmıştı, alternatif olarak ferhat gibi dağlar aşılarak yeni yol yapılmıştı. Eskifoça’ya yeni adet. İnişli çıkışlı virajlı bir yol. ‘Korku dağları bekler’ tabiri buradan çıkmış olmalı. Şimdi üssün yanından gelip geçiliyor, geçenlerin birçoğunun deniz üssünün varlığından bile haberlerinin olduğunu sanmıyorum.
Üssün kapısının karşısı olmasa da karşısı gibi bir yere Foça Belediyesi Hizmet binası yaptı. Asker sivil dayanışmasıyla bu endişe de kalkmış oldu. Burası kestirme bir yol olmasına rağmen diğeri hala kullanılıyor. ”Lüks, vaktin olduğundan kestirme yoldan gitmektir.”
Lafı uzattık ama, eski yeni o kadar yakın ki hemen gelivermeyelim istedim.
Eskifoça’ya geldim. Amacım turdan ziyade bir işimi halletmekti. Bisikleti turlamaktan ziyade ulaşım aracı olarak kullanmıştım. Belediye otobüsü 65 yaş üstü kartı çıkartmaktı işim. Belediye otobüsü tabirini nostaljik olduğu için kullanmayı tercih ediyorum. Çocukluğumda bindiğim ilk otobüs Manisa Belediye otobüsüydü.
Yerini Abdullah’tan öğrenmiştim. Balık halinin yanındaymış. Yine de nokta atışı için bir gençe sordum. Garajın orada demez mi tam ters yön. Z kuşağına güven olmaz. Herşeyi bilir gibi yapıp birşeyi bilmezler. Zaten onlarda kendi aralarında çok bilmişlere Herbokolog diyorlar. Şimdi bu gibi hallerde emin olmak için 40-50 yaş üstüyle muhatap olacaksın. Öyle yaptım, adam başını kaldırdı işte abi şurası deyip üst katı işaret etti.
Müracaatımı yapıp telefonumu bırakıp (yok unutmadım) telefon numaramı bırakıp bir hafta içerisinde haber veririzden sonra zaten kilitleyemediğim bisikletimi çalınma korkumdan hızlıca kalkıp, merdivenleri de trabzandan kayarak indim. Yol arkadaşım beni bekliyordu. Ohhhh.
Kahvaltı için, ana caddeden pazar girişinin solunda ki pasta fırına oturdum. Çaydan sonra buraya kadar gelmişken küçük deniz sahilinde banklara oturup nostalji yapayım diyerek boş bir bank buldum. Bankın üzerinde kırmızı sırt çantası, denizde yüzen sahibi olmalı bana bakıpduru. Çantanın varlığından haberim yokmuş gibi lakaytça oturup çantaya sırtımı döndüm. Öyle ya adam çapa çupa yüzüyor keyfi bozulmasın. Evham olmalı, hemen çıktı denizden çantasının yanına geldi “günaydın” dedim o da “günaydın.” Yan gözle kesiyorum; çantasından havlusunu çıkarıp silinmeye başladı, ben yaşlarda, sonra peştemalını beline dolayıp ıslak mayosunu çaktırmadan bir güzel çıkardı. Ben daha fazla oturmadım rahatı bozulmuştu. Size iyi günler deyip ayrıldım. Meğer adamın donuyla kurulanacak peştemalı varmış kırmızı çantasında. Yaşlıların malı kıymetli olur. Daha ne kadar giyecekler sanki.
Denize dik inen ara sokaktan çevre, ana yoluna çıktım.
Bas bakalım Azmi, anca gidersin.