ÖFKE
Öfke,
Hiç Türkçe gibi gözükmüyor bu kelime. Öfke okunduğu gibi sert bir kelime. Hele hecelerseniz saatli bomba. Ha patladı ha patlayacak.
Öfke baldan tatlıdır. Küpüne zarar vermek, Barut fıçısı olmak, daha bir sürü yakıştırmalar sıralanabilir. Öfkeden gözü dönmek.
Peki bu sinir küpü olan öfkeyle neden kendimize zarar veririz? Aslında karşı tarafa zarar vermek istiyoruzdur. Ama önce kendimizi telef ederiz karşı tarafı alt edinceye kadar öfkemiz durmaz. Seviyor muyuz bu duyguyu? Seviyoruz hem de çok. Bu bizi diri tutuyor, kendimizi yiyip bitirmezsek bize haz bile veriyor. Öfkelendiğimiz bir konu, bir kimse ile mevzu kapansa da biz kendi kendimize öfke halimizi devam ettirir kapatmayız. Sanki bize güç veriyor gibidir. Aslan gibi kükrer, hindi gibi kabarır, horoz gibi dikleniriz. Bu bize enerji verir. Onunla bir müddet daha beraber olmayı aklı selimimiz bitirmek istese de, içimizden bir ses “haklısın” deyip şiddeti biraz daha yaşar, yaşamak isteriz..
Öfkelenmemek çok daha farklı, sakinlik sakin duruş ama, karşınızdaki bizi çatlatır. Buna rağmen hala öfkelenmiyorsanız; vurdum duymaz, lakayt, korkak, nasıl bir insansınız diye nitelendirirsiniz. Bu sakinliğiniz sizden bir şeyler alıp götürmez aksine karşı tarafa daha çok zarar verir o kudum kudum kudurur. İçimizden bir ses “Haklısın!” deyip o közü ateşe çevirmeye devam ederken, aslında kendi celladımıza alkış tuttuğumuzu fark etmeyiz bile. “Haklısın” duygusu kısa zamanda öyle bir illüzyon sunar ki insana, itici bir güç ile, haklı olmanın verdiği o kibirli hazla, damarlarımızda dolaşan adrenalini adeta bir iksir gibi içeriz.
Peki, bu kadar yıkıcı, kırıcı, aşağılayıcı, kibirin tavan yaptığı, ama bir o kadar da baştan çıkarıcı olan bu duyguyla nasıl baş edeceğiz?
Öfkeyi yenmek ayrı bir meziyettir bu bir yerde durabilmek öfke halini devam ettirmemektir. Ama daha büyük bir meziyet olgunluk, öfkenin bir tercih olduğunu görebilmektir. Toplumun, o sakinliği “korkaklık” ya da “vurdumduymazlık” olarak etiketlemesi ise tamamen bir yanılgıdan ibarettir. Sessiz bir duruş, bağırıp çağıran bir çığırtkandan çok daha derindir. Öfke karşısında soğukkkanlı olun derler. Bu soğukkanlılığınız, karşı tarafın fırlattığı tüm öfke oklarını boşa çıkarır, oklar döner, dolaşır ve yine onu vuran bir bumeranga dönüşür. Karşı taraf kendi öfke denizinde boğulurken, sakinliğinizin verdiği güven ile hakimiyetinizi elinize alırsınız.
Nihayetinde: Akıl süzgecinden geçmeyen her öfke, sahibini tüketen bir yangındır. Belki de hayattaki en büyük zafer, bizi kışkırtan ve karşı tarafa yerinde vereceğimiz en asil ve güzel cevap, kendi iç barışımızı korumayı seçmektir. Çünkü insan, öfkesini yönetebildiği ölçüde özgür, sakin kalabildiği ölçüde güçlü, hakim olabildiği kadar haklıdır.
Gürleyen bir gökyüzü öfkeli insan, ürkütücüdür oysa toprağı besleyen ve yeşerten şey, sessizce yağan yağmurun, sakin insanın ta kendisidir.