HACIÖMERLİ KÖYÜ/Aliağa
Hacıömerli Köyü, henüz tarihten silinmemiş ama? Aliağa’ya bağlı bir mahalle. Şu köylere mahalle denmesine de illet oluyorum. Biliyormuş gibi anlatmayayım. Batunan geçen sene anlatmış fotoğraflarını göstermişti. O avcı olduğu için Yuntdağlarında adım atılmamış yer bırakmadığından böyle antik yerleri görünce bana gaz veriyor. “Baba mutlaka görmen lazım, birgün götüreceğim seni.” Bu yaz Yenifoçadan rota yaptım, bisikletle gideceğim. Olmadı. Bu Pazar oldu. Foça’ya geldiğinde yedek kask da getirmiş benim için. “Tamam” dedim. Atladık motora, vurduk yola, selam verdik sağa sola, acep, Hacıömerli bizi bekliyor mu ola?
Kimse beklemiyormuş çünkü köyde kimsecikler yok. Köy meydanında inekler güneşe karşı D vitamini alırken yayılmışlar meydane, hepsi birbirinden dürdane. Aralarından motorla geçtik insan yüzü görmeyen inekler motora bön bön baktılar. Hakim noktada meydana bakan caminin yanında ki Palamut Ağacının gölgesine bıraktık motoru.

Elde Steve Jobsun harikası; bak, gör, bas deklanşöre. Bunlarla herkes silahşör değil ama deklanşör oldu..

Köy, yıllar önce Manisa’ya bağlı iken (Zaten Manisa’nın Durasallı Köyü en yakın komşusu) 1941 yılında Bergama’ya, 1982’de Aliağa’ya bağlanmış, yani sizin anlayacağınız köye yıllarca öksüz muamelesi yapılmış. Seçmen sayısı çok olup da seçim sonuçlarını etkileyecek bir ağırlığı olsa, siyaseten diyeceğim. Coğrafi olarak olsa, üç beşi hariç Yuntdağ Köylerinin makus tarihi meydanda. Yani yatırım güçlüğü diye bir zorlama da yok.
Dokuz Eylül’xen Prof.Dr.Eti Akyüz Levi, Öğr.Üyesi Umut Devrim Tunca 2021 yılı Bakü Konferansında sundukları makallelerinde: “Geçmişte çevre köylere göre daha gelişmiş durumda olan köy, artık durağan bir nitelik yansıtmaktadır. Çalışmada eşsiz panoraması ve baraj manzarası, göletleri otantik taş düz damlı evleri, harabe peyzajı ile etkileyici bir doku oluşturan köy (ekoyaşam alanı) durumuna dönüşmesine yönelik önerilere yer verilmektedir.

Kırsal alanların gün geçtikçe terkedilmesine yol açmaktadır. Oysa geleneksel mimari giderek neredeyse herşeyi ile tektipleşen dünyada yerel kimliği yansıtan ve yaşatılarak korunması gereken değerlerin ayrılmaz bir parçasıdır. Dünyanın kültürel çeşitliliğinin yansıtmaları dolayısıyla da önemlidir. Demişler.
İzmir 2 numaralı kültür varlıklarını koruma bölge kurulu 2020 tarihinde, tekil olarak korumaya alınmış yapılardan müteşekkil bir karar almış, oysa kentsel sit ilan edilip köyün tamamının korumaya alınması gerekir, hatta koruma imar planı yapılıp plan notlarıyla restorasyon ilkelerinin belirtilmesi gerekirdi.
Kıymetli hocalarım, Hacıömerliyle ilgili çok güzel araştırma yapıp ayakta olan kamusal yapıların ve özel evlerin plan tipolojilerini dahi çıkarmışlar.
1970’li yıllarda terketmeye başlamışlar burayı. Her terk eden arkasına dönüp bakmamış bile. Bu da maddiyatın, aidiyet duygusunun önüne geçtiğini gösterir. Ahmet Kutsi Tecer gibi “Orda bir köy var uzakta, o köy bizim köyümüzdür. Gezmesek de tozmasak da o köy bizim köyümüz” dememişler. (Ahmet Kutsi Tecer’in Apçaağaç Köyünde evini ziyaret etmişliğim var.) Aliağa’da petrokimya tesisleri faaliyete başladığında işçi ihtiyacının çoğu bu köyden karşılanmış ulaşım aracı olmayınca köyün çakmasını yolun kenarına aşağıya kurmuşlar, giderek nüfus azalmış bugün beş hanede yaşam olduğundan bahsediliyor. Onlarda, aha bu inekleri var diye burada yaşıyorlar.
Köyün tarihi bilinmiyor. Rastgele atmanın en isabetli sayısı önce beşyüz sene ile sınırlayıp 300-400 sene yakışıyor be. Ben bu kadar seneden fazla olduğunu tahmin ediyorum çünkü yakın sayılacak mesafede Güzelhisar var tarihi 1350.
Ne kaşaneler ne viraneler ne mezar görünümlü toprakla örtülmüş evler, evlerin dizilişinden oluşan o muhteşem sokak dokuları dahi duruyor. Hepsi yıkılmış ama sanki daha düne kadar bu kadar yıkım yokmuş gibi çoğu evlerin dört duvarı durduğu gibi yıkıntıların da duvarlarının bir kısmı ayakta. Yani köy, ayağa kaldırılmasının son demlerini yaşıyor. Fatiha okumak için beş senelik ömrü var.
Hacıömerli’yi ayağa kaldırabilmek maliyetli bir iş gibi gözükmüyor: Süslemesi olmayan basit evler. Ve evlerin taşları, duvara yerleştirilecek gibi yanı başlarında duruyor. İşin kolay ama maliyetli olanı köyde su yok, Güzelhisar Barajından köye, pompayla su basılması gerek. Dokuz Eylül Hocaları ‘ekoköy’ önerisinde bulunmuşlar.
Olur mu? Hem de bal gibi de olur.
Bu köye benzer; Fethiye Kayaköy, Soma Darkale, Bursa Cumalıkızık, benim bildiğim köyler. Bunlar koruma altında ama her geçen gün bir kiremit uçuyor bir duvar düşüyor bir kapı kapanıyor tarihimiz de kültürümüz de yok oluyor.
Bunları, tarihimizi kültürümüzü korumak yaşatmak için harcayacağımız maddi kaynaklarımızı; kent müzeleri, etnografya müzeleri yaparak, yapay objelerle kültürümüzü tarihimizi yaşatma çabasına harcıyoruz.
Ne akıl ama? Plansız çarpık gelişen kentlerimiz, her m3 beton ile kimliğini kaybederken ne sosyal yaşantı, ne kültür aktarımı, ne eğitim ne gelişim gösteremezken çeşit çeşit üretilen inşaat malzemeleri binalarda kullanıldkça aynı kimliğe bürünen kentler. (Zaten öyle bir hale gelindi ki marka giyinen insanlar yaşadıkları kentleri de “Marka Kent” olarak nitelendirmeye çalışıyorlar.) Gastronomi astronomi. Sonuna nomi eklenenler, olur olmaz işlerde muzeum yarışı, kimliği kültürü kaybolmuş; küçücük mekanlara sığdırılmaya çalışılan üç mumya, iki fistan, beş mintan bir de tahta yer sofrası, karavanaya kaşık sallayanlar maket evlerin içinde müzelikler.
Hacıömerli; hakimtepe denilecek nitelikte yükseğe kurulmuş bir köy. Havası çok güzel, biz oradayken öyle güzel bir esintisi vardı ki Palamut Ağacının altından kalkmak istemedik. Sağa baktığınızda Aliağa körfezi mavi deniz, sola baktığınızda Güzelhisar Barajı yeşil deniz. Panoramik manzarası harika. Buraya ilk yerleşenler keyf insanlarıymış.
Evleri yapan usta ve yamakları çok da sanatkarlarmış. Köşe taşlarının kesimi hatılsız duvar örgüleri, taş duvarları ve toprak çatıyı yağmurdan korumak için, çatıya yakın yükseklikte kıygın (kayrak) taşlar ile saçak görünümlü çıkıntıları. Herbir ev duvar örgüleri ve farklı planlarıyla yapılmış taştan birer sanat eseri.
Zaten Yuntdağına ne zaman gelsem, buranın kadim tarihinin; izleri, havası, ruhu var derim. Komşu köy Güzelhisar Köyü, adından da anlaşılacağı gibi Güzelhisar Kalesinden evrilmiş, kuruluş tarihi 1350, Saruhan Beyliği dönemini işaret eder. Tarihi bir köy, Arkeolog Prof.Dr.Ersin Doğer Hocanın Güzelhisar kitabını okuduktan sonra burayı da görmeyi çok istiyorum.
Bakarsınız haftaya da oraya gideriz.