İçeriğe geç

GÜZELHİSAR

05/08/2026

Malazgirt’ten sonra Türkler Anadolunun birçok yerine yayılmaya başlamıştır. Ancak Haçlı seferlerinden, 13. yüzyılda Moğol istilalarından Anadolu nefes alamasa da birçok beylik kurulmuştur. Haçlı, Moğol yetmezmiş gibi bu beylikler kendi aralarında da rahat durmamışlar, savaşlar çatışmalar hiç bitmemişir. Bu savaşlardan en tuhafıma giden Otlukbeli Meydan Muhaberebesidir. Osmanlı Padişahı Fatih Sultan Mehmet ile Akkoyunlu Sultanı Uzun Hasan arasında 1473 yılında Erzincan yakınlarında yapılan savaştır. Bir devri kapatıp yeni bir devir açan İstanbul Fatihi ile niye savaşırsın. Savaşacak adam mı bulamadın be boyu devrilesi Uzun Hasan. Türkü Türke niye kırdırırsın? Boyu ne kadar uzun olsa da göğe eremeden hak ile yeksan olmuştur.  

İşte böyle, onunla bununla savaş, dön kendi boylarınla dalaş. Zaten bu Moğol başlı başına bir bela, adam tek başına Moğolistan’dan çıktığında Anadolu’ya gelinceye kadar milyonla sayılan dünyanın hala en büyük ordusunu oluşturan Cengiz Han veya türevleri hem de ne ordu, gövde üstünde baş, taş üstünde taş bırakmayan istilacı yağmacı ganimetçi bir ordu. İşte bu ordu ile Anadolu değişim sürecine girerek Türkmen guruplar Batı Anadoluda etkin rol oynamaya başlamıştır. 

11.yüzyılın sonlarında Anadolu’da kurulan Selçıuklu Devleti 13 yy da Moğolların etkisiyle hakimiyetini kaybetmiş, Anadolu’nun farklı bölgelerde yeni beylikler kurulmaya başlamıştır. 

Batı Anadolu’nun uç kesiminde Manisa ve yöresinde hüküm sürmeye başlayan Türkmen Beyliklerinden Saruhanoğulları, bölgeyi Laskarislilerden ele geçirmiş. Beyliğin merkezini 14.yy da (1313) Manisa yapmıştır. Bölgeyi rumlardan temizlemek ve müslüman Türk halkını yerleştirmek için cami mescit inşaatlarına başlamıştır.

Anadolu’nun 13 ve 14 yüzyılları hakkında araştırma yapanların temel sorunlarından biri kaynak sıkıntısı yaşamalarıdır. Dönemin sosyal ve ekonomik yapısını bütünüyle ortaya koyabilecek kaynaklar bulmak oldukça zordur. Bu sebeple döneme ait en önemli kaynaklar 16.yüzyıldan itibaren yapılan tahrirler, döneme ait vakıf kayıtları, halk arasında söylenegelen rivayetler, cami ve mescit kitabelerinin yanı sıra mezar taşlarıdır.

Fatih Sarıkaya’nın (Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi) Saruhanoğulları Beyliği Döneminde Manisa’da öne çıkan Şahsiyetler, “Uluslararası Manisa Sempozyumunda sunulmuştur.” Bu makaleye göre Saruhan Beyliği Döneminde 24 şahıs tespit edilmiştir.

Revak Sultan,(İshak Çelebi kendi mülkünden Revak Sultan’a arazi ve köy vakfetmiştir/Uluçay)  Attar Ece (İçe) (Karaköy Attar Hoca Camii) Karaca Ahmet, Yolageldi Baba, İbrahim Seyydi Dede, Arık Halil Dede, Şeyh Ali, Haki Baba, Horos Dede, Adil Paşa, Arap Sofu, Ahi Yakup, Ahi Yunus, Horti Baba, Esireddin Baba, Ayıt Dede, Abbas Oğlu Yunus, Hacı İbrahim, Ahi Hüseyin.

Bunların birçoğu Çağatay Uluçay tarafından yazılmış olup, birçoğu da Horasan Erenlerindendir.

Beylikler döneminden sonra Osmanlı’da kaptan-ı deryalığa kadar yükselen Saruca Paşa’yı saymamış.  Hatta İstasyon Meydanında Manisa Belediye Başkanı Rahmetli Ertuğrul Dayıoğlu kadırgayı andıran bir tekne içine büstünü yaptırmıştı. 

Gelelim GÜZELHİSAR’a 

Hacıömerli Köyüne gittiğimiz gün kararlaştırmıştık bugüne nasipmiş Batuhan’da bilmiyor Güzelhisar’ı, hayret, hiç gitmemiş. Aliağa’nın ilk kavşağında durduk Güzelhisar Levhası yok. Hem bu levha yok hem de Aigai levhası yok ama, novigasyonla sağa yukarı döndük, birkaç km sonra Güzelhisar levhası hem de süslüsünden koymuşlar, Yuntdağına giden bu yoldan sağa saptık:

Hakim tepede kurulmuş Güzelhisar köyüne motosikletle yukarı doğru çıkıyoruz, hisarlara tırmanacağımı hayal ederken bir noktada asfalt yol bitti. Bir sis dumanı belirdi önce içinden geçtiğimizi biliyorken sonra kesifleşmeye etrafımızı görememeye başladık. Bir müddet böyle devam ettik ama, bir yerde durmak zorunda kaldık. Motordan inmemizle birlikte OUTLANDER (dizisi) başladı: Sislerin arasından sıyrılıp, zamanın görünmez kapısını araladığımız günümüzün betonlaşmış gerçeğinden sıyrılıp, yüzlerce yıl öncesinin Güzelhisar’ına, o egzotik ve masalsı Beylikler zamanına geri dönmüştük. Sis dağıldı motor yanımızda değil üstümüzde beylik dönemi kıyafetleri. Sokakta herkes bizim gibiydi. O da ne bu Evliya çelebi mi elinde kalınca bir defter herşeyi inceliyor ve not alıyor. Hisara, Ulubatlı Hasan gibi tırmanmış, altımızda körfez, karşımızda Akdeniz Saruca Paşa kadırgaları körfeze bağlamış, belli ki seferden dönmüş, şimdi karşımıza çıkacak gibiydi sanki.

Güneş bulutlar arasından kayboldu, gri karanlıkta bilmediğimiz yönümüzü kaybettik. Serin Akdeniz rüzgarı ürperti verdi bedenimize. Bir meydancıktayım. Küçük pencereli, basık kapılı, coğrafi yapısıyla tepeye kademeli yerleşmiş taş evler çepeçecre, dönemeçli dar sokaklar meydana açılıyor, düz damlı toprak çatılar, serenler, gevenler saçağa benzer kıygın taşlar,  Bir tek minare sipsivri bunca evin arasında. Meydan daraldı, etrafta kimsecikler kalmadı, yürümek için adım attığımızda outlander bitti zamanımıza döndük. 

Sis mis kalmadı güneş, bıraktığımız yerden parladı. Köyün sisli tarihini, bulanık geçmişini, haziresinde birkaç taş Osmanlıdan kalmış, o da anlatmıyor, sus pus olmuş her yan, her insan, nasıl olurda bilmez tarihini. Tarihini bilmeyen talihini de bilemez hazıra konmak buna denmez. Hazırı bulmuş yazıtı silmiş denir.

Minareyi nirengi tayin ettik. Yanına gittiğimizde, Saruhanlıdan pek izler yoktu. Belki o zamandaki eski yeri burasıydı da sonradan gelenler yeni bir cami yapmış gibiydi. hatta kalıntıları kazıyıp hafriyat yapmışlar caminin zemini haziresinden aşağıda kalmış. Yani temeli memeli silip süpürmüşler. Sağında solunda giriş kapısının yanında sütun altlığı, bir tane burada da var, az ötede bir tane daha. Niye böyle gelişigüzel serpiştirilmiş? Avlu duvarlarında latince yazılı mermer taşlar. Sağa sola atılacağına caminin malı yapalım kimse alıp götürmesin diye buraya koymuşlar. Son cemaat kemerleri sütunla değil duvarla taşıtılmış. Ne saruhanlı ne Osmanlı ehh Cumhuriyet diyelim. Biraz devşirme taş, biraz andezit, Foça taşı da olsun; sanatsız kimliksiz bir yapı, içeriye şöyle kapısından baktım tipik bir köy camisi. Hazire denemez mezarlığına girdim. Osmanlıyla yan yana yatan cumhuriyetçiler. Taşlarına bakınca gömülerin birçoğu beş on senelik. Caminin etrafındaki evler ve tamamı, bir zamanlar Saruhan Beyliğinin kazası, uç kalesi, gecekondudan dönen bir köye dönüşmüş. Dar sokaklarda birbirine yaslanmış evler. Hiç mi dedenizden atanızdan birşey görmediniz öğrenmediniz? 2026-1350/600-700 sene geçmiş, en azından 250-300 sene önceden kalmış; temel, duvar, taş, iz vardır. Hani nerede?

Yıllar boyu süregelen savaşlarda, kanlarını başlarını canlarını vererek kazanıp, yıkalım dağıtalım iz bırakmayalım diye mi bize bıraktılar? Kim barbar, kim hunhar, kim cabbar, kim gaddar? Kim talandar? Kimde böyle bir tarih var?   

Geride sadece zamanın yıprattığı kale temelleri ve Osmanlı’dan mı yoksa beylikten mi kaldığı belirsiz, iki cami kalmış. Ve hamamlar; kurnası çalınınca tası gitmiş, külhan sönmüş, hamam pusmuş, tellak ölmüş, hamamlar hak ile yeksan olmuş. Aradan kırk yıl geçmiş; Saruca Paşanın kızı evde kalmış soy ürememiş sop yürümemiş, deve tellal sinek berber diyerek anlatılan masal olmuş. 

(Birkaç hafta önce gittiğimiz Hacıömerli Köyü. 1370’de kurulmuş, bu da Saruhan Beyliğinin önemli yerleşimlerinden biri. Hangi ömer hacca gitmiş de bu köye adını vermişler. Köy hala 1370’in izlerini taşıyor, izleri silmeye üşenmişler adını değiştirivermişler.)

Niye hala Güzelhisar adını taşıyor bu kimliksiz köy. 

Etrafına yapılmış kültüre ve sosyal hayata hizmet eden Aliağa Belediyesinin yatırımları, Güzelhisar’ın adında ki ‘Güzel’ ifadesini yaşatamaz. Camilerini dahi evirip çevirmişler ne Beylik ne Osmanlılık birşey kalmamış.

Biz mi bulamadık hisarın güzelliğini diyerek internete sarıldım. Aradım, benim bulamadığım göremediğim tarihini okuyamadığım bir yerler var mı diye. Güzelhisar Kitabı basılmış Aliağa Belediyesi kültür yayınlarından 400 syf yazarı Cevat Yıldırım, Allah sağlık versin. Güzelhisarlıymış kitabında da adının nereden geldiğini varsayımlarla özetlemiş. Çünkü böyle isimler zamanımızda kullanılır o zamanlar ‘güzel, iyi’ gibi benzeri sıfatlar, tartışılacak adlar konulmamış. Karakterine, coğrafyasına uygun veya benzetilen isimler kullanılmış. Hele Osmanlı aldığı iskan ettiği yerleşimin adı neyse onun okunuşunu koymuş.

Ama izlenimimin özeti, ne güzelliği ne hisarı kalmış.

From → ANADOLU'DAN

Yorumlar kapatıldı.