İçeriğe geç

İZBAN

10/09/2026

İZBAN (İzmir Banliyo Sistemi) 

10.Ocak.2007’de kurulan ortaklıkla yapılan yatırımlar neticesinde 30.Ağustos.2010 tarihinde işletmeye açıldı. Aliağa-Cumaovası (Selçuk) arasında 41 istasyon ve 136 kilometreyle Ülkemizin en uzun raylı sistemi. Şehir içinde rayların arasına çim yol yapılmasıyla peyzaj ve şehirçilik uzmanlarını görüşleri çok önceleri basına yansımıştı. Hatta Eskişehir’de de uygulanması tavsiyelerinde bulunanlar olmuştu ancak Eskişehir’de yaya trafiğinin arasından geçen raylı sisteme çim yapılması uygun değildi. Yılda ortalama 250 bin yolcu taşıyan bu sistemin Kuzeyde Bergama’ya Güneyde Ödemiş Tire’ye kadar ilaveler yapılarak daha uzun bir sisteme dönüştürülme planlamaları devam etmekteeee.

Gelelim günümüze:

Bugün ilk defa İzban ile seyahat ettim veya bugün İzbanla ilk defa tanıştım. Rahmetlinin hayaliydi Manisalıları izbanla tanıştırmak.

Biçerova İstanyonundan Kent Kartımı okutup bariyerden geçtikten sonra asansör ile alt kata, yürüyen merdiven ile üst kata çıkarak gideceğimiz perona ulaştım. Merdivenler; silis kumu (en ucuz kum) kullanan dökümcü imalathanesi veya ekskavatör, greyder gibi iş makinalarının yağını değiştiren işyerindeymişim gibiydi. Yürüyen merdivenin basamakları küpeşteleri yani yan duvarları yağ ve kir pas içerisindeydi. Hatta İzbanı iyi bilen arkadaşım “aman elini bir yere değdirme, bir yere dokunma” dediğinde ne demek istediğini anlamıştım. Hani derler ya; iki eli yağlı kara bulaşacak yer arıyor. “Çıktım söğüt dalına anda gördüm özümü.” Açık yolcu peronunda aralıklı konmuş iki kişilik delikli saçtan yapılmış oturaklar; pas içerisinde ne boyası kalmış ne demiri, hurdacı dükkanından alınmış gibi. Şöyle bir etrafıma bakayım yeni tanışıyoruz ya; perondan raylara doğru gidip bir metre derindeki demiryoluna baktım. Boş pet şişeler, kola ve gazlı içecek kutuları kim atmış bunları? Gazlamış onları. Çöp kutusu yok. O zaman atın, demiyorum ama bahane arayan anti çevrecilere en kolay sebep. “Yok mu kurtaracak bahtı kara kaderini?” Çer çöp deyip bindik vagona.

İzban: %50 İzmir Büyükşehir Belediyesi, %50 TCDD. İki ortak anlaşamıyor demekki. Sen bak ben bak çatışması olunca dokuz çocukla bakımdan bıkan anne baba gibi kim bakarsa baksına dönmüş. İzbanla yeni tanışmış olmama rağmen keçeçi çırağı gibi işi kapmıştım. Biriniz istasyonlara baksın diğeriniz vagonlara. Raylar üzerinde giden vagonlar bakımlı anonslar anlaşılır demek ki bir ortak işini yapıyor. Ben de ortaklık yaptım bir büyüğüm “Ortağından önce işyerine gitmeye çalışırsan, işe sarılırsan o ortaklık yürür” demişti. Gördüm; toz toprağı da, paslanmış demirleri de, emniyet açısından vagonun yanaştığı peronun uç noktasına döşenmiş ama yer yer sökülmüş kabartmalı zemin kaplamalarını da, altında kirli yapışkan izleri de. Mutlaka ortaklar bir yönetici tayin etmiş Genel Müdür atamışlardır! O zaman yönetime iş düşüyor. 

Ortam öyle eksantrik ki; peronda bizden başka kimse yoktu, felakete uğramış dünyaya, sığınaktan çıkmışız gibiydik.

Neyse. “Neyse,” deme dedim kendi kendime adam sendecilik olmamalı, kurumlar vatandaşa örnek olmalı, onları korumalı temiz tutmalı ki, sen ben kırık cam teorisindeki gibi vurun abalıya demeyelim.

Bu iş hizmet sektörü, para kazanma faktörü değil. 

Geldik karşıyaka’ya. Kemal Paşa Caddesine. Yürüyenler siyasetle ilgili değiller, şık şıkıdım yazlıklar, işyerlerinde pazarlıklar. “Herşey ateş pahası” yürüyenlerin geçilmez havası, bizde Karşıyaka merakı. Otur oturduğun yerde uzat ayaklarını divana iyi de kim binecek İzbana.

Ulucami saatinin sarkacı gibi sallana sallana bir sağa bir sola daha çok gölge yana girerek iskeleye kadar aşağı indik aynı sallanmayla yukarı çıktık. Allah’tan körfez içeriye doğru üflüyor. “Yaprak döker bir yanımız, bir yanımız bahar bahçe.” halimizle geldik indiğimiz istasyona, baktık saate 8 dakika var kalkışa, sarkaç halimiz döndü yayından ok fırlamışa.  

İzban saatinde geldi bin binebilirsen her yanımız bayram yeri. Neyse ayakta fazla kalmadık. Oturduk sonra ama, biraz açık gözlülük biraz kırarmış bıyıklarımız, kel başımız ile, uyur gibi yapan uyanıkları utandırıp oturabildik. Hakikaten İzban, hizmetin büyüklerinden hatta daha sık seferler koymalılar hem kalabalık hem bekleme süresi kısalsın. Başta dedim ya yeni tanıştım ama işi kaptım! 

Hadi anlatayım. Baba, oğlunu keçeciye çıraklığa vermiş. Bir hafta sonra çırak dükkana gelmemiş. Usta merak etmiş, çırağın evine gitmiş, kapıyı babası açmış. 

-Senin oğlan gelmiyor birşey mi oldu?

– Benim oğlan işi öğrenmiş.

-Nasıl öğrenmiş?

-Yahu nolacak, bastın mı keçe, sivrelttin mi külah oluyor. 

Usta şaşırmış.

-Vay anasını, çırak öğrenmiş de, babasına bile öğretmiş.

From → AZMİ AÇIKDİL

Yorum Yapın

Yorum bırakın