İçeriğe geç

ELEKTRİKLİ OTOBÜSLER YAŞAM PLANININ HABERCİSİ

Belediye başkanlığında yeni trend! tarım ülkesi olan Türkiyemizde tarımın istendiği gibi gitmediği, dışa bağımlı hal aldığımızdan sıkıntı duyan duyarlı vatandaşlar, halk, tarımın adam dikilse çıkacak topraklarının boş kalması, olmadık hesapsız, programsız, tarımla yazık edildiği uygulamalar karşısında belediye başkanları tarım bakanı gibi davranmaya başladı.

Tunceli’nin Yeni Belediye Başkanı uzun zamandır duyulmayan artık eskimeye yüz tutmuş bir yönetim şeklini özlem duyanlar dillerine pelesenk ettiler haberi yapan muhabirler, röportaj yapan spikerler, televizyon sunucuları Komünist Başkan terimini kullanmaya başladılar. O da, şaşula ile doldurulan iki kefeli bakkal terazisi ile tartılan keten torbalara konulan kuru bakliyatlar ile Ovacık İlçesinde yurttaşlarına destek vermiş olabilir. Ama Tunceli ve diğer şehirler bu anlayış ile yönetilmez. Kentlerin tarımdan daha önde öncelikleri var.

Seçim çalışmaları devam ederken çok belediye başkan adayı tarım bakanı seçilecekmiş gibi propagandalar yaptılar.

Belediyeciliğin önceliği kırsal kalkınma için kooperatif kurmak değil. Belediyecilik: Eğitim, planlama, kişi başına düşen sosyal yaşam alanları, yeşil alanlar, mekanlar, kültürel yapılandırma, ekonomi, ulaşımından turizmine müzesinden kütüphanesine şehrin karakteristiğinin korunmasına kadar vatandaşların mutlu, huzurlu, emniyetli bir şekilde yaşamlarını idame ettirmektir.

Bir başka konu; geçenlerde böyle bir köşede Büyükşehrin hesapsız fidan dağıttığı, olmadık yerlere sera desteği verdiği, göletten ceviz kiraz badem gibi ağaçların damlama suyla sulandığından, kargıdan tüfek keçininkinden saçma gibi bahisle bu mu planlı tarım diyerek dereden tepeden köyden kente gelmiş. Yeni gelen otobüslerle trafiğin arapsaçına döndüğünü insanların bilhassa esnafın çok öfkeli olduğunu, tansiyonlarını ölçerek tespit etmiş.

Birkaç sene önce Manisa Büyükşehir Belediyesi, Hünnap fidanı dağıtırken bir vesile ile ben de fidan dağıtımında bulunmuştum. O günlerde gazetelerde yapılan haberlerde:. “…..Demirci İlçesi Söğütcük Mahallesi’nde ’Hünnap Yetiştiriciliğinin Geliştirilmesi Projesi’ kapsamında fidan dağıttı. Söğütcük Mahallesi meydanında gerçekleştirilen törene Manisa Büyükşehir Belediyesi Kırsal Hizmetler Dairesi Başkanı Hayri Okkalı, Demirci Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü yetkilileri, Belediye Meclis Üyeleri, Büyükşehir Belediyesi Demirci Koordinatörü Kazım Aysan ve Söğütcük Mahallesi sakinleri katıldı. Diye yazıyordu.

Yani fidanlar gelişi güzel dağıtılmıyor, 600 m yükseklikte de yapılabilen seralar layüsel desteklenmiyordu. Büyükşehir Belediye Temsilcisi (ziraat mühendisi) Ziraat odası, Tarım İl Müdürlüğü, Büyükşehir Koordinatörü, Muhtar ve bölgenin meclis üyeleri ile birlikte programlanıyor.

Tansiyonu yüksek öfkeli esnaflara gelince, Cengiz Başkanımız, yeni, modern ve çevreye duyarlı elektrikli toplu ulaşım araçlarını seçimlerden önce trafiğe çıkardı ve ulaşım master planını uygulamaya başladı. Bilhassa esnaftan “Oy kaybedersiniz” diyenlere karşılık, seçimler neticesini gösterdi. Halkın esnafın tansiyonu ölçüldü sıkıntı olmadığı görüldü.

Elbette yüzde yüzü memnun olacak diye bir değerlendirme olamaz.

“Boyalı yola bizim nakliye aracı park edemiyor karşıda duruyor karşıdan karşıya taşıması çok zor” diyen Manş Denizi’ni geçemeyen esnaflar var.

“Ben evime taşınacağım” deyip Çin Seddi’ni aşılmaz gören taşınmacılara karşılık elektrikli kıvraklar bir bel bükmeyle seddi de aşıyor. Allah nazardan saklasın. O kadar güzellerki kırmızı siyah tenlerinin yanında iki koyu yeşil gözü de olsa berberi kadınları gibi alımlı olacaklar.

Geçen sabah Merkez Efendi Hastanesi’ne gitmek için kırmızı aracı hani şu karbon salınımsız %100 çevreci olanlardanı, bilhassa bekledim. Tabii ben Manş’ı geçemeyenler gibi tansiyonumu yükseltmedim ama THY ile uçtum desem yalan olmaz.

Artık devir değişti zaman teknoloji ve sosyal medya zamanı kimse gözü kapalı ezbere konuşmuyor. Yapılan yatırımlar da kentin gelişimi, yaşam kalitesi açısından değerlendirilerek yapılıyor, bazılarını memnun etmek için yapılmıyor.

Ekonomisi düzgün ülkelerde artık yol, altyapı, park bahçe, ulaşım konuşulmuyor. Emeklilerin yaşam kaliteleri, çocukların bilim seviyelerinin arttırılması, kendi kendine yetebilecek şehirler, insanlarının yaşamlarının kalitesinde etkin rol oynayan; çevre, karbon salınımı, enerji üretimi, sosyal ve kültürel yaşantıya ayrılan zaman, kentlerin kimliklerinin gelecek kuşaklara aktarılması için yapılması gerekenler, kentlilik bilinci, tamamen insan hayatına yönelik kalite standartları ve sürdürülebilir olması konuşuluyor, planlanıyor uygulamalar yapılıyor.

İçmesuyu, kanalizasyonu olmayan gecekondu ile adına tarım arazisi dediğimiz topraklar talan edilmiş, tozun toprağın içinde yokluk içerisinde yaşayan insanlar. Artık bunlara bir son verelim, bu kentte herkesin eşit şartlarda, imkanlarda yaşamalarını sağlayalım. Şu 30 yılda yapılamayan imar planı, şimdi yani 30 yıl sonunda “Yaşam Planı” adını almalı. Avrupa’da imar planları yapılmıyor artık, insanlar nasıl daha rahat huzurlu emniyetli kaliteli yaşar diye planlar yapılıyor.

Manisa’da yaşayan herkes için plan yapılacak. Kadın erkek, engelli engelsiz, çoluk çocuk, genç, yaşlı, esnaf, işçi memur, çiftçi sanayici. Tabii bisikletli içinde.

Yaşam standartları yüksek, Manisa’nın geleceğini programlayan bir plan yapılacak bu planlamanın adı “MANİSA’NIN YAŞAM PLANI” olacak.

TARLADA HARMANDAN SONRA KALANLAR


-Beyazfil’i Büyükşehir Belediyesi yapacağım.

-Yenihan’ı Butik Otel yapacağım.

-Kurşunluhan’ı Lezzet Çarşısı yapacağım.

-Eski Çarşı’yı yenileyeceğim. (Eski çarşıyı yenileyerek zincir mağazalara değil, Manisa esnafına ve turizme kazandırıyoruz.)

-Ulupark’ın altına 2000 araçlık (yedi kat altına) otopark yapacağım.

-Emekliler Parkı’nı ağaçlandıracağım. (ki adı: Kendi meclis üyesiyken onayladığı Bülent Koşmaz Parkı’dır.)

-………….

Yıllardır siyasetin çeşitli evrelerinde; çeşitli kişilik altında çeşitli partilerde bulunan bir şahsın Manisa Büyükşehir Belediye Başkan adaylığı esnasında sözde hazırladığı projeler. Belki daha başkaları da vardır. İlçelerde ne söylediğini bilmiyorum merkezde böyleyse her yerde böyledir

Şimdi, arkadaşlar el insaf. Bunlara el insafta facebook da aklı başında adamların beğenip paylaşmalarına ne demeli?

Otopark sıkıntı var diye Cengiz Başkan’a muhalefet mi yapılıyor? Hemen “Uluparkın yedi kat altına 2000 araçlık otopark yapacağım” diye proje hazırlayıp basında paylaşıyor. Ardından bir ziraat mühendisi “Gelişen teknoloji ile yerin altına girecek ağaçlara zarar vermeyecek.” Diplomasına bakmak lâzım.

Merkezin bir tek yeşil alanı, yılların ağaçları olan, vatandaşın oturup nefes aldığı, altında bir çok kabrin bulunduğu bu ulu mezarlık, sanki boş bir tarlaymış gibi hallaç pamuğu gibi atılıp 25 m derinliğinde kazılıp otopark yapılacak. Gelişen teknoloji ile yapacak deyip bu projeyi facebook’ta beğenen ziraat mühendisi idi bu da inşaat mühendisi.

Beyazfil Yıkılmasın platformu bir hafta önce  yeni bir bildiri yayınladı. “Beyazfil yıkılamaz bu Manisa’nın malıdır.” Hemen bir proje de oraya. “Beyazfili büyükşehir belediyesi yapacağım.” Hoppala. Bu binayı özelleştirme idaresi sattı bir ticaret firması 30 milyon küsura satın aldı şirket malı. Bu ülke Cumhuriyet ile yönetiliyor. Adamı oturduğu yerden kaldırmaya dahi hakkınız yoktur. Diktatör bir eda ile buraya da bir proje “Eski Belediye ile birleştirip Beyazfil’i Büyükşehir Belediyesi yapacağım.” Binanın sahibi o bina benim dedi. Sen de kim oluyorsun.

“Yenihan’ı otel yapacağım.” Yaa kimsenin aklına gelmedi bu güne kadar, olur mu, olur. Yandaşları balıklama atladı. Bu adam dahi. Yahu o yapı tarihi eser, tescilli. Han yaparsın develerin bağlandığı halkalar duruyor. Ama otel için her bölüme ayrı ayrı banyo wc yapamazsın. Koruma Kurul”u kalorifer tesisatı dahi yaptırmıyor, değil ki kırıp döküp temizsu atıksu tesisatı yapacaksın.

Neyse, harmanda saman savrulma zamanı bitmek üzere, seçim çalışmalarının sonuna  5-10 gün kala, Eski Bedesten Çarşısı’nı görmemiş ama sanırım duymuş birileri kulağına üflemiş. “Manisa’nın Eski Çarşısı’nı yenileceğim sokak sağlıklaştırma projesini başlatacağım.” Facebook da yorum, hem de o çarşının eskilerinden bir zamanlar zırai ilaç tohum felan satardı. Beğenmiş yorum bile yapmış. Yahu 2009’dan beri Koruma Kurulu ile birlikte onların dediği gibi etap etap 10 seneden beri yapıyoruz son bir etap kaldı, onun da projeleri Koruma Kurulu’nda. Cengiz Başkan, bas bas bağırıyor “Eski Çarşı’nın yenilenmesini bitirince farklı; yaşanılabilir, çalışır, canlı bir çarşı haline getireceğiz manisamızın ekonomisine katkı sağlayacak bu güne kadar 20 Milyonun üzerinde para harcadık.”

‘Emekliler Parkı Ağaçlandırılıyor.’ İki kat yeraltı otoparkı bittiğinde üstünün de peyzajı tamamlandığında adını Manisa Büyükşehir Belediye Meclisi ki kendi de meclis üyesiyken oy birliği ile Manisa OSB Yönetim Kurulu ve Ticaret Odası Başkanlığı zamanında Manisa’mıza hizmetleri geçmiş rahmetli ‘Bülent Koşmaz Parkı’ adı verildi.

Altı iki kat 400 araçlık yeraltı otoparkı mümkün olduğu kadar ağaç (Hatuniye Camii önüne) dikildi hatta mevcutlar ellenmedi meydan da yeşillendirildi herkes biliyor. Altta beton yokmuş, boş toprak meydanmış gibi “Emekliler Parkı ağaçlandırılacak” diyor.

Trafik şöyle olacak, nostalji tramvayı yapılacak, ki o da Kumludere Peyzajı yapılırken bizim projemizdi. Takip ettiğim kadarıyla bunlar proje diye seçim zamanı dolaştı. Hadi bu arkadaş yalan söyledi kandırık yaptı. Bilmiyor demiyorum o da Manisa’lı burada yaşıyor. Politikanın çeşitli evrelerinde AP zamanından beri parti parti gezdi bunda değil, gezdirenler de kabahat. Herhalde başı dönmüş olmalıki ne söylediğini ne yapacağını bilemiyor. Hadi bu arkadaşın başı döndü. Bu dediklerini proje diye yutturduklarına, yutanlara, inananlara ne demeli.

“Atmayın be, din kardeşiyiz” demekten başka.

Tarlada harman savrulduktan sonra tozundan toprağından, boş başağından sonra dolu başak kalır. Toz toprak, boş başak rüzgarla savrulur, uçar gider.

MİMARSİNAN BULVARI

Manisa, tarihinin  ilk yıllarında Spil Dağı’nın yamaçlarına kurulmuş. Tarih evrelerine uygun olarak büyüyüp geliştikçe Spil Dağı’nın eteklerinden aşağıya kuzeye doğru yerleşmesi genişlerken dağın eteğine paralel giden caddeleri basamak olarak kullanmıştır.

Önce Bizanslıları sınırlayan ve Bizans Kalesi’nin dışına çıkıldığında Mevlana’ya giden yol ve altı, Saruhan Beyliği zamanında Ulutepe yolu ve altı, beylikler döneminden Osmanlı’nın ilk yıllarında İzmir Caddesi ve altı yerleşime açılmıştır. Tarihi yapılar ile sosyal alanlar ticaret merkezleri hanlar hamamlar bu bölgelere kademe kademe inmiştir.

Uzun bir zaman sonra Doğu Caddesi ile dağdan aşağıya doğru kayış sınırlanmıştır. O yıllardan yani 1960’dan sonra araç trafiğinin artması, şehirler arası ulaşımın gelişmesi ile çevre yolu niteliğinde yapılan yola İzmir-Bursa Sür’at Yolu adı verilmiştir. Adı sür’at yolu olunca şehirlerarası ulaşım daha hızlı olacakmış hissi uyandırıyor gibiydi.

1960 yılında başlayan sanayileşme hareketi Manisa’mızın Organize Sanayi Bölgesi’nin yapılmaya başlaması ile paralel hatta öncelikli yapılamayan Manisa imarı, plansız bir şekilde yerleşim ihtiyacını artan gecekondu yerleşimleri ile karşılamaya çalıştı.

Güney’de Spil Dağı, Batı’da OSB ile sınırlanan Manisa, Doğu tarafının boşluğuna gecekondular ile yayıldı. Doğu tarafındaki bu gecekondu mahallelerinin ilerleyişi yürüyüş mesafesini aşınca durdu. Ancak OSB ve Küçük Sanayi Sitesi ile gelişmeye devam eden sanayi alanları yapılaşmaya geçit vermeyince gecekondu yerleşimi güneye, ovaya doğru yöneldi. İzmir-Bursa Sür’at yolunu atlayarak yolun alt tarafına Horozköy’ü de içine alacak şekilde büyümeye başladı.

Ancak aşılması gereken bir yol daha vardı devlet demiryolları (TCDD) o zamanlarda önemli değildi demiryolunu aşmak, iki adımda geçiliyordu.

Bu gelişmeye önce İmar İskan Bakanlığı, Karayolları, daha sonra neredeyse rayların üstüne ev yapacak kadar cesaret bulan gecekondulara Demiryolları ve neticede Ulaşım Bakanlığı sessiz kalıyordu. Bölük pörçük revize planlar ile imar yapılıyor, gecekondu mahallelerine imar affı getiriliyor, tapu dağıtılıyor, seçimler kazanılıyor, Manisa kaybediyordu.

1989’da adına imar planı dediğimiz plan ile bugüne kadar yapılmış plansız, çarpık büyüyen şehirleşmenin yanında ekonomi, eğitim, sosyal hayata, herşeye, kısaca çoktan kaçırılmış  trene el sallıyorduk.

Adına sıçrama rampası mı, son basamak mı diyeceğimiz sür’at yolunda araç kazaları peşi sıra gelirken, iki adımda geçeriz denilen demiryolunda da tren kazaları meydana geliyordu. Çoğu ölümlü olan bu kazalarda bir kaç günlük acı haberden sonra unutuluyor, insan ömrü hiçe sayılıyordu.

Demiryolları, demir korkuluklar ile, bariyersiz hemzemin geçidler ile tedbir almaya çalışırken, zamanın belediyesi sür’at yolunun adını Mimarsinan Bulvarı olarak değiştirirken, daha sonra refüje yapılan demir bariyerler ile kontrolsüz geçişler önlenmeye çalışılırken, Emniyet, Trafik Müdürlüğü zaman zaman radar uygulaması ile eski adı gibi hala süratle seyreden araçları yavaşlatmaya çalışırken, hem demir yolunda hem Mimarsinan Bulvarı’nda her iki yolda hala kazalar olmaya devam ediyor, insanlar ölüyor.

Benim de sıkça kullandığım bir yol olan bu Mimarsinan Bulvarı’nda araçlar öyle hızla seyrediyor ki arkamdan biri ha vurdu ha vuracak diye direksiyona yapışmış ve kasılmış vaziyette tedirgin gidiyorum. Yakın zamanda olamaz denilen kazalardan birinde; bir araç kaldırıma çıktı ana kıza çarparak her ikisini de rahmete kavuşturdu kendisinin de arka dingili iki tekeriyle beraber aracın altından fırladı. Bu ne sürat. Ayrıca bisikletli bir üniversite talebesine otobüs çarparak onun da genç yaşta dünyasını değiştirdi.

Şehirler arası yollarda iskân alanlarına, meskûn alanlara yaklaşırken karayolları trafik levhaları üzerinde 50 yazıyor. Bizim bahsi geçen yolda iskânın göbeğinden giderken ve trafiğin yoğunluğunda seyrederken trafik levhalarında 80 yazıyor.

Ya 50 yanlış, ya da 80. Bana göre her ikiside yanlış. Doğru olan kazaların önlenmesi için isabetli, istikrarlı kararlar almak, uygulamak.

ÇOK ESKİDEN,

Yıllar önce idi. Yıllar öncesi, yeni gelişen veya oluşan olaylar sayesinde hatırlanıyor. İşte yine böyle bir hatırlatma ile eskilerden bir anımı anlatayım.

Çok eskiden derken 20 sene önce 1999 yerel seçimlerinde o zaman ve şimdiki partim MHP’den Manisa Belediye başkanlığına aday idim. Seçim çalışmaları başladı, şimdi olduğu gibi. 20 senedir bir şey değişmemiş. Sadece o zamanlar sosyal medya denen naneler yok. Seçim şarkılarımız var hem kendimin hem de genel merkezden aldığımız kasetlerde, CD yok USB yok, cep telefonu kasatura gibi olanından onlarda da alodan başka bir ses yok Rahmetli Steve Jobs o zamanlarda Apple’dan ayrılmış dönüşü için çalışıyordu. Bilseydik başımıza bu akıllı telefonları musallat edeceğini yalvar yakar olmazdık şimdi Apple alacağız diye boğazımızdan kesiyoruz. Doğan SLX fiyatına.

Neyse kapı kapı kahve, dükkan dolaşıyoruz. Face to face çalışıyoruz. Bir mahalleye geldik yanılmıyorsam ya Sipil ya da Ahmet Bedevi Mahallesi olacak gece; demir kafes direkler üzerinde kandil gibi yanan sokak lambaları, bekçi düdüklerinin yeni yeni duyulmaz olduğu devirler. Çocukluğumu hatırlatan, duydukça daha çok yorganın altına girdiğim zamanlardaki uzaklardan duyulan köpek havlamalarının loş sokaklarda yankılandığı, yer evlerinde yaşayanlar, aralık kalmış perdelerinden sızan, tavana asılmış 40 watlık ampullerin sarı ışıkları ile, Van Gogh’un patates yiyenler tablosundaki gecenin karanlığının ümitsiz yüzlere vurmuş insanların islenmiş yüzleri gibi ancak seçiliyordu.

Önde giden araçtan gecenin sessizliğini yırtarcasına çalan “Türkiyem” şarkısı ile aralanan perdelerden seçilen yüzlerde tablodan pek farklı değildi. Mahalle kahvesine geldiğimizde bizleri bekleyen bir çok mahalle sakini ile selamlaşıp tokalaştıktan sonra orta yerdeki masaya oturduk. Kahvenin içi ocakçı seçilemeyecek kadar  karanlıktı, tepemizde her yürüyen insanla sallanan lamba ve lambanın üstündeki abajur şapkasının montaj boşluğunun verdiği tın tın sesi dikkatimi dağıtıyor ikide bir gelen sese doğru kafamı kaldırmak zorunda kalıyordum.

Kalabalık olan masamızın etrafına sandalyesini çekip yanaşanlar ile kıyıda köşede kimse kalmamış orta yerde toplanmıştık. Tepeden sarkan arada bi sallanan lamba ile sorgulanacağımı anlamıştım. İçlerinden biri her gelen adaya uzattığı katlanmış buruşmuş ama kendilerine göre çok değerli adı dosya kağıdı ama kendi, yüksek huzurlarında imzalanan Hudeybiye antlaşması! gibi olan bir kağıdı cebinden çıkardı. İtina ile açarken eliyle şöyle bir ütüledi, konuşmaların arasına giriverdi.

“Saayın başkanım biz her gelen aday ağabimize bu kağıtta yazılanları okuttuk imzalattık, siz de okuyup imzalarsanız oyumuz sizedir.” Buruşmuş, loş ışık yetmezmiş gibi cepe gire çıka yazıları zaten zor seçilen bir de üstelik ütülendikçe silinen kağıda şöyle bir göz gezdirdim. Hakikaten, altta isimleri açılmış adayların hepsi imzalamıştı. Canımın sıkılmasına rağmen talep listesini hızlıca okudum. “Ben bunların hepsini yaparım zaten yapılmayacak şeyler değil, yapacağıma dair söz de veririm ama bu kağıdı imzalamam” dedim.

Kağıdı, uzatan adamın önüne masanın ortasına doğru boşluğa bırakırken, kağıt biraz dalgalı bir şekilde kağıttan tayyare gibi esneyerek masaya kondu! Kağıdı uzatan dahil kahvede soğuk bir rüzgar esmişti. Romanlarda böyle yazar ama aslında kahvenin kapısı açılmış biri gelmişti meğer kapının açılmasıyla giren ayazın esintisiymiş soğuk rüzgar dediğimiz!

Bir an şaşkınlıktan sonra “İmzalamazsanız biz de oy vermeyiz” dedi. Ben de onlara Hz Ali’nin (K.A.V.) söz üzerine yaşanmış bir olayını anlattım. “…Yapamayacağım işin de sözünü vermem.”

Sonuç malum. O kağıdı o zaman dört aday vardı ben hariç üçü imzalamıştı, imzalayanlardan bir tanesi seçilmişti.

Yerel seçimlerde birbirini tanıyan adayların, seçmenlerin ölçülü olmaları gerekir. Adaylarda, sanki adaylık mektebinde okumuş mektep arkadaşıymış gibi, herkes, seçilecek seçecek birbirini tanıyor. Seçim havasına, goy goy cazibesine kapılıp endazeyi kaçırmamak gerekir.

Bir aday seçilecek, o da malum.

KÖPRÜLER YAPTIRDIM GELİP GEÇMEYE.

2009 yılında Manisa Belediyesi başkanıydı. Hani şimdi taşımak istedikleri Küçük sanayi sitesi var ya çabuk unutuldu onun giriş kavşağında ufacık bir kavşak vardı tır döneceği zaman kavşak iptal oluyor, kavşağa çıkmaya çalışan tırlar kırmızı yandığında rampada balatalarından dumanlar çıkarıyordu. Ölümlü ve maddi kazalar sayılamayacak kadardı. Şu sanayiyi taşıyalım demedi. Alparslan Türkeş Köprülü Kavşağı’nı yaptı. Bu köprüden geçmek için bilhassa gece çevre yolundan köprüye sapanlar oldu. Kısacası Manisa’nın simgesi oldu.

Henüz büyükşehir olmamış Manisa belediyesiyken Selendi’ye gittik. Selendi Belediye Başkanı Cengiz Başkan gelecek diye muhtarları toplamış. Alt salona indik. Özel idare zamanı muhtarlar Cengiz Başkanı ilk defa görüyorlar her biri benim köyüm deyip sıralıyor istekleri. Bir muhtar köprü dedi. Bizim kışın karşıya geçmemiz çok zor. Yağmurlar başladımıydı ilk günler traktörle ama günler ilerledikçe geçilmez oluyor. 25 km öteden dolaşıyoruz. Köprümüz olsa gittiğimiz yol 5 km’ye düşecek. Yılların sorunu bu 60 yıl. Dedi. Sevaptır. Hem zaman hem emek kaybı yerinde görmeğe gelirim dedi. Nitekim kış günü traktör kasasında karşıya geçti Cengiz Başkan  eziyeti gördü.

Manisa Belediyesi Büyükşehir başkanı oldu. Salihli Zeki Başkan, başkanım biz de dur geç köprüleri var. Alaşehir ve Gediz köprüleri. Yıllardır köprüye çıktın mı diğer araç duruyor üstündeki geçiyor. Bunu da gidip gördü dar köprü tek araç ancak geçiyor insanlar korkuluklara yapışıyor araçtan sakınırken. Çok kısa zamanda üç tane birden yapıldı. Turgutlu, Turgay Başkan bizde de var. Urganlı ve Çatalköprü. Onlarda yapıldı.

Bu arada traktör ile geçtiği köprüyü Cengiz Başkan bitirmiş Çampınar muhtarı köprü üstünde tören düzenlemişti. Açılışa gelen protokol, köylü, köprüden geçen geçmeyen, herkes uzun çok uzun köprü boyunca 150 metre, sofra kuruldu hep birlikte yedik. Çampınar köprüsü yörenin boğaz köprüsüydü.

Bir köy daha istedi Selendi’den Eskin. Onu ben de gidip gördüm kış geldi mi lebalep akıyordu, Gediz’i traktör değil helikopter bile geçemez karşı tarafta nehrin kenarında hemen yükselen dağ var. Köylüler inanmadı. Yağmurlu bir havaydı, köyden üç beş kişiyle gittiğimde. Yapımcı firma iş makinelerini getirmiş şantiyeyi kurmuş Gediz de coşmuş, çalışamıyor. Köylüler “firma gitti biz de yapılacak sanmıştık her yıl buraya gelen söz veriyor ama 50 sene geçti.” “Kış sonu yine geleceğim” dedim. Gittiğimde köprünün üstünde onlarla fotoğraf çektirdik bunu evlerinize duvara asın hatıra olsun. Hatta burayı 10 köye bağlayan köylülere de verin dedim.

Artık alışkanlık olmuştu Cengiz başkan için. Nereye yol yapılıyor asfalt kaplanıyor, ufak da olsa büyük de olsa dur geç de olsa her yer köprülerle birbirine bağlanıyordu.

Yol, genişletemezsin. Kavşak, büyütemezsin. Alt battı çıktı yapamazsın, üstten hiç gidemezsin. Manisa burası.

Demiryolu kenarı, bir yanı park, diğer yan öğretmenevi bahçesi zorlanıldı. Tek şerid de olsa yapıldı. Alttan üstten yandan sağdan soldan her yakaya bağlandı. Lamba  yok, gece aydınlatması var ama. Hatta ışıl ışıl. Mesaiden sonra her akşam yağmur çamur soğuk demedi çalışanların başına dikildi. Pazar gitti Pazartesi gitti. Çarşamba Maski’de toplantı yaptığı salonun camından izledi. Hasta oldu. Sonunda müjdeyi verdi. 29 Ocak Pazartesi saat 06. da Dr.Devlet Bahçeli Kavşağı’nı trafiğe açıyoruz.

Şimdi ağzı olan konuşuyor. Torba değil ki büzesin.

Manisa’nın üzüntüsü de onun, derdi de. Çözümü de o, sözü de. Sevinci Manisa’lının, şöleni de Manisa’lının. Manisamıza “Hayırlı uğurlu olsun”  

Sağolun başkanım.

Bu yazıyı 29 Ocak 2018 tarihinde yazmışım. 2019’da ne değişmiş?

Turgutlu, 1.2 km uzunluğunda battı… Battınız mı çıkmak istemiyorsunuz, gölge, yan sokak, kavşak, trafik konvoy, bunlar yok, bu rehavetle giderken çıkıyorsunuz. Rahmetli Başbuğ Alparslan Türkeş Köprüsü 1.2 km uzunluğunda Türkiye’nin en uzun battı çıktısı. Üstteki kavşak, yeşil alan, meydan düzenlemeleri, prestij yan yollar, Turgutlu’ların, alt geçid transit yolcuların.

Ankara’ya doğru devam ediyorsunuz Ahmetli’yi geçtiniz ekonomiye takılan bu battı çıktı kavşağı beklemede, ama projesi?  Kırmızıda beklerken sağa bakarsanız panoda görebilirsiniz.

Salihli: Ankara yolunun üst tarafı eski Salihli, konut  yerleşim alanı, alt tarafı sanayi, yeni yerleşimler, köyler, git dur, kırmızı ışık, artık sabır kalmıyor gidip durmaktan, en son ışıkta güm diye bir ses o bölgede oturanlar camdan bakmıyorlar bile, alışmışlar. Kazalar, giderken en sonda, dönerken yine en son. Yani ışıklarla dolu yolun başında sonunda oluyor sabırlar biter bitmez. Şimdi ise; Önce hafif bir rampa ile üste çıkıyorsunuz uçuyor gibisiniz kuş bakışı seyrediyorsunuz Salihli’yi, inelim artık diyorsunuz ama 1.9 km. Bu da köprü ama şimdi Rahmetli Bülent Ecevit viyadüğü diyorlar.

Az daha devam edince benim yoluma giriyorsunuz ben buradan Alaşehir, Denizli üzerinden Antalya’ya torunlarıma gidiyorum. Alaşehir, farkına varmadan alta giriyor ve çıkıyorsunuz. Burası da Rahmetli Süleyman Demirel Kavşağı.

En son Sarıgöl Kavşağı buradan sonra Manisa bitiyor Denizli sınırı başlıyor. Bi acayip kavşak basar geçersiniz Sarıgöl girişini göremezsiniz, öyle yani. Oraya da proje hazırlanıyordu karayolları “Durun” dedi bana yapacak iş bırakmadınız.

İstanbul yönü, Güzel İstanbul, karayolları Manisa’yla arayı 3,5 saate düşürdü. Siz bastırıyor gidiyorsunuz, adeta zaman duruyor. Katkımız olsun dedi Cengiz Başkan. Saruhanlı yakınımızda daha Manisa’dan çıkmadan kırmızı, duruyorsunuz. Büyükbelen, Mütevelli, Koldere, Alibeyli, Halitpaşa beldeleri tıngır mıngır  traktör at arabası, geçiyor ışıkta bekle dur.

İstemediler. Paşa gönülleri bilir.

Ama, yapılacak daha çok iş var.

Kaldığımız yerden. Devam.

UÇUŞAN OTOPARKLAR

Seçimlere 25 gün kala adayların projeleri ortaya çıkmaya başladı. Olur olmaz projelerin tartışmasına zaman kalmadan 31 Mart gelecek. Sözün önü laf arkası icraattır. “Hay Allah” demek ile sözünden dönmek er işi değildir. Az bir zaman kala hiçbir kimse, hiç bir aday kendini sonradan pişman olacağı, zora sokacağı, Manisa’lıların yüzüne bakamayacağı konuşmalarda, açıklamalarda bulunmamaları gerekir. Zira, daha aday adayı iken atılan salvolar ile bugüne kadar tanıyamadığımız insanların yüzlerini gördük.

Otopark sıkıntısı yıllardan beri Manisa’nın başlıca sorunlarından birisidir. Rahmetli Adil Aygül başkanlığı zamanında “Otopark yeri bulanı ödüllendireceğim” demişti. 1999-2004 arası olmalıydı.

Son yıllarda şehrimizde artan araç sayısı, sıkışan trafik, yoğun trafik akışı, karbon salınımı cabası, otopark sorunu, her geçen gün artarken Büyükşehir Belediyemizin yaptığı ulaşım master planı ile ulaşım güzergahları değişti. Trafik yoğunluğu nisbeten azaldı. Ana caddelere park yasağı getirilince yeşil ışıklarda çift bazı noktalarda üç şerit araç akışı olunca araç konvoyları kayboldu. Elektrikli otobüslerin tamamı devreye girip trafik ışıkları tekrar elden geçirildiğinde yoğun trafik akışı ortadan kalkacaktır.

Ana caddelerden sokak aralarına kaçan araçlar dar sokaklarda problem yaratırken otopark ihtiyacı kendini daha çok hissettirdi. Bunu bir belediye başkanı adayı daha çok hissetmiş olmalıki otopark projesi hazırlarken endazeyi kaçırmış.

Uluparkın altına 2000 araçlık otopark kulağa hoş geliyor. Ayrıca ağaçlar kesilmeden yeşil ellenmeden. Çimlerin halı gibi yuvarlanıp rulo yapıldığını hepimiz biliyoruz bu ruloları daha sonra yeşil alan yapılacak yerlere serip üzerini tambur ile silindirleyip bolca su ile çim alan yapıldığını gördük ama uluparkın ağaçlarını kesmeden adına modern teknikler ile deyip 8 dönüm alanın altı kat derinine (20 metre derinliğe kadar) inip 2000 araç deyip yuvarlıyor da yedi kat inilirse 2000 araç sayısını tutturabilir o da 23-25 metre derinlik demektir.

Ulupark adı üstünde ulu mezarlıktır. Altı, yedi kat yerin altına girmek yeni bir mezarlık yapmaktır. Ulupark mezarlığını görmezden gelip altı yedi kat alta inmek çok da kolay olmasa gerek…

Büyükşehir belediyemizin iki sene önce hazırladığı ancak protokolu uzayınca geciktiği ve yeni dönemde yapacağımız yeni Alirıza Çevik Okulu inşaatının 5500 metrekarelik arsasının altına iki katta 800 araçlık otopark yapılacak. Bu bugüne kadar yapılmış en büyük otoparklardan 200 araç daha fazla demektir.

Ne ağaçlar kesilecek, ne mezarlar kazılacak. Hem kentimizin değerlerine sahiplenmeliyiz, hem de yeşil alanlarımızı çoğaltmalıyız,

ANNEMİN ÇINARININ YAPRAKLARI

AĞLAMAK İÇİN O KADAR ÇOK SEBEBİM VAR Kİ
İKİ DEĞİL, ÜÇ DEĞİL, SEN HİÇ DEĞİL, BİN BELKİ.

DÖNÜP DÖNÜP BAKIYORUM GÖLGELERİME
BAZEN ÖNDE, YANDA, GERİDE, DÜŞÜYOR ELLERİME

ERİŞİLMEZİ UPUZUN, KISA OLANININ TEPESİNDEYİM.
ZAMAN GEÇMEZLERİN, YALNIZLIĞIN, ELLERİNDEYİM.

BİRİ BEN, BİR DİĞERİNE HAYKIRIŞ OLMUŞ SESSİZLİĞİM
DUDAKLARIM ISIRIKLARDAN DAMLA DAMLA HİSLENDİĞİM.

GÖZ DUDAK BİR OLMUŞ YETİŞMİYOR ELLERİM.

KURULANACAK CİNSTEN DEĞİL ISLAK HER YERİM

BIRAKTIM ARTIK KARALARI, YÜREĞİMDE ONCA SIZILARI

SONBAHARDAYIM, ELELE OMUZ OMUZA ÇINAR YAPRAKLARI.

EV DEYİP GEÇMEYİN, ATLADIĞIMIZ BİR ÇOK ŞEY VAR. (1)


Dünyamızda yeni bir trend bizde çok yeni olsada gelişmiş ülkelerde 15-20 seneden beri var. Kullandığımız her türlü eşya, malzeme, aklımıza gelenlerin bir çoğunun yenilenebilmesi için çalışmalar yapılıyor. Bir kısmı geri dönüşümde kullanılırken en son işe yaramaz denilenler gübre ve enerji üretimi olarak kullanılıyor.

####

Bir şey göz ardı ediliyor Kula Tarihi Evleri. Bu evlerimize bugüne kadar. Mahalle dokusu, komşuluk ilişkisi, mutlu yaşantı, sağlıklı evler, ahşap, sıva, boyaların, sanatsal uyumlarından… bahsetmiştik. Bir başka yönden baktığımızda bu evlerimiz yenilenebilir evlerdir aynı zamanda.

###

Harap olma, yıkılma sebepleri; çatısının çökmesi neticesinde tabiat şartları, yağmur, çamur sıvaların dökülmesi ahşap desteklerin payandaların zamanla çürümesi mukavemetini kaybetmeleri ve yıkılmalarıdır. Bu halde dahi çatısının çürümüş ahşaplarının değiştirilmesi yeniden kiremit döşenmesi duvarları tutan çürümüş ahşap desteklerin yerine yeni ahşap desteklerin çakılması, kapı pencere sağlam olanların zaten kullanılır olması, dökülen sıvaları tekrar kireç karıştırıp sıva harcı yapıp sıvaların yeniden yapılması tüm bunları yaparken yapılış tekniğine uygun olarak uygulanması, geçme olanları geçme, çivi ile tutturulmuş olanları çivileme, her türlü tamiratı günümüzde yetiştirdiğimiz eski tekniği bilen uygulayan ustalar ile yenileyebiliriz. Kula’daki hiç bir ev temelinden çökmemiştir. Temelleri zayıf olsa dahi evin ahşap parçalardan yapılması toprağa olan yükünün betonarme yapıya göre daha az yük bindirmesi, esnek olması ile depreme dayanıklı olması, depremden yıkılsa dahi betonarme veya başka teknikte yapılmış yapılara göre insana en az zarar vermesi Kula evlerinin yenilenebilir olma özelliğinin yanında bu yönden de değerli yapılardır..

#####.   ####

Bu mahallelerde bu evlerde yaşayan insanlar teknolojiyi ihtiyaç halinde kullanılırlar. Çocukları dahil teknolojik, telefon, ipad, bilgisayar, atari, bağımlısı değildirler çünkü sokakta geçirecekleri keyifle oynayacakları hem alan hem arkadaş vardır. Beynimizi yiyen, hafızamızı silen, vaktimizi alan, bağımlı yapan, bu teknolojik aletleri kullanmak için buradaki halkın

boş zamanları yoktur.

###

Babalar arastada işlerinde ufak arasta dükkanlarında dünya gailesinden uzak kazandıkları ile rahat geçinen, ekonomik ve iktisatlı yaşayan, bahçeli, ocaklı evlerde ekmeğini, ununu, kışlık yiyeceğinin bir çoğunu kendi yapan, kadınların dinlenme zamanlarında kapı önlerinde komşularıyla toplaşıp ellerinden düşürmedikleri hem yün ören, hem sohbet eden, komşusunun derdiyle dertlenen, hastasını bilen, çare arayan, bir kap sıcak çorba götüren, askere gidecek gençler için ana babası gibi hazırlık yapıp askere uğurlayan, süt annelik yapan, düğünlere hep birlikte hazırlanıp keşkeleri beraber döven, kazanın altına evinden odun getiren, yaşantısı ile “Benimde çorbada tuzum olsun” deyimi Kula’da söylenmiştir.

###

Çocuklar sabahtan akşama okullarında eğitim alırlarken uzun günlerin akşam üzeri zamanlarında tatil günlerinde sokaklarda oynarlar eve yorgun gelen çocuklar yemekten sonra hemen uykuya dalarlar. Genç kız anneannesinden babaannesinden kalmış bazen annesiyle, bazen arkadaşıyla, bazen yalnız, sırdaşıyla, düşüncelere dalmış bir vaziyette tezgahda halı dokurken “Anne ben Gülistan’lara gidiyorum” deyip arkadaşlığa koşmaları, çıraklık yaşında babasının dükkanında babalarına yardım etmeleri komşu esnafında işlerine koşmaları tüm bu yapılanlar bir hayat mektebidir.

###

Genç kız ve erkeklere çocuklara insanlığın öğretilmesi, insanî hasletlere aşılanması eğitimi, bu şekilde sağlanmakta, bu eğitim, konu komşu hep birlikte verilmekte, hem nasihat hem icraat ile yetişmeleri sağlanmaktadır. Hayat mektebinden bu şekilde mezun olanlar yüksek okula üniversiteye gittiklerinde; hem ülkesi, hem şehri, hem komşuları, tarafından saygı duyulan insanlar olarak hayata atılmaktadırlar.

ŞEHİR MÜZESİ KULA SOKAKLARI

Tarih boyunca akla gelen ne varsa kayıt altına alınmadığı takdirde o ülkenin, şehrin, kültürünü, tarihini anlatmak efsaneden öteye geçemez.

Yapısı, kapısı, penceresi, odası, bahçesi, sokağı; insan nefesi, insan adımı insan hayatı ile kaimdir. Yaşamak, kültür oluşturmak, taşınmaz kültürü taşınır hale getirip yaşatmak şehrin kültürüdür şehrin karakteri, benliği, kimliği, geleceğidir.

Şehirlinin, alışveriş ettiği, çarşı pazarı, kalaylattığı kapı çanağı, bahçesinin tarlasının çapası küreği, arabasının demiri tekeri, kapısının, halkası, kilidi, mandalı, tokmağı, penceresinin işlemeli demir korkuluğunun kıvrımları, yılda en az iki defa hallaçta yatağının pamuğunun attırılarak tiftilip yumuşatıldığı, çeyizlik tavus kuşu motifli saten yorganı, iki genç insanın iyi günde kötü günde bir olduğu bir yastıkda kocadığı uzunca yastığının işlemeli kılıfı… Yetiştirdiği koyunun keçisinin, ineğinin, davarının, onun da ayrı bir sanat olduğu sütünden; yoğurt, tereyağ, yayık ayranı, tulum peyniri, tüyünden kılından yapağı ile ipliği, evin taş zeminine serilen keçe halısı, çobanının kepeneği, koyununun yününden eğirdiği fırdöndüsü, çıkrıkta sardığı ipliği ovadan dağdan bayırdan topladığı otları bakır kazanda kaynatarak boyadığı, türkülerle ağıtlarla sevdalarla aşınmış ahşap halı tezgahlarında dokuduğu; büyüklerinden gizlediği hasretini, sevdasını, aşkını dillendirdiği, gurbet yolu gözleyen genç kadının arada bir beşiğinin ipi ile bebeğini sallarken diğer eliyle rengarenk yumaklardaki yün ipleri dile getirdiği, kimbilir ne hisler ile kirkiti vurarak  ilmekleri birbirine bağlarken dokuduğu kilimlerde halılarda ne sohbetler anlatılır ne hatıralar dinlenir, hakka yürümüş ne canlar rahmetle anılır hayatta olmayan ne hayatlar anlatılır.

Kadınların kapı önlerinde ikindi vakti sohbetlerinin, suya gitmeyi fırsat bilen genç kızların, dokuz taş, çizgi, eşiklerde beş taş, sokak aralarında saklambaç, oynayan çocukların bağırışları, bahçelerde nar ağaçlarında daldan dala zıplayan nar bülbüllerinin aynı tonda ötüşleri, dar sokaklarının nefeslendiği genişimsi sokaklarda düğün yemeklerinin kazanlarda kaynatıldığı, sandıklardan çıkarılan bindallıların yarıştığı evlerde kınaların yakıldığı, damadın traşı, halayı, kalaycının bakır topladığı, eskicinin “eski rubacı” diye bağırdığı, arada bir at arabalarının dingil sesleri, evler arasına sıkışmış camilerin evlerin hayatlarından gözüken minarelerinden yanık sesli müezzinlerin sabah ezanıyla başlayan hayatlar, Akşam ezanında kapanan dükkanlar, Yatsı’dan sonra sönen ışıklar, karanlığa teslim olan daracık sokaklarda bekçi düdükleri.

Necip Celal Andel’in tangolarından birinde geçer:

Geçmiş zaman olur ki

Hayali cihan değer

Bir an acı duyar insan belki

Sevmişse biraz eğer

Anlar ki geçenlerin

Rüyaymış hepsi meğer

Rüya olsa bile o günlerin

Hayali cihan değer

İşte cihana değecek yaşantımız, yaşatılmak istenen kültürlerimiz. Müze kent Kula’da Tarihi Kula Evleri, çarşısı, eşrafı, esnafı; keçeci semerci arabacı demirci kalaycı marangozu daha bir çok el sanatları, evde işlenen, dokunan kilimi halısı perdesi divanı ile ev eşyaları, taş fırın ekmeği helvası leblebisi henüz daha dururken, henüz konuşacak yaşlılarımız varken taşınır taşınmaz kültür varlıklarımızı geleceğimize taşıyalım.

NAYLONDAN POŞET KENEVİRDEN TORBA

Yeni yılda uygulamaya başlayan ve gündeme oturan naylon torbalar. Eski şarkılarda evlenmeyin bekarlar naylon kızlar çıkacak diye bir şarkı vardı. Ha bugün ha yarın derken naylon kızlar gelmediği gibi naylon torbalar da kaldırıldı bekarların ümitleri suya düştü.

 

Ayvacı geliyor ayvacı ayvacı değil meyvacı

Evlenmeyin bekarlar şimdiki kızlar dalgacı

Sevdim kaçtım o yar ile ben anlaştım o yar ile

Helalleştim o yar ile dalga geçtim o yar ile

Öptüm sevdim o yar ile peynir yedim o yar ile

Rakı içtim o yar ile dalga geçtim o yar ile

Ayva sarı olacak evde darı olacak

Evlenmeyin bekarlar naylon kızlar çıkacak

Ayva turunç narım var ne derdim ne zarım var

Evlenip ne yapayım aklımdan ne zorum var.

 

Yari ile yemiş içmiş ama evlenemeyince naylonu bahane etmiş.

Bu yeni yasa bahaneleri kaldırdı.

Çevre elden gitmeye başlayınca tedbir alındı usulca.

Önce bozarız çevreyi, kirletiriz suyu nehri dereyi, en sonunda bulmak isteriz çareyi.

 

Bugüne kadar bir fazla torba alacağım diye her ürünü ayrı ayrı torbalara koyan uyanık müşteriler şimdi üzerinde firmanın adı var “Madem naylon torbalar paralı bedava yapmam reklamı” diyor. Tamam reklam yapmak istemiyorsan üstüne üstlük bi de para verip torba alma o zaman. İstenen de bu zaten, naylon torba çevreci değil. Geç oldu ama zararın neresinden dönülürse…

 

Alışverişe gidenler yanlarında bir müddet daha evde bulunan naylon torbaları yanlarında taşırlar onlarda biraz alışverişte biraz da çöp olarak kullanıldığında bitince ne yapacaklar onu merak ediyorum. Şimdi ceketini torba yapan şapkasına portakal koyan gırgırcıları o zaman göreyim. Biz de hep öyledir yumurta kapıya gelmeden folluk aramayız.

 

Ben söyleyeyim, bir çuval un alsınlar eski gazete biriktirmeye başlasınlar. Undan hem börek hem yapıştırıcı hamur yaparlar, gazeteden kese kağıdı yapıp yapıştırıcı olarak hamuru kullanırlar.

Una bi şey demem ama yarın gazete kağıdı bulurlar bulamazlar sıkıntıya düşmesinler.