İçeriğe geç

MURADİYE CAMİSİ

4 Şubat 2012

Hafsa Sultan Camisi’nden sonra yakınında ki Muradiye Camisi arasında Manisa da çok eser yapılmış olmasına rağmen kültür yolumuzun üzerinde ki Muradiye Camisine uğrayacağız.Osmanlı Devleti izlerinin şehzadelerden dolayı Manisa Tarihine fazlasıyla kazındığı bir gerçek. Bir İkindi Namazında, sakin olur bu namaz vakitlerinde zaman, Muradiye de yer olarak şehir trafiğinin içinde olmasına rağmen mekan olarak sakindir, dingindir. Cadde kapısından girince bahçeye, merdivenlerden çıkılır şadırvanın karşıladığı üst avluya, kapı, merdiven, şadırvan, cami girişi, mihrap, hepsi bir aks bir çizgi üzerindedir. O çizgi kıbleyi yani Kabe’yi işaret eder. Her bir unsur kıble yönündedir. Şadırvanın su sesi cami içinde yankılanır, o kadar ki şadırvanda abdest alan biri olduğu anlaşılır farz namazına başlamadan önce beklenirdi. Caminin bir çok özelliğinin olduğu muhakkak ancak biz de halk arasında yaygın olanları bilebiliyoruz. 1520 yılında Yavuz Selim’den sonra Kanuni tahta geçer 1566 yılına kadar tahtta kalır. 1566 dan 1574 yılına kadar II. Selim padişah olur. 1546 yılında Manisa’da doğan III. Murad 1562 yılında Manisa’ya Saruhan Sancak Beyi olur. 1574 yılında babası II.Selim’den sonra tahta geçer. 1595 yılına kadar 21 sene padişahlık yapar 49 yaşında vefat eder.1583 yılında yapımına başlanan Muradiye Camisi ve külliyesi 9 yıl sonra 1592 de tamamlanır. III. Murad, babası II. Selim’in silik ve sönük geçen saltanat döneminden sonra bir varlık gösteremez ve Osmanlı’nın duraklama dönemine girmesi bunun saltanatı döneminde başlar. III.Murad Manisa da şehzade iken yaptırdığı camiyi padişahlığı döneminde yıkarak yeni bir cami yaptırır diye yazar tarihçiler. Oysa burada ki cami Sultan Camisi yapıldığında yani 1522 yılında ve daha öncesinde vardır, basit ve küçük bir cami idi.Sultan Camisi’nin yapılışından tam 61 yıl sonra Muradiye Camisi yapımına başlanır 1583. Basit ve küçük cami iyice eskimiş ve yıkılması kaçınılmaz olduğu gibi Muradiye Camisi’ni yapacak başka bir alanda yoktur. Eski cami yıktırılır. Yavuz Sultan Selim zamanında İstanbul’a getirtilen Sinan Yavuz ile birlikteYavuz’un her seferine (Çaldıran, Mısır Seferlerine) katılmıştır. 1522 de Sultan Camisi yapıldığında Yavuz vefat etmiş ancak Sinan bu yılda Rodos Seferi’ndedir.Hafsa Sultan, projeleri mimar Acem Ali’ye yaptırır. O yıllarda seferden sefere koşan Sinan’ın içinde kalmıştır Hafsa Sultan’a proje yapamamak o yüzden Manisa’ya Sultan camisi’nin karşısına 60 yıl sonra bir cami yapılmasını Sinan istemiştir de denilebilir. Padişah III. Murad şehzadeliğinden sonra Saruhan Sancağına bir daha uğramaz yani caminin yapılışını İstanbul’dan takip eder. Caminin projelerini 1583 yılında hazırlayan Sinan 93 yaşındadır, zaten caminin bitişini göremeden 1590 da hakkın rahmetine kavuşur. Cami inşaatını mimar Mahmud Ağa yürütür. Onun ölümü üzerine yine saray mimarlarından Mehmet Ağa inşaatı bitirir. Sinan’ın ölümünden üç yıl sonra cami biter üç yıl sonra da padişah III. Murad vefat eder. Osmanlının bu yıla kadar Manisa hatta Batı Anadolu’da yapılan en güzel ve zarif eserlerinden biridir. Caminin zarafetinin yanında çok sayıda hassa nakkaşının işlediği iç süslemeler, hat ve kalem işleri, ayrı bir kapıdan cemaatin içine girmeden geçilen hünkar mahfilinin yaldızlı tavan işlemesinin yanında ağaç kapı ve pencere kanatlarının ahşap işçilikleri eşsizdir. Çini ile yazılmış ayetler hayranlıkla izlenmektedir. Çinilerin içinde ki bugün dahi tutturulamayan mercan kırmızısının tonu, mihrabın iki kenarında bulunan ince küçük döner sütunların özelliği, ebced hesabının tüm sayılarının kullanılarak açılmış pencerelerin çokluğuna rağmen içerisinin ulvi ve mistik havasının esrarı, son cemaat mahallinde ki “koca kubbe ve camiyi nasıl taşıyor?” İfadesine muhatap sütunların inceliğinin zarafeti, tüm bu ince sanat ve mimarinin asaletini hayret, ibret, tefekkür ile seyrediyor insan. Koca Sinan, kocamış Sinan Saruhan Sancağına damgasını vurur bu eseri ile. Sinan’ın hayatını yazan Sai Mustafa Çelebi şöyle yazar Tezkiretül Bünyan isimli kitabında.

Sonunda mimar olarak yetkinliğimle
Amaçladım dünya da eserler bırakmayı
Derdim ki, Allah bana nasip etsin
Bir yüksek cami yapmayı
Olacağı varmış, hikmeti işte Allah’ın
Gelip gözdesi oldum Padişahın.

Mimar Sinan’ın büyük camiden kastı bu değildir elbette, o Selimiye ile büyüklüğünü kanıtlamıştır dünyaya. Gözdesi oldum dediği padişah da Kanuni Sultan Süleyman’dır. Ancak 93 yaşında ustalığının ve ömrünün son dönemlerinde Sultan Camisi’nden 60 yıl sonra yapımında bizzat bulunmasa da çiziminde bulunduğu, daha birçok özelliğinin tarih ve tahrip olduğu, Manisa’da ki bunca camiden biri gözüyle bakılıp ihale kanunlarına göre restore ve tamiratının yapıldığı, Muradiye Camisi; Projeyi hazırlamağa başladıklarında Sinan bir gün salona girer, çok ender öfkelendiği görülmesine rağmen o gün farklı bir gündür ve Sinan’ın kalın kaşları çatılmış yüzü gerilmiştir. Bu bölgede yapılacak caminin Hafsa Sultan’ın Camisi olduğundan dolayı küçük olmasını isteyen mimar Acem Ali Sinan ile anlaşamamaktadır, Sinan caminin hem küçük olmaması hem de külliyesinin bulunmasında ısrar eder. Sinan’ın, Padişaha durumu anlatmak için huzura gideceğini anlayan Acem Ali önce davranıp padişahın huzuruna girer. Ancak padişah istişare için huzurda Sinan’ın da bulunmasını ister. Sinan huzura çağırılmak için aranır ancak sarayda yoktur. Padişah istişareyi daha sonra ki bir zamana bırakır Acem Ali’yi dinlemez. Sinan’ın nereye kaybolduğu merak edilir, bir müddet haber alınamaz. Muradiye Camisi çizim çalışmaları durmuştur, o olmadan hiç kimse bir çalışma yapamaz. Üç gün sonra Sinan padişahın huzuruna girer elinde caminin çizimleri vardır. Yaşlı Sinan çizimleri padişaha yorgun nefesi, bükük beli, titreyen elleri ve sesiyle anlatır. Sinan’ın bu gayreti ile duygulanan III. Murad Acem Ali’yi çağırtır tez cami inşaatına başlanmasını emreder. Osmanlı Sarayı’nda iken bir çok padişah görmüş ve devri yaşamış olan Sinan, Sultan Camisini yaptıran Hafsa Sultan’ın eşi Yavuz Sultan Selim’in zamanından sonra sarayda yaşamağa başlamıştır. Yani yaşı icabı sefere çıkmaz olmuştur. Kanuni Sultan Süleyman’ın eşi Hürrem Sultan da Sultan Süleyman’ın annesinin memleketlisi Kırım’lıdır. “Hürrem” adı saraya alındığında padişah eşi olacağında verilmiştir. O kadar güzeldir ki “can alıcı, can yakıcı” anlamında “Hürrem” ismi verilmiştir.

Hürrem Sultan’ın bir kızı dünyaya gelir kendisi gibi hatta kendinden de güzel kızına Farsça da ay ve güneş anlamında “Mihr-ü Mah, Mihrimah” ismi verilir. Eserlerinin her birinde çok büyük incelikler ve sırlar olmasına rağmen, doğum günü, gece gündüzün eşit olduğu bir zaman dilimi ve güneş doğarken ayın batmasının bir araya toplandığı incelik ve hassasiyet ancak Muhteşem Sinan’a bahşedilmiştir. Bundan sonrasını hikayecilere bırakmak lazım şöyle ki; Kanuni Sultan Süleyman’ın aynı zamanda Hürrem Sultan’ın kızı Mihrimah Sultan on yedisine bastığında, iki kişi onunla evlenmek ister. Mihrimah, yani Mihrü Mah, Farsca’da “Güneş ve Ay” anlamına gelir. Kızla evlenmek isteyenlerin biri Diyarbakır Valisi Rüstem Paşa diğeriyse Mimar Sinan’dır. Hürrem Sultan güzelliğinin yanında sarayda çevirdiği entrikalar ile de tanınır. Mimar Sinan’ın şöhreti ve her padişah devrinde sevilen sayılan kişi olması, kocası Kanuni Sultan Süleyman’ın da Sinan’a gösterdiği saygıya karşı Sinan’ı kıskanır ve Hürrem Sultan kızını Rüstem Paşa’ya verir. Koca Sinan evlidir, ellisindedir ve de Mihrimah Sultan’a deliler gibi aşıktır ! Gerçi sevdiğine kavuşamamıştır ama aşkını, olanca güzelliğiyle sanatına yansıtmıştır. Üsküdar’a, Saray’ın isteğiyle elbet, 1540 yılında Mihrimah Sultan Camii’nin temelini atar ve 1548’de bitirir. Camiyi yaparken, eserine sanki “etekleri yerleri süpüren bir kadının” dış çizgilerini verir. Derken, ilk kez padişah fermanı olmaksızın, Edirnekapı’da, pek kimselerin uğramadığı ıssız ama İstanbul’un en yüksek tepelerinden birine Edirnekapı’ya, 1562-1565 yıllarında ikinci bir eser yapmaya koyulur Mihrimah Sultan’a. Cami küçücüktür. Minaresi otuz sekiz metredir, bir adet incecik kubbesi üzerindeyse 161 pencere, camiin iç güzeliğini aydınlatır. İçerdeki sarkıtlar ve minare kenarlarındaki işlemeler Mihrimah Sultan’ın topuklarını döven saçlarını anımsatır insana. İşte, aşka adanmış iki eser. Şimdi, gidin Edirnekapı ve Üsküdar’daki camileri aynı anda görebileceğiniz bir yer seçin. Ve 21 Mart’ta, yani geceyle gündüzün eşit olduğu günde seyreyleyin. Unutmadan, 21 Mart Mihrimah Sultan’ın doğum günüdür. Göreceğiniz manzaraysa şudur mirim: Edirnekapı camiinin tek minaresi ardından tepsi gibi kıpkırmızı güneş batarken, Üsküdar’daki camiinin ardından ay doğar! Mihrü Mah eşittir Güneş ve Ay. Bu nasıl akıllara ziyan bir hesaplamadır; nasıl bir güzellik anlayışıdır ….

İşte Sinan budur. Ege’de tek eserinin var olduğu Manisa’mız da Sinan’ın ayrı bir yerinin olması gerekir.Ömrünün son günlerinde yapımına başlanan bu eserini göremeyen Sinan bizden öncekilerin, bizlerin ve bizden sonrakilerin görebilmesi için dimdik ayakta kalmasını sağlayacak bir yapılar manzumesi gerçekleştirmiştir. 420 yıldan beri şadırvanında abdest, minarelerinde ezan, kubbesinde Kur’an yankılına gelmektedir.Allah ondan razı olsun.

From → TARİHE YOLCULUK

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: