İçeriğe geç

MEYDANLARIN YAPILIŞI

10 Temmuz 2012

Çocukluğumun geçtiği bu çarşıya, ilkokul çağlarında babamın ayakkabıcı eski adıyla kunduracı dükkanında çıraklıkla başladım. İbrahim Çelebi Mahallesinde ki evimizden Sultan Camii Meydanından doğru yürür garajın içerisinden eski bit pazarı dediğimiz alandan babamın kavaflar çarşısında ki dükkanına gelirdim.

Burunlu kırık dökük otobüslerin arasından garajda ki kahvenin önünden geçerken kahvecinin tablaya attığı marka sesleri hala kulaklarımdadır.
O zaman tarihin, tarihi eserin ne olduğunu bilmeme imkan yok, Manisalı olarak da bilmiyorduk, bir çok tarihi eserimiz yıkılıp gitti.

Orta okul çağlarında güzergah çarşı bulvarından, bit pazarından o zaman hükümetin önü bildiğimiz meydandan Hatuniye Camisinin önünden şimdi ki şehitler okuluna o zaman ki liseye giderdim.

Tarih bilinci bu mesleğe girdiğimde başladı adı bilinç olamazdı tabii hayranlık diyebilirim. Mimarlık ile hayatımızı idame ettirirken 1990 yıllarda mimarlar odasında başkanlık yaptığım dönemde Sayın Zafer Ünal da belediye başkanı idi. O yıllarda kültür varlıklarını koruma adı altında bir panel düzenlendi Sinan Bey Medresesinde yapılan bu panel iki dönem devam etti. Birincisinde bu Osmanlı Çarşını konu olarak seçmiş burayı bu anlamda gerekliliğini vurgulamış ve anlatmıştık. İkinci dönemde Kırmızı Köprüden Niobe’ye tarihi bir yolculuk yapmıştık.

Yani bu Çarşı ile serüvenimiz bu kadar eski, inşallah hep birlikte şimdi anlatacağımız projeyi gerçekleştirebilme imkanı bulabilirsek tarihe, Manisa’ya, bu çarşı esnafına ve atalarımıza hizmet etmiş oluruz.

Bu çarşı Vilayet Konağından başlayıp Bedesten Meydanında duvara çarparak son bulmaktadır.

Antalya Mimarlar Odası;
ULUSLARARASI GENÇ MİMARLAR FİKİR PROJESİ ÖDÜLLERİ VE SERGİSİ
“2023 Yılında Kentin Etkileşim Alanları: Meydanlar” ile ilgili bir fikir proje yarışması açtı.
Amacı ve Kapsamı:
“Meydanlar, insanların kullandığı ilk kamusal alanlardandır. Tarihsel süreçte üstlendikleri farklı işlevlerle kentsel yaşamın önemli bir parçası olmuşlardır. Meydanlar kentte sürekli yaşayan nüfusun ve kenti geçici bir süre için ziyaret eden kişilerin birbirleriyle ve paylaştıkları kent ile ilişki kurmasını sağlar. Tüm kent halkına eşit kullanım olanağı sağlayan bu alanlar çeşitli etkinlikler için ortak bir platform oluşturur.
Çevresi binalarla sınırlandırılmış bu alanlar, kent içinde tavanı gökyüzü olan odalar olarak da tanımlanmaktadır. Kent dokusu içinde meydanlar insanlara sürekli ve yönlendirilmiş bir hareket düzeninden çok, durma ve toplanma olanağı veren, hareketliliği zorlamayan, insanların birbirleriyle ilişki kurma potansiyelini içeren
mekânlardır.

Ülkemizde yanlış bir anlayışla yaklaşılan meydanlar zamanla işlevlerini kaybetmektedir. İdeolojik nedenlerinde etkili olduğu bu tahribat, meydansız, kimliksiz kentler yaratmaktadır. Teknolojinin hızla ilerlediği, insanlar arası iletişimin gittikçe azaldığı, birçok ihtiyacınızı internet üzerinden gerçekleştirdiğimiz sanal dünyada interaktif iletişim önemli bir boyut kazanmaktadır. İnteraktif iletişimi canlandırmanın en etkili yollarından biri de kentlerimize yaşayan meydanlar kazandırmaktır.”

Bu yarışma bizlerin bedesten meydanına verdiğimiz önemi pekiştirmektedir. Yarışma Nisan 2010 tarihinde sonuçlanacaktır.

MEYDANLARIN YAPILMA ANLAYIŞINDAN TARİHTEN BİR ÖRNEKLE BAŞLAMAK İSTİYORUM,

İnsanlığın birbirleri ile olan ilişkilerin de yaşam ilerledikçe ihtiyaçlar da artmış bazı ihtiyaçları karşılayamaz duruma gelince de paylaşım başlamıştır. Daha sonra da ihtiyaçların artması ve bunları tek başlarına karşılayamaz olmaları durumunda yani tüketimin artması ile üreticilik başlamıştır, bende olmayanı senden onda olmayanı bundan alıp vermeler önceleri takas ticaretini ortaya çıkarmıştır. Mala karşılık mal alıp verme gibi. Mal ile karşılık verilemeyince bedel ödeme devri, yani para ile alışveriş yapma devri başlayarak bu alışverişlerin yapıldığı pazarlar ve pazaryerleri ortaya çıkmıştır.
.
İlk çağlarda demir, bakır, altın, sikkeler bu alışverişler de kullanılmış, İnsanların yakınında bulunmayan ihtiyaçlar yakın kentlerden sağlanmış, giderek halka genişletilmiş, ihtiyacın ve malın ucuz olduğu alanlara şehirlere gidilerek alışveriş,ticaret merkezleri ve ticaret yolları oluşmuştur.

Ticaret sayesinde artan şehir ekonomisi, o şehir halkının refahını arttırmış yükselen yaşam seviyesi, ticaretin önemini ve giderek merkezler arasında ki rekabetibaşlatmıştır. Bu açıdan her bir kent müşteri çekebilmek için cazibe merkezleri meydana getirmek zorunda kalmıştır.

Ticaretin kent yaşamını nasıl etkilediği konusunda vereceğim örnek çok eskilere dayanmasına rağmen ticaretin sürdürebilirliği bu prensip ve gelişmeler ve anlayış ile günümüze kadar gelmiş ve devam da edecektir.

Zamanının önemli ticaret merkezlerinden birinden örnek vermek istiyorum.

SAGALASSOS

Bu ticaret merkezi Burdur Kentinin Ağlasun ilçesinin dağlık bölgesinin dik yamaçlarında M.Ö.6000 yıllarında yerleşimin başladığını göstermektedir. Antik Çağda ki Pisidialılar M.Ö. 1000 yıllarında buraya gelerek yörede ki ağaçlardan kereste ticaretini başlatmışlardır. Bu yerleşim kısaca çeşitli egemenliklere; Büyük İskender, Helen, Pergamon Krallığı ve Roma İmparatorluğuna ticaret merkezi olarak görev yapmış her devirde önemini korumuş hatta Suriye, Mısır’a kadar ticaretini geliştirmiştir. Yukarıda bahsedildiği gibi zamanının önemli ve zengin ticaret merkezlerinden biri olduğu yapılarından anlaşılmaktadır.

Ticaretin yapıldığı yerler, şehir planlamasını etkileyerek büyüdükçe de farklı isimlendirilerek, pazaryeri, çarşı, odeon, agora, bedesten isimleri ile anılmağa başlamıştır.

Bu planlamanın yani ticari alanların yanlarına insanları o bölgeye çekecek projeler geliştirilmiştir. Çarşı merkezlerinin işlevselliğinin arttırılması her zaman canlı olması için, amfi tiyatro, şehir senatosu veya Makellon yani yönetim binası, mabed, hamam,kütüphane, heykeller, çeşmeler, duvarlar, planlanmıştır. Ve en önemlisi şehrintoplandığı halkın birbirlerini gördüğü birebir temasta oldukları çeşitli etkinlik ve gösterilerin yapıldığı dolayısıyla halkın ve yabancıların, alışverişe gelen tüccarların bir araya geldiği ve oturup anlaştıkları konuştukları meydanlaryapılmıştır.

Şimdi kalıntısını ve temsili resmini gördüğümüz bu meydan ve o çağda meydana verilen önemi vurgulayan duvarı göreceğiz. Duvarın ihtişamı bugün dahi şaşkınlık ve hayranlıkla seyredilmektedir. Duvar denemeyecek kadar özenle yapılmış bu sanateserinin nasıl ince bir işçilik ile yapıldığı heykeller ve yüksekten akan sular ile ihtişamının bir kat daha arttırıldığı gözler önüne serilmektedir.

Bu saydığımız planlama tarih boyunca her dönem de yapılmıştır. Tarih tekerrürden ibarettir deyimi bu planlama ile her devirde tekerrür etmiştir. Roma, Bizans, Osmanlı İmparatorluğu devirlerinde de uygulanmıştır. Osmanlı İmparatorluğuna çeşitli zamanlar da payitahtlık yapmış Edirne, Bursa, İstanbul’da ve çeşitli şehirlerde yapılmış meydanlar bu işlevselliğini ve ticarette ki önemini devam ettirmiştir.

En küçük yerleşim birimlerinde dahi; camisi, kahvesi ve hamamı ile çevrilmiş köy meydanı.

Yine camisi, kahvesi, kaymakamlığı ile çevrilmiş pazaryeri özelliğini de yürüten kasaba meydanı.

Dahası ticarete can veren çarşı Osmanlıda ki adıyla bedesten meydanı; bunda da kahve, hamam, cami, Ramazan’da direkler arası, Kurban Bayramında hayvan pazarı köylünün şehre pazara gidiyorum dediği pazaryeri, panayır ve gösteri alanı olan bu meydanlar çınar ağaçları ile de yeşillendirilmiş, meydanda gezenlerin, oturanların, satıcıların, güneşten korunmaları için gölgelendirilmiştir.

Bu yaşantı bizim kültürümüz. Göz alabildiğine boş meydan bizde yok çınar altı var, uzanan giden çim alan yok küçük ama sıcak asma altı var. Siteler yok mahalleler var en önemlisi alışveriş merkezleri yok, çarşı var.
“çarşıya gidiyorum” hala dilimizde, eşimiz, dostumuz çarşıda, onları göreceğiz kim hasta kim usta kim ne yapıyor kimin ne ihtiyacı var bunları bilmeden dostluğun kıymeti olmaz ki.

Hatuniye Camii, Çeşnegir Camii, Taşcılar Mescidi esnafın eşrafın işini gücünü bir anbırakıp da namazlarını kıldıkları camiler değil mi? Camiden sonra avlusunda ayaküstü hoşbeş edilmiyor mu? Bu, dün daha bir başka idi, bu gün de aynı şeyleri yapmıyor muyuz? Belki o yaşantıyı, ortamı özlüyor ve o günleri arıyoruz.

Bu proje o günleri geri getirmez ancak o zamanları yaşatabilir yabancı konuklarıturisti buraya çekebilir ticareti ayakta tutabilir, yılların çarşısını, eski çarşıyıcanlandırabilir. Tarihler boyunca da bu böyle gelmiş. Projenin ana fikri bu.

Bu meydanın hemen arkasında duvar var, bedesten ve çarşıyı çevrelemesi, insanları, ziyaretçileri tutması için, gösteri perdesi gibi. Hem de arkasında ki bakımsız ve gösterişsiz zamanımız binalarını gizlemek için. Sadece, Alaca Hamam ile Bedesten aksı şeffaf düşünülmüştür.

Bu meydanın,

Bir köşesinde Efendiler Kahvesi, Cumhuriyet Dönemi Eseri,
Duvarın karşısında Osmanlı Şaheseri, Rum Mehmet Paşa Bedesteni.
Doğusunda Çeşnegir Camisi, ne kadar güzel taş ve duvar işçiliği.
Çınarları, erguvan ağaçları, gülü, gülistanı, Alaca Hamamı

Her yönden insanların geleceği gelmek isteyeceği bir meydan bu, 24 saat canlı ve yaşayan bir meydan olacak.
Konuklarımız, Sultan Camisi Muradiye Camisinden buraya gelebilir. Ulucami’ den buraya inebilir.

Hatta bir başka yönden. 23.01.2010

From → TARİHE YOLCULUK

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: