İçeriğe geç

MİMARLAR SOSYAL Mİ?

19 Ekim 2014

imageimageGeçen hafta 13-18 tarihleri arası mimarlar haftası idi. Mimarlar odası Manisa Temsilciliği bu hafta içerisinde çeşitli etkinlikler yaptı. Artık son zamanlarda hükümetin çıkardığı sivil toplum kuruluşlarına ait yasalar ile diğer meslek odaları gibi bizim odamızın da etkin gücü kalmadı. Projeler mimarlar odasından vizesiz şekilde belediyeden inşaat ruhsatı alabiliyor bu şekilde ki uygulama ile odamızın mali gücü azaldı, azaldı değil sıfırlandı, dolayısıyla etkin gücü kalmadı.
Buna rağmen Mimarlar Odası Manisa Temsilciliği Yönetim Kurulu, Başkanımız Atilla Efendioğlu üyelerine ücretsiz akşam yemeği düzenlemişlerdi.

Mesleğimiz insanlığı doğrudan ilgilendirmesine rağmen deyip mimarlığın tarifini basitce yapayım. Mimarlık insan ölçülerinden doğmuş bir meslektir. İnsanın; boyu, posu, kolu, eli, ayağı…oturma kalkma yürüme çalışma eylemlerinin ölçüleri, kullandığı aletlerin, araçların, eşyaların ebadlarını belirler. Bu eşyaların masa, koltuk, yatak, sandalye… gibi bir araya gelmesiyle mahallerin oda, salon, banyoların… ölçüleri bunların planlamasıyla konutlar oluşur. Toplu kullanılan sosyal mekanlar sinema, salon, işyerleri, parklar, konutlar ve yine insanların kullandıkları araçlar ve bunların bir araya gelmesi ile sokaklar, mahalleler, köyler, kasabalar, şehirler oluşur, insan ölçülerine bağlı meslek mensupları maalesef insanî ölçülerde değil.

Bu da nereden çıktı; Geçen Cuma akşamı mimarlar haftasının kapanış yemeğinde eski yeni genç yaşlı meslektaşlar ile bir aradaydık. Benim yaşımda ve benim yaşıma yakın meslektaşlar ile aynı masaya oturtulmuştuk. Bizler biraz da erken gelmişiz masamızda ki arkadaşlar ile hoşbeş ediyoruz, sonradan gelen genç meslektaşlarımız tanımadığımız bir kısmını tanıyıp da arkadaş olmadığımız diğer meslektaşlarımız da gösterilen masalara ilişiverdiler.

Yemekte 20 yılını doldurmuş dört meslektaşımıza plaketler verildi. Eski Belediye Başkanlarımızdan Adil Aygül plaket verme esnasında ki konuşmasında “artık bizler mesleğimizi tamamladık duayen olarak sizlere destek olmağa çalışıyoruz” dedi. Ahmet Nuri Köse abimiz, Hasan Özcan Çatma ve ben de diğer plaketleri verdik. Zaten zayıf olan mikrofon kültürümüzle sesimizi ben dahil zor duyurduk. Ben, plaketi verirken ki konuşmamda bizim masayı işaret ederek “65 yaş üstü bedavacılar şu masaya toplanmış öyle Adil Aygül arkadaşımızın dediği gibi duayen falan da değiliz ne internet ne mimari proğramları biliyoruz neyin duayeneyiz” dedim.

Bu alınganlıkla söylenmiş bir laftı. Ben isterdim ki bizim yaşımızda ki mimarların oturduğu masaya genç meslektaşlarımız gelsinler kendilerini tanıtsınlar, iyi akşamlar desinler isterdim.
Mimarlık haftasının maksadı ve son gece verilen yemeğin amacı buydu. Tanışalım kaynaşalım birbirimize destek olalım abilik kardeşlik yapalım.

İşte böyle olunca da ne oluyor biliyormusunuz? Sevseniz de sevmeseniz de önümüze konulan yemeği yiyorsunuz. Proje çizerken imar planlarına ve planların imar notlarına uyarak proje yapıyorsunuz, yapıyoruz, yapıyordum. Çarpık kentleşmeler; dar sokaklar, eciş bücüş binalar, adına park dediğimiz bir karış yeşillik alanlar, bulvar denmeyecek caddeler, cadde denmeyecek sokaklar ve iki yanında duvar gibi yükselen yapılar, tabii bunların iki kenarında yürümeğe mani görsel kirliliğe sebep, çok kıymetli olan nereye koyacağımızı bilemediğimiz demir yığını araçlarımız, insanî ilişkilerin yok olmaya yüz tuttuğu şehirler. Bunların sonunda bitmez tükenmez şikayetler şikayetler, ve neticede çarpık kentleşmeye sebep gösterilen mimarlar.

ASLINDA.
Mimarlık kutsal bir meslektir:
Kendi kaderimizi, hayatımızın farklı yönleri yaşantıları ve değerlendirmeleri ile çizerken hayatımızın hikayemizin bir parçası olan mimarlığımız ile binaların da kaderini çiziyoruz. Onlara ruh verirken karakterini de tayin ediyoruz: Mütevaziliği öne çıktığında gururu, mazbutluğunun yanında sakinliği, cesareti ile cüretkar duruşu, utangaçlığının masumiyetini, basit ama o kadar da hayranlıkla baktığımız güzelliğini gösteriyor, karakterine yansıtıyoruz.

Kullanıcılarının hayatlarına, önünden gecen insanlara, sokağa, semte, kente kazandırdığımız binayı aslında dünyaya getiriyoruz. O kadar ki dünyaya kazandırdığımız bu binanın esasında eserin demek doğru olur bu eserin ömrünü de biçiyoruz.

Bazı binalar yeni imar düzenlemeleri ile yola yeşile herhangi bir sosyal amaçlı düzene kurban edilirken, bazı binalar ömürlerini beklerken boynu bükük, bazıları da şanslarını omuzlarına alıp restore edilirken, hatta bir zaman sonra korumaya dahi alınıp hayatlarını uzatma gayreti içerisinde oluyorlarken. Bu şekilde binaların ömrünü de biçiyoruz.

Bu binalar kendi şansları, kimlikli duruşları ile bulundukları kente özellik veriyorken bu yapılar sayesinde şehirlere kimlik…kazandırıyoruz.

Böyle bir mesleğe sahip kimselerin mesleklerinin hakkını vermeleri için daha sosyal, girişken, meslek haklarını korumaları ve önümüze konulan yemeği sevsekte sevmesekte yemek yerine yemeği bizim yapmamız gerektiğini bilmeliyiz.

MİMARLIĞI SEVİYORUM.

From → BASINDAN

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: