İçeriğe geç

ÖVÜNMEYİ BİLEN DÖVÜNMEYİ DE BİLMELİ.

8 Mart 2015

Medeniyetlerin beşiği Anadolu: Sagalassos, Burdur’un Ağlasun İlçesi yakınlarında insana ait izler M.Ö. 10.000’e uzanır. Bu bölge M.Ö. 6500 yıllarında insanlığın yerleşik düzene geçtiği anlaşılan Psidyalılar’ın kenti. Dünya tarihine ışık tutacak eski medeniyetler ve tarih boyunca günümüze kadar gelen binlerce yıllık; Hititler, Frigyalılar, Lidyalılar, İyonyalılar, Urartular, Helenizm İmparatorluğu, Roma, Bizans İmparatorlukları, Türklerin Tarihi. Mezopotamya medeniyetleri Sümerler (tarih öncesi devirlerden tarih devirlerine geçmeleri yazıyı bulmalarıyla olmuştur.)-Akadlar-Asurlular-Fenikeliler.

Bunca medeniyetin Anadolu’ya gelmeleri, yerleşmeleri: İklim, tarım, jeopolitik konum, göç yolları, ticaret, hayvancılık, akarsuların bolluğu, denizler ve Asya-Avrupa’yı bağlayan konumudur. Dolayısıyla bunca medeniyet, Anadolu da değişik yerleşim bölgelerinde çeşitli uygarlıklar kurmuşlardır.

Çok zengin tarihimizi gün yüzüne çıkarmak için çok büyük bir gayretin içinde olmalıyız.

1995 yılından bu yana kazıları devam Şanlıurfa yakınlarında ki Göbeklitepe; yerleşik tarih anlayışını değiştirip dinler tarihini sorgulatacak arkeolojik kazı çalışmalarının yapıldığı bu bölgede piramidlerden 7500 yıl önce eski tapınakların bulunduğu ilk inancın merkezi olabilmesi açısından çok önemli bir kazı çalışması. Kısaca her bulunan her kazılan yerden bölgeden yerleşimden eski medeniyetlere ait çıkarılanlar dünya tarihini tekrar sorgulatıyor. İlk inancın bu kadar eskiye dayandırıldığı zamandan günümüze kadar inanç yönünden de insanlık tarihine bir ışık tutmaktadır.

Tek tanrılı dinlere gelindiğinde Hıristiyanlık inanışına ait de çok izler kiliseler hatta İncil’de adı geçen ve fiziki olarak değil yedi ayrı topluluğu ve yedi farklı kenti ifade eden kiliselerin yedisi Anadolu’da Ege Bölgesi’ndedir. Alaşehir’de ki kilise literatürde “Philadelphia Church” diye geçer. Kale surları içerisinde yer almış olan bu kiliseden çok az kalıntı günümüze kadar gelebilmiştir. Alaşehir Antik Kent Philadeiphia üzerine kurulmuştur. Alaşehir’de derinlemesine arkeolojik kazı yapılmadığından kent hakkında fazla bilgi sahibi değiliz. Ancak inşaat esnasında yapılan temel kazılarında çıkan kalıntılar mozaik yer kaplaması gibi buluntular, çağlar öncesinde kentin önemli bir yerleşim yeri ve İzmir limanına bağlayan ipek yolu üzerinde olmasından dolayı da ticari yönüyle merkez ve zengin bir kent olduğu söylenebilir. Kalın sur duvarları ile (her ne kadar sur duvarları gözükmese de izleri taranabiliyor) kendini koruma altına almak istemesi ve yakın zamanda bulunan yer mozaikleri buna işaret etmektedir.

1970 yılında Yıldız Akademide mimarlık tahsil ederken Alaşehir’de yapılacak olan imar plan çalışmalarında İstanbul’da çalıştığım büro adına plana altlık oluşturabilecek çalışmalarda bulunmuştum. O zaman ki planlarda olmadığı gibi halkta da yoktu korumacılık anlayışı. Alaşehir’in doğal eşiklerinden dolayı genişlemesi yapılamadığı, yeni yerleşim alanları açılamadığı ve o zaman ki nüfus projeksiyonuna cevap verdiği için eski yerleşim üzerine her şehrimizde olduğu gibi yeni yapılaşmalar planlandı.

Akademinin ikinci sınıfında ki bir mimarlık öğrencisinin aklının ereceği konu olmadığı için yedi kiliseden birinin Alaşehir’de olduğu bilinmesine rağmen   o zamanda yapılmış plana şimdi içim sızlıyor,

Manisa Büyükşehir olunca Alaşehir’de büyükşehir belediyesinin ilçelerinden biri oldu. Tarihinin günyüzüne çıkarılması için ne gerekiyorsa yapılmasından yanayım. Hatta sadece Alaşehir (Philadelphia) değil, Sardes,(Salihli) Thyateria, (Akhisar) ve il sınırları içerisinde ki daha niceleri.

Turizme yönelik şöyle bir güzergah çizecek olursak yabancı turistleri sadece kilise için bu bölgelere çekmek zor olabilir. Gösterecek çok farklı şeylerin insanları cezbedecek yapı ve bulguların olması da gerekir. Müzecilik anlayışımız henüz kazıdan çıkan eserleri kapsadığından taştan kolu kırık, bacağı kopuk heykellerden başka bir şey gösteremiyoruz oysa; müzelerde farklı eserlerde sergileniyor, dünyaca meşhur ressamların tabloları gibi hemen hemen hepsi Rusya ve Avrupa’da ki müzelerde. O seviyeye gelmemiz imkansız o zaman antik yerleşimler ile tarihi, doğal ve kültürel eşiklerden atlatmamız ve bunları anlatmamız gerekir.

Kiliseleri çekim merkezi olarak algılatırsak; Manisa merkez uzantılı Akhisar’a yapılacak ilk ziyaretten sonra Gölmarmara ilçesinin Bin Tepeleri, yeni yapılan arkeolojik kazılardan çıkarılanların sergilendiği bu bölgeden Sart’a ulaşıp burada dünyada ilk paranın basıldığı Lidya Medeniyeti antik kenti gezisi ve yedi kiliseden birisinin var olduğu alan, yeni yeni anlaşılmaya ve tanıtılmaya başlayan Unesco Belgeli Kula Jeoparkı’nın uzantısı olan bölgede (Adala Kanyonu) volkanik arazi yapısının gezilmesi tanıtımı, termal tesisler konaklama…daha sonra Alaşehir Filedelfiya. Burada da üçüncü kilise ve Philadelphia antik kentin gezisi Kula Jeopark ve Kula eski evlerinde konaklama. Tüm bu güzergahta kültürel zenginliklerimizin tanıtımı yabancılara yaşatılması kitaplar, broşürler, hediyelik eşyalar…

Daha da uzana bilinirse kazılarına iki yıldan beri devam edilen Denizli; Pamukkale ile cazibesi olan Denizli’de ki yine yedi kiliseden biri. Toprak altında uzun yıllar kaldığı için orijinal kalıntılarının ve kayda değer görüntünün ortaya çıkarılacağı 2000 metrekare genişliğinde bir alana yerleşmiş kilise Laodikeia antik kenti yerleşimi ve kilisesi.

(Burada ki kazılar neticelenip çok değerli bulgular ortaya çıkarıldığında Denizli tam bir çekim merkezi olacak İzmir’den Denizli’ye yapılacak turizm güzergahına hazırlıklı olmalıyız.)

Turizme verilen önemde geç kalmış sayılmayız o kadar çok eserimiz var ki daha Osmanlı’ya gelmedik.

From → BASINDAN

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: