İçeriğe geç

ASIRLARA SIĞMAMIŞ İKİ SATIRA MI SIĞACAK?

21 Nisan 2015

Otobüslerden indiğimizde saat sabahın dokuzu idi meydanda toplandık rehber elinde ki sopaya takılı beyaz bayrağı yukarı kaldırdığında toplanın ricası yaparken ufak bir açıklama da bulundu..

“Şimdi buradan yaya olarak çarşıya gireceğiz alış veriş yapmayın sizleri toplayamam gezimizden sonra ben sizleri yine aynı çarşıya getireceğim iki saat serbest zaman vereceğim o zaman zarfında alış veriş yapacaksınız göz ucuyla bakabilirsiniz aksi takdirde sizleri kaybederim.”


Çarşıdan geçerken gözlerimiz dükkanlarda kaldı, bazılarımız takılır gibi yapmalarına rağmen hızlı yürüyen rehbere yetişmek için vazgeçtiler. Çarşının ucunda ki alana geldik büyükçe bir meydan bir ucunda Sungur Bey Hamamı diğer ucu eski evlere yönlendirecek daracık sokaklar ve Jeopark Müzesi müzenin önünde toplandık. Rehber: “Burada göreceklerimiz objelerin toplandığı ve daha çoğunu az sonra yerinde görme fırsatımız olacak ama burada izlediğimiz parçaları dikkatle izleyelim yerinde o parçanın daha büyüğünü gördüğünüzde hatırlarsınız.” Müze üç katlıydı girişte ki holden sonra merdivenlerden aşağıya indik. Muhteşem, minyatürü sayılabilecek görsel bir alemde yürüyorsunuz hem kendinizi seyrediyor hem de esrarengiz manzara karşısında heyecanlanıyorsunuz. O kadar kaptırıyorsunuz ki kendinizi şimdi dinazorlar çıkacak diye bir ürperti kaplıyor içinizi.

Üst kata çıktığınızda fuayeden bir başka salona geçiyorsunuz burada yörenin el sanatları sergileniyor, tam iki asır öncesinden kalma her biri bunca yıl değişmeden günümüze kadar gelmiş. Kullanan kalmasa da ustaları hemen yanınızda. Kullanılıyor olsa müzelik olmazdı. Rehber yine bunların kullanıldığı Eski Kula evlerinde akşam yemeğini yerken nasıl kullanıldığını göreceğiz bizlerde kullanacağız deyince merakımızı akşama kadar nasıl taşıyacağız dedik.

Halıyı sordu bir arkadaşımız “halı gözükmüyor oysa Kula halıcılık da bir zamanlar çok ünlüydü.” “Onu halı müzesini gezerken göreceğiz satın alma fırsatımızda olacak ancak halı müzesini yarın ziyaret edeceğiz” dedi rehber. Bu rehberde her isteğimizi kursağımızda bırakıyor diyemeden geçemedim.

Müzeden çıktığımızda hemen sağa dar bir sokağa giriverdik. Parmaklarımın ucunda yürür gibiydim aman yarabbim o ne sokak. Kara taş kaplamalar ev kenarlarında, söyle ileriye bakmak istediğinizde üç ev sonrasını göremiyorsunuz sokak dönüyor siz de sokakla beraber döndüğünüzde gözünüz bir başka sokağa ilişiyor ama güzergahı kaybetmemek için sadece bakabiliyorsunuz. Ahşap koca kapılar, işlemeli mandalları hatırlıyorsunuz az önce müze de sergileniyor hatta çarşıdan geçerken usta kıvırıp duruyordu bir metal parçasını, demek bu mandal ve aynasıymış yaptığı. Hayran bir şekilde yürürken bir eve girdik. Burada rehberler bir iken beş oldu hepimiz bir eve giremeyeceğimiz için beş ayrı eve girdik. “Buyrun” diyen güler yüzlü bir hanım yaşmağını başının arkasında toplamış ben ev sahibi zannettim meğer rehber hanımmış. Bahçedeki narın gölgesine başını sokup rehberi dinlemek isteyenlerimiz bazılarımızda hayatın altına girdik gölgeye, evi gezmek isteyenler ayakkabılarına galoş geçirdiler birilerimiz yukarı çıkarken bazılarımız sırasını beklerken nar suyu şerbetinden içiyorlardı. Hatta su böreğinden yiyenlerimiz evi gezip görmektense böreği kıvırmayı tercih etmişlerdi. Ahşap oymalı küpeştesinden gıcırdayan merdivenden çıktım. Geniş bir hayat eskilerin adına neden hayat dediklerini burayı görünce anladım. Ev sahiplerinin günlük hayatı burada geçiyor ve de oda kapılarının işlemeleri hayatın tavanlarında ki ahşap işlemeler ve bahçenin aydınlığı güneşin hiç eksik olmadığı bu mekan hakikaten insana hayat veriyor. Akşama bu evlerden birinde konaklayacak akşam yemeğini burada yiyecektik. Evden çıkarken karşımızda ki karataş duvarlı evi merak ettim rehber farkına varmış olacak ki. Eskiden rumlarla türkler bir arada yaşıyorlardı komşuydular. Bu ev rum evi onların ki taştan aynı zamanda odaları sokağa, bizim Türk evlerinde bahçeye bakıyor. Daha bir çok özellikleri var ama en belirgin özelliği bu dediğinde gurup sokağın başını bulmuştu diyeceğim ama sokağın başı sonu yok ki o sokak ona bu sokak öbürüne bağlanıyor labirent gibi arada bi cami olmasa minaresi, kaybolmak işten bile değil.

Diğer evlerden çıkanlarla yürümeye başlamadan önce rehber…

 

Pehlivan tefrikası gibi olacak ama Kula bu, asırlara sığmamış iki satırla bir sayfaya mı sığacak. Anlatacak o kadar çok şey var ki.



From → KULA

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: