İçeriğe geç

KARMAŞIK. HAYATIN NERESİ ANLAŞILIR Kİ?

26 Nisan 2015

Bir varmış bir yokmuş pire berber deve tellal iken başlayan masallarımızdan çok önce, babamın beşiğini salladığım zamanlardan bile önce: 

 

Yılların peşine takılmış giden hayatlar, kaç yıl oldu saymadım denilen laflar, ama bazen hüzün keder sevinç mutluluk hepsinin okunduğu suratlar. Çizgiler çizgiler. Havalara bağlı günlere takılı, yıllara mevsimlere asılı duygular.

 

Bir an deniliyor nefes kadar kısa, ses kadar duyulası, gülücük kadar mutluluk, kederin hüzünlerin belli olduğu gizlenmek istenen yaşların şakaklardan yol bulduğu dudaklarda ki tuzu, gözlerde ki buğusu, kulaklarda ki uğultusu, neşenin haykırışın sevincin tüm bedenimizi sardığı her bir uzvumuzun çocukluğunu yaşadığı sevinçler. Sınavlar sınavlar, irkilip uyanışlar, el ele tutuşlar, utanımsı gülücükler, mahcup öpücükler. Sözler izler gidip gidip yiten ömürler geri dönüşler parmak ucu dokunuşlarda hayata tutunuşlar, ilk ve son buluşmalar. 

 

İlki ile sonunun bilinmediği merak dahi edilmediği ama yaşamak için çok güç sarfedilip hayata boyun eğildiği kader denilen çizginin üzerinde yüründüğü takatsizliğimizde, bu çizgiler yumağına büründüğü yalnızlığımız başbaşalığımızın ümitsizliğimizin sırt dokunuşlarının sarılmalarının tesellisi, hayatımızın en mutlu en huzurlu en sessiz zamanlarında ki sarılmaların sıcaklığı, hepsi ama hepsi ömür denen sözcüğe sığdığı ama asırlardır yaşandığı, sırat köprülerinin keskinliği inceliğinin heyecanlarında ki hayatlar. Yüzyıllardır süregelen ama duyguların değişmediği korkuların sevinçlerin yerini aldığında ümizsizliğin tükendiğinde kararan dünyamızda umut dediğimiz sihirli tutuşun tekrar başladığı yere bıraktığı yaşamlar. 

 

Unutulmuşların karanlığında, hatırlanmak istenmeyen duyguların karamsarlığında, dizlerin büküldüğü, seslerin nefessiz kaldığında sisli hayatlardan bembeyaz ufuklara, berraklaşan umutlara gidişlerde prangaların kırıldığı zincirlerin koptuğu dünyalar. 

 

Gün gelip hatırlandığında şöyle dalıp çok gerilere gittiğinde her şeye rağmen iyi ki varım dediğinde, “Dede gel oynayalım” ile tekrar hayata davet edildiğinde hayat oyununda ki tecrüben ile oyuncaklara dokunuşunun ufacık yüreğe verdiği sıcaklığın mutluluğu küçüçük gülümsemelerinde ki ışığın verdiği, hayat denilen uzun bir yolda ki aydınlığa gidişidir onun, oyunun daha yeni başlamasıdır. 

 

“Perde” denildiğinde kapanmasını beklemek yerine rolleri sergilemek, boyun eğmenin, itaat etmenin, dizginleri vermenin, adıdır hayat.

From → BASINDAN

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: