İçeriğe geç

HIDIRELLEZ

9 Mayıs 2015

 Günlerden Pazar, akşamdan hazırlanan kumanya yaprak sarması, ıspanaklı kol böreği, çeşitli kurabiyeler. Konu komşu bir gün öncesinden kimin ne yapacağını konuşurlar anlaşırlar, ertesi günün akşamı tatlı bir telaş vardır komşularda evlerde. Evlerin bahçelerine biz çocukluğumuz ile ufak kırık kiremitlerden duvarlar örüp üzerlerine çırpıdan çomaktan çatı yapıp üzerlerini örterdik önümüzde ki yıl evimiz olsun diye yapılan bu dilek evi çocukluk işte duyduğumuzu oyun olsun diye yapıyoruz. Bizim evin önünde bir arsamız vardı ben oraya yeni güzel bir ev yapılsın istiyorum. Paraya ihtiyaç yok olsa ne alacaksın ihtiyaca göre her şey var, lükse göre yok lüks de zaten. Ayrıca alınacak pek fazla bir şey de yok, her aile tasarruflu yaşıyor. 

 

 

Yani araba, ev, mobilya, alınacak gibi değil zaten ihtiyaç da olmadığı için merak da edilmezdi. üst baş giyim kuşam alınmaz alınması için bir gayret gösterilmez fazlası israf ve haramdı. Bi özel günlerde bayram seyran giyilen elbise vardı dolabın en dip köşesinde duran bunun adına adamlık denirdi. Bağ bahçe merakı vardı, nasıl şimdi yazlık evimiz olsun diyorsak o zaman da bağımız olsun diyorduk. Yazları erken gidilir okullar kapandığında üç ay Eylüle okullar açılıncaya kadar oturulurdu. Bağlar o kadar revaçtaydı ki “bağım yok” diyenlere Manisa’nın yerlileri “sen o zaman memursun” diye kehanette bulunurlardı. Anamdan yeni öğrendim. “Evi satan yılda deli, bağını satan hergün deli.” O kadar yani.

 

Hıdırellezde bizimkiler bağımızın yolu üzeri diye mi, yoksa farklı bir alışkanlık, adet mi, onu bilemiyorum. Belki de hıdırellezde değil dilek için gidiliyor da olabilir, Karaca Ahmet Dede’ye giderdik. Horozköyün alt taraflarında koca çınarın altı insanlarla dolar taşardı çok kimse burada da dileklerinin maketini yaparlardı.

 

Herkes dilekte bulunur, akşama kadar kazanlar kaynatılır, yufkalar açılır, ocaklar yakılır, yenilir içilirdi.

 

Eski Manisa’lı adetiymiş. Birinden duydum anneme de teyit ettirdim söylenirmiş. Hıdırellez de süpürge ellenmez evi pire basarmış. Sabun ellenmez bahçede solucan olurmuş. Kırk yıl eski eşya kullanır da yenilemezsen elbette pire olur. Ayrıca bahçe sık sık çapalanmazsa solucanla dolar.. Hıdırellezin ne suçu var. Neyse…

 

Akşam dilekler yazılıp bahçede ki gül dallarına asılan kağıtlar sabah erkenden gün ağarmadan Gediz kenarına gidilir Gediz’in suyuna  bırakılırdı. Kağıdın yüzüşü seyredilirken; yüzlerde ki tebessümler, mutluluk ifadeleri, dudaklarda ki kıpırdamalar, gözlerde ki pırıltılar hala gözümün önünde. 

 

Bunlar masum adetler insanların çare aramaları, o zaman ki hayatların bu kadarcık dilekleri, elden fazla bir şey gelmeyişin masum yakarışları, senden bi fazla olsun değil hepimizde olsun komşulukları, sağlık, çoluk çocuk yalvarışları, hep birlikte yapılır, herkes herkesin dileğini bilir kendilerine dilekte bulunurlarken birbirlerine de dilerlerdi. Bu kadar masum içten safiyane yapılan dilekleri de mutlaka bir duyan yerine getiren olurdu. O yüzden hıdırellez sürüp gelmiştir.

 

Sipil dağı yamacında ki Hacet Dede’ye gidilir gelin olmak isteyen genç kızlar nasipleri açılsın dileklerinde bulunurlardı. Hala devam ediyor olsa gerek. Şimdi erkeklerinde gitmesini tavsiye ederim. O zaman her dilek sahibi mutluluğu arardı mutlu olacak bir yuva kurmak isterdi. Şimdi mutluluğun adı değişti. Ev, araba, gezip tozma, eve arada bi uğramak oldu. 

 

Hacet Dede ne yapsın? 

Bulanık akan kara Gediz suyunda kağıtları kim okusun?

 

From → BASINDAN

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: