İçeriğe geç

PARK MI? TARLA MI?

24 Mayıs 2015
Louvre Müze’sine gittik rehber eşliğinde heykel tablo, geziyoruz. Kalabalık, objelere neredeyse çarpacağız, dokunacağız o kadar yakından bakıyoruz. Bazı heykellerde karşıdan bakabiliyor ve bütününe hakim olup daha iyi gözlemliyoruz. Tabloların olduğı galeriye girdik bazı boşluklarda belli bir mesafeden bakabildim. En çok da herkesin görmek istediği Mona Lisa tablosunun bulunduğu odaya girmekte zorlandık. Belirli sayıda ziyaretçi de alsalar içeriye kalabalığı savuşturmak için istihap! haddinden fazla insan alıyorlardı kimi Mona Lisa ile göz göze gelirken kimileri de ayak parmak uçlarına yükselip bakıyorlardı, gördük mü gördük. Ama onu öyle bir yere yerleştirmişler ki parlama yok, gün ışığı yok, gözü rahatsız edecek hiç bir şey yok, mekanın ortasından baktığınızda Mona Lisa’ya aşık olabilirsiniz. Hikayeler romanlar, çeşitli yazılar yazıp, yorumlarda bulunabilirsiniz.

Bu gibi sanat eserlerine belli bir mesafeden karşıdan bakmak lazım. Manzaraya hakim olabilmek için geniş bir perspektiften bakmak lazım. Güzeli seyretmek başka, bakmak başkadır. Bakar geçersiniz ama seyrederken dalarsınız aşık olursunuz.
Bakmak görmek seyretmek hepsi göz ile ilgili olmasına rağmen her birinin yüklendiği eylem farklıdır. Bazı şeylerinde üstünde gezinir oturur, ne görebilir, ne bakabilir, ne de seyredebilirsiniz. Onca işçilik emek masraf harcanmıştır; güzel olsun, insanları cezbetsin, seyretsin, şehrin bir parçası olsun, gidilsin, görülsün, karşısına oturup gözün gönlün açılsın  istersiniz. Hal böyle olunca o güzellikle beraber olmak onu görmek orada oturup hoşça vakit geçirmek ve huzur bulmak dinlenmek istersiniz ve kendinizi sokağa atar böyle yerlere gidersiniz.
Bunlar imar planlarında yeşil alan park diye vasıflandırılır. Bu alanlara çim eker, ağaç diker, mevsimlik rengarenk çiçekler diker gezilecek yollar yapar oturup seyretmek dinlenmek için şehir mobilyalarından, banklardan koyarsınız. Bunlar için önce planlar çizilir uygulanması için ihaleler yapılır. Daha sonra bunların bakımları, çiçeklerin yenilenmesi, ağaçların budanması, çimlerin biçilmesi, sulanması için emekler paralar harcanır. Her zaman canlı olsun ki vatandaş şehirde yaşayanlar bu alanları gezsinler görsünler çoluk çocuğu ile hoşça vakit geçirsinler diye yapılır. Aynı zamanda kentin nefes aldığı yerlerdir bunlar. Maalesef yanlış imarlar ile çarpılmış kentlerin bitişik nizamla duvar olmuş binaların, hava almaz sokakların, trafik keşmekeşi egzoz dumanları ile hava kirliliğinin absorbe edildiği mekanlardır, yeşil alanlar, parklar.
Dün akşam geçerken birer dondurma yiyelim diye parkda oturalım dedik. Aman Allahım insanlar üst üste çim falan kalmamış, dallar başına değmesin diye kesilmiş, çiçekler çoktan yok olmuş. Güzellik kalmadığı gibi seyretmek için geçip karşısına da oturamıyorsun. Etrafında ki bütün esnaf masa atmış berber bile neredeyse parkta traş yapacak. Çimler toprak olmuş ayağını değiştirdikçe tozlar ayaklarına yapışıyor şimdi yazda sandalet, terlik, açık ayakkabı ayaklar toz içinde ne o parka çıktık parkta oturduk dondurmayı külahta söylemiştik.(O da ayrı bir alem dört toptan az vermiyorlarmış, yani azı yok sebep dondurma bitsin, yarına kalmasın, hasılat, çalışan, sezon açıldı köşe olalım.) fazla oturamadım kalktık yolda bitirdik dondurmayı.
Parkta mıyız, tarlada mıyız? Büyükşehir Manisamıza hayırlı olsun, parkların içi çimlerin üstü masalarla dolsun kıt gelirli ilçe belediyeleri işgaliye ile çok para kazanacağını zannetsin. Veya parkların bakımı, çimleri biçmek, sulamak, çiçek böcek, ağaç hepsi her gün her akşam bakılsın ister. Bunlar olmazsa işçilik de olmaz harcama da olmaz.
Tarla da tarla şehirde tarla, adına yakışır tarım şehri Manisa.

From → BASINDAN

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: