İçeriğe geç

ADI ÜSTÜNDE, ESKİ KULA EVLERİ…

13 Haziran 2015

Girdik yine sokağın birine ev bakacağız, sahibi anahtar almaya gitti. Duvarına dayandım yorgunluktan dokundum konuştu benimle:
Vay vay vay neler gelmiş göçmüş gitmiş ne kahkahalar, ne hüzünlü aylar, günler, sevinçli yıllar. Neye üzülür ağlarız? Neden sevinir güleriz? Hepsi bir duygudur insanda. Dört mevsim değil yüzkırkdört mevsimiz:

 

Renk renk gülücükler, solmuş yüzde onca çiçekler, yara olmuş gönülde, çizgi olmuş alında yüzde. Bir kanadı kırık kalpler; sevdaların taştığı, duvarlara yazıldığı, ağaçlara kazındığı aşklar. Kapılarda motif olmuş ejderhalar, kıvrım kıvrım tavanlar, oyuk oyuk göz göz dolaplar, kapaksız sahanlıklar, hasret motifli halılar yerde, düz beyaz uçları saçak saçak işli oyalı perde. Pencereler alçacık oymalı korkuluklu, tavanlar nar göbekli kahve renkli, her oda da bir ocak, ocakta ahşap geçmeli oymalı havadanlık, hayat denilen yer açık güneşli aydınlık mı aydınlık.

 

Tahta sehpa, bakır tepsi, ortasında toprak güveç. Güveç kenarına yemeği sıyırırken, bakır tepsiye bırakırken ses veren tahta kaşıklar; bir bir eksildi sesler, kesildi sustu nefesler. Duvarlara yapıştı boya oldu, perdelere esinti oldu dalga dalgalandı, daracık sokaklara havalandı perdeler, bahçelerde nar, narlarda evin timsali oldu bereketler. Ahşap kapılar aralandı umut oldu. Gelecek diye beklendi gelecekler.

 

Gel zaman git zaman Eski Cami’den selâ ile yankılandı komşunun direği, bahçenin orta yerinde boylu boyunca bembeyaz kefeni; evlere değdi kapıları araladı, kapı halkaları ses verdi, mandal ipi sallandı, sokak dar değdi her bir eve, kimi açık aralık tahta kapılardan, pencerelerde ki oymalı korkuluklara tutundu girdi.

 

Evin direği gidince;

Direğin destekleri payandaları da çıktı çivilerinden,

Kiremitler ayrıldı her biri birbirinden,

 

Oluklar koptu sarktı yerli yerlerinden,

Tavanlar göçtü odaların orta yerinden.

 

Eşyalar duruyor hala üst üste, yığınla, takım elbiseler bile,

Kırık ayaklı dolaplar, sararmış fotoğraflar camsız çerçevelerde.

 

Örümcekler sallanıyor toz tutmuş köşelerde ağlarından

Anılar, gezindikçe tozlarla dökülüyor tavan aralarından

 

Çürümüş yatak yorgan, küflenmiş sandığın menteşeleri,

Gıcırdayan kapılarda hüznün melodileri.

 

Bir benim beklerken dayandığım duvar kaldı.

O da bana bunları, bunca hayatı bir bir anlattı.

 

Dokunmasam hissetmeyeceğim o da susacaktı,

Duvar da yıkıldı yıkılacak, gider ayak beni de ağlattı.

 

Susmuş sesler kesilmiş nefesler yankılanıyor sözler

Gitti artık ne kadar onarsak da evleri dönmeyecekler

 

Hayal benimkisi yaşatalım bu evleri düşüncesi

Kimler gelmiş, kimler yaşamış, göçmüş gitmiş nicesi.

 

Gel vazgeç her bir ev yıkılsın kaybolsun silinsin hatıraları

Kuru duvar, boyalı tahta, işli kapı anlatabilir mi yaşananları?

 

Hüzün dalga dalga, sevinç içerlere kadar kararmış düşünceler

Her bir anı her bir hayal sinmiş her biri şimdi kimbilir nerdeler.

From → KULA

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: