İçeriğe geç

AİGAİ KENTİ’NDE LOKUMCULUK.

13 Haziran 2015

Koca tepe, zaten yunt dağlarına çıkınca tepelerden ufku göremez güneşin battığını anlayamazsınız. Bir tepeden güneş batarken diğer tepenin ardından tekrar gözükür. Koca tepe’de gün değil ama koca bir tarih batmış gitmiş. Yok, batmış ama gitmemiş.
Yunt dağın da yer gök taş. Ova, düzlük diye pek bir şey göremezsiniz. Burada yani Aigai’de ki taşlar farklı yontulmuş adam edilmiş yani, adı pembemsi andezit taşlar bu yörelerde hatta Menemen de dahi bu renkte taşlar var. Bizde Karakılınç taşı derler bu köyde çıkarıldığı için.

 

Koca tepeye M.Ö. yılını yazmayayım her kafadan başka bir tarih çıkıyor. Kimileri Herodot’a kimileri de Strabon’a dayandırıyor. Ama anlayacağınız çok eski bir kent. Pirelerin berber develerin tellallığından bile önce. Bir kavim gelmiş buraya lokumu sevdikleri taş döşemelerinden belli, kutuda ki lokumlar gibi dizmişler duvarlara taşları. O duvarların bir çoğu yıkılmış gitmiş ayakta kalanlar arada bi palamut ağaçlarının, çalıların arasından gözüküyor. Taşı duvara koyduktan sonra sıcaktan yumuşamışta yerine oturmuş birbirlerine yapışmış gibi lokum görünümünde içinde bir tek fıstığı yok. O devirde de fıstıklar vardı tabii.

 

İşte bu taşları döşeyen insanlardan onların kimler olduğunu bilmiyorum, bir zaman sonra bir başkaları buraya gelmiş Aioller diyorlar sözde Yunanistan’dan gelmiş illa mistik bir mitolojiye dayandıracaklar yoksa bu yunan nasıl Avrupanın şımarık çocuğu olacak. Eskilerden burayı terketmeyenler de varmış tabii bu yeni gelenler biraz daha mektep medrese görmüşler. Ellerinde keski çekiç taşlara şekil vermişler. ancak mayalarında da var herhal. Karakılınç taşı demiş bu köyde ki taş fabrikasından bahsetmiştim. Gidip görün koca koca taş bloklar, ayda bir bıçkı makinalarının bıçaklarını değiştiriyorlar, suyun da yardımıyla kesiyorlar koca taş blokları dilim dilim. Hatta bazıları da kırılıyor adına paledyen diyoruz kırık taşları yollara döşüyorlar şimdi zayiat yok yani.

 

O ikinci gelen keskili çekiçli insanlar hiç paledyen denilen kırık taşları yollara döşememişler sanatkar adamlar titiz insanlar, bozuk kırık dökük bir şey göremezsiniz Aigai’de. Kırılan taşları dolguda kullanmışlar yamaca yaptıkları duvarların arkalarını doldurmuşlar. Ama ne taş döşemişler bu döşeme ve duvar örme şekli tarihçi değilim arkeolog hiç değilim fazla savurmayayım ama hiç bir antik kentte göremezsiniz. Ben görmedim!

 

Akıllı bebeklere analarından doğarlarken diplomalı doğmuşlar derler ya, bu insanlarda buraya taş üniversitesinden diploma alıp gelmişler. Kapıya bir kontrol noktası yapmışlar Yusuf Hocam buraya deri atölyelerinin olduğu sanayi dükkanları bölgesi diyor. Ersin Hocam o daha eski tarihçi tecrübeli, o da ticaret için gelenlerin hoşça vakit geçirdikleri yer diyor. Ben de ahkam kesen biri olarak taş diploması olanların imtihan edilip yatılı aldıkları ilk karşılama noktası diyorum. Bir müddet ustalığı ahlakı ve sicil onayından sonra kente yerleştirdikleri insanların ilk kabul yeri diyorum. Bunu en iyi Strabon bilir de, ben de Strabon’un nerede olduğunu bilmiyorum.

 

Evet burası Aigai Antik Kentinin yerleşiminin olduğu tepe. Kimi adına Ege diyor kimi keçilerin diyarı diyor, çok keçi varmış iyi de bunlar nerede beslenmişler, otlatmışlar, nerede barındırmışlar. Aşağıda köyde deseniz yağmacılık var kalenin dışına otlasın diye gönderilir ama akşam kaleye alınması gerekir nerede damları? Kent asilzade kenti öyle çalı çırpıdan ağıl felan yok o devirdekiler çok görgülü ve medeniler. Ben iddia ediyorum. Bu insanların diplomalarında amblem olarak keçi resmi varmış bu kadar inatla taşı işleyen ancak keçi gibi inatçı olur da ondan. Keçilerin diyarı denmiş.

 

Oralar tepe mepe serin olur bu yaz bir tığ, bir fırça, bir de ince spatüla çıraklıktan başlarım. Olmazsa kazıdan çıkarılanların resmini yaparım.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: