İçeriğe geç

ÇALI ÇIRPI DA YAŞ ŞİMDİ…

18 Ocak 2016

 
Lodos yağmur getirir, kaç gündür esiyor bazen şiddet derecesinde, uçan çatılar sökülen ağaçlar, yere düşen kiremitler, devrilen bacalar. Nihayet yağmur geldi: Korkunç patlamalar, çatır çatır şimşek çakmalar, bir an her taraf aydınlanırken kılcal led ışıklardan kararmanın ardından gökyüzünün homurtusu ve patlaması. Yağdı yağacak derken bir anda başladı sonra yavaşladı sağanak şekliyle devam etmeğe başladı bugün üçüncü gün.

Yarın Pazartesi Pazarı pazarcılar tezgahlarını açarken yağmur yağmaya devam ediyor. Soğudu hava diyorlardı zaten kırçıl gibi yağıyor insanın yüzüne vurunca acıtıyor. Pazar kamyonetleri yerlerini almış yerleştirilen tezgahlara lahanalar sıralanıyor fazlası tezgahın gerisine, diğerinde patatesler piramit şeklinde her bir pazarcı satacağı sebzeye göre istifliyor tezgahını. Ayaz, yağmur, akşam karanlık.

Dünkü, Horozköy pazarında gün boyu yağan yağmura öfkenin karamsar düşüncesinde yorgun yüzler, sabırlar taşmış, söylenenler bağırışa dönüşmüş söylenenler, anlaşılmaz da kavgaya dönüşür endişesinde yamaklar pür dikkat ama yorgunluk dağıtmış akılları tıkamış kulakları, buğulu gözler zor görüyor artık.

Geç vakit Horozköy pazarından toplanmışlardı daha oranın yorgunluğu bitmeden buraya, kamyonetten indirilmiyor atarcasına sebzelermiş gibi gözükse de bezginlikler, bitmek bilmeyen gayretler savruluyor sabırlarla beraber.

Sabah erken saatte çadırlar açılıyor brandalar geriliyor. Kendi, tezgahı, müşterisi ıslanmasın diye yerleştiriliyor. Yanda ki tezgahın çadırına takılıyor zaten öfkeler akşamdan kalma, sürtüşme itişme tatlıya bağlanıyor alış verişçiler gelmeye başlayınca. 

Şemsiyeliler yanaşamıyor tezgaha pazar arabasını mı tutsun cüzdandan parayı mı çıkarsın, pazarcının doldurduğu torbayı mı alsın? Hepsi de oluyor. Çantalar, arabalar, torbalar, dolmuyor. Pazar diye ayrılmış paralar yetmiyor. “Daha marul almadım.” “Elmada alacaktım.” “Parasızlığın gözü kör olsun.”

Yağmur gün boyu yağdı. Sabırlar taşmış bağırışlarla atılıyor sıkıntılar deşarj oluyor yorgun duygular. “Haydi kalmasın” “Yağmur yağdı böyle oldu” “Gel gel domatese gel” 

Bir akşam daha yapılıyor. Kalanlar toparlanmaya başlanırken büyükçe çuvallı bir kadın, ötede biri daha, birileri daha. Kesilen biçilen atılanları ayıklamakla meşguller. Bir kaç pazarcı tezgahta kalan az bir sebzeyi dağıtıyor. ” Al bunu da al.” Yüzler asık, gönüller kırık, ümitler bitik. Yitik hayatlar, muhtaç insanlar, alayım mı diyen bakışlar. 

Yaşmağı çözülmüş, yağmur saçlarını ıslatmış, uçlarından sular akıyor bir kap yemeklik sebzeye. Akşamın karası bulaşmış ellere, ayaz dumanlı nefeslere. Sudan çıkmış gibi her yanı. Aldırış etmiyor alışmış hastalığa, öksürükler dünyası.

Bir kız çocuğu annesine yardımda o da bir şeyler arıyor anasının her adımında. Sarı ama çamurlu çizmeleri, belki de su dolu içleri. Yağmurdan bacaklarına yapışmış etekleri, gidelim diyor anne üşüdüm kirli kara elleri, koltuk altlarına sokuşturuyor.

Zaten çatı da akmaya başlamıştı yağmurla. Çalı çırpıda yaş şimdi. Nasıl yakacak evde ateşi, ısıtacak bu minicik elleri, çocukken büyümüş bedenleri?

From → BASINDAN

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: