İçeriğe geç

BENİM DE BİSİKLETİM OLDU…

21 Mayıs 2016

Bahar yağmuru derler, bölge bölge yağar, birden bastırır, ızgaralar oluklar taşımaz, yollarda sel olur akar. Böyle bir bahar yağmuruna yakalanmıştım, sığınacak saçak aramıyor ıslandıkça ıslanmak istiyordum. İçime, donuma kadar. Böyle sağanağa yıllar sonra yakalanmıştım. Herkes sığındıkları saçak altında, evlerinin pencerelerinden bana gülerken, arabalarının içlerinden buhar tutmuş camlarını silerken, “Deli mi ne?” dediklerini duyar gibiydim bisikletimin üstünde.

Forumlarda, yorumlarda, haberlerde, seferlerde, ama her yerde, bisiklet yağıyor. Torunum iki bisikletli görünce “Dede arkadaşların geçiyor.” Diyor.

Meğer en son benmişim, 

Herkeste varken benim bisiklete binişim.

1960 yılları. Boyumdan yüksek ayaklarım yere parmak ucumda basıyor. Abimin bir eli gidonda diğeri selede hem dengeyi sağlıyor hem gidişime yardımcı oluyor hem de arada bir kendime bıraksa da yanı başımda koşuyor. Bir iki kendi başıma bıraktıktan sonra yanımda koşmamaya başlamıştı alıştım diyerek. Düşmelerim göz yaşımın musluklarını açtığında gülerek yanıma gelen ağabeyim “Hadi kalk bu iş bitiyor, alışıyorsun, öğreniyorsun.” Diye diye alıştım bisiklete binmeyi.

Abimlerin kullandığı yeşil renkte Philips marka bisiklet bana kalmıştı. O kadar hevesle biniyormuşum ki bir zaman sonra derslerimi astığımdan babam da bisikletimi tavana asmıştı. Yalvar yakar derslerle beraber yürüttüğüm bisikletime tekrar kavuştum. 1970’e gelmiştik. Bisiklet ne oldu bilmiyorum (ben mimar olmuştum) o yaşlarda başka sevdalara kapıldık. Yanlış anlaşılmasın yanlış anlaşılacak mevzuda var ama araba sevdası sarmaya başlamıştı hülyalarımı. Ben de değil dünyada da bu böyleydi 50’li yıllarda başlayan akım 70’lerde alım gücüne kavuşıunca yollar caddeler arabalarına kavuşmuş oldu. Giderek her yer araba doldu. Balkon altlarına koyabilmek için verilen mücadelelerin neticesi, bazen mahkemelik çoğu zaman hastanelik oldu. Bisikletler benim bisikletimin ne olduğunu unuttuğum gibi unutulmuştu. Arada bi bisiklete binen görülsede yadırgandı küçümsendi fakirlik edebiyatına malzeme oldu. 

Bu araba sevdası Avrupa’dan bize bulaştığında onlar bisikleti yollara çıkarmaya başlamışlardı. Başta Danimarka. Hollanda, İsveç, Finlandiya, Almanya, Belçika, Slovenya, Macaristan ve Avusturya başı çekiyordu. 

“Daha çok insanın ulaşım için bisikleti tercih etmesini istiyoruz çünkü bisiklet en verimli ulaşım aracı. Kapladığı alan bakımından optimal. Sürdürülebilir bir ulaşım aracı çünkü çevreyi kirletmiyor. Şehirde A’dan B’ye gitmenin en hızlı yolu. Ayrıca bisiklet sosyalleşmek için harika bir araç. Bisikletle hareket ederken insanlarla göz teması kuruyorsunuz. Etrafınızdaki kişilerle etkileşim içindesiniz. Metal bir kutunun içinde izole bir şekilde oturmuyorsunuz. Bisiklet güvenli bir şehre sahip olmanın yöntemlerinden birisi. Birbirileri ile etkileşim içinde olan insanlar birbirlerine zarar vermezler. Dışarıdasın, etkileşim içindesin, hızlısın. etrafının farkındasın ve tadını çıkarıyorsun. En mutlu insanlar mıyız bilmiyorum ama hayatımızdan memnun olduğumuz doğru.” Diyordu Kopenhag Teknik ve Çevreden sorumlu Belediye Başkanı Morten Kabell.

Yeraltı otoparklarının üstlerine, parklara, meydanlara, toplu ulaşımın duraklarına, istasyona, oto terminale kiralık bisiklet istasyonları kuralım. Bu başlangıç olsun Avrupa bisiklete binmeyi 100 yılda öğrenmiş. Biz de başalayalım biri gidondan diğeri sepetlikten seleden tutsun biri pedala basarken diğeride sepetliğe arkaya otursun. Şehrimizi, yollarımızı, parklarımızı, esnafımızı, mahallemizi, komşumuzu, bakkalımızı yeniden tanıyalım. Tanışalım. 

Unuttuğumuz hasletlerimizi yeniden kazanalım. Dostumuzla sohbet için direğe ağaça yaslarken, sehpaya alırken bisikletimizi, hızla akıp giden zamanı durduralım. Bir nefes alırken, soluklanırken; şehrimizi koklayalım, motorsuz sesini dinleyelim, yeniden sahiplenelim; taşını, toprağını, ağacını, çiçeğini, sokağını. 

Sevelim mahallemizin Fahriye ablasını, tutalım göçüp giden yaşlılarımızın yasını, duvarın boyasından karşı evin çatısına, sokağın taşından, yeni yapılacak binasına, karışalım. 

Gelin şu araba sevdalılarının alınlarını karışlayalım.

 

 
  

From → BASINDAN

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: