İçeriğe geç

FASULYE DEYİP GEÇMEYİN

26 Haziran 2016

Gelelim fasulyenin nimetlerine: Bi defa doyurucu sonra yağına suyuna banarak bir ekmek yenilebilir. Yani bir ekmekle bir tabak fasulye katık edilir. Sonra pilav üstü az fasulye istediğinizde en azından çeyrek veya yarım ekmek daha götürülebilir. Fasulyenin yağı pirinç tanelerini yutmakta yardımcı olurken suyuda ekmeğe yardımcı olur. 

Doyurucudur, gariban yemeğidir, hatta bu yüzden milli yemeğimizdir. Gaz söktürücüdür, yemeğini yapma telaşesi yoktur, akşamdan suya koy sabah güveci ateşe, akşam yemeğine kadar hazin ateşte kendi kendine adam olur. İkide bir dip tuttu, yandı, endişesi olmadığından kapı önü dedikodularına, komşuya geçivermelere imkan sağlar. Hazin ateşte piştiğinden hüzne devadır.

 

Yani kısacası fasulyenin nimetlerini saymakla bitiremeyiz.

Dokuz yaşında ki torunumu biraz sosyal, biraz açık, girip çıkmayı, oturup kalkmayı, konuşup derdini anlatmayı, öğrenmesi için takibimde olarak kendi başına işler becermesine alıştırmaya çalışıyorum.
İftara yakın bir vakitte fırının önünde pide kuyruğuna girdi ben sıraya gir demeden sırasını bildi. Yavaş yavaş ilerliyor ama bu arada sonradan gelenler; kuyruğun bi yan tarafına, bi öte tarafına, girme uyanıklılığını ararken, ayak parmaklarının üstünde kalkarak ön tarafa bakarak bi cinlik düşünenlerin yanında çocuğu görmezden gelip önüne geçmek isteyenler, fırının bankosuna yaklaştığında yana geçip banko uzunluğunca sıralananlara kadar şeytanlıklar dönüyor. Bizim garip de küçücük haliyle önündeki adamı kaybetmemeye çalışıyor ama önünde ki de diğer cinler gibi sıyrıldı öne doğru. Formulada ki Schumacher gibi sağdan soldan öne geçmekler çabası. Yaa şu çocuğu bi yol verin ezeceksiniz deyince aa burada çocuk mu var? Salağına yatıp yol verir gibi yaptılar.

Ramazan da maneviyatın doruk yaptığı iftara yakın bir saatte oruçlu ağızlar ile hidayete erileceği! bir anda yapılanlar.
İftara yetişmek için trafikte atılmayan taklalar, Ramazan haricinde ki 11 aylık yaşantımızdan ödün verilmeyen davranışlar…
Bir ay frene basıp şöyle kendi dünyamızın yolculuğunda inip, sakinleyip, şöyle bir kendimizi dinlememiz gereken bir aylık zamanda azgın nefsi oruçla frenleyip istek ve arzuların asgariye hatta unutulduğu, defterlerimizi açıp yaradanla inceleyip muhasebesini yaptığımız, hesap verdiğimiz, defterleri incelettiğimiz, bir hesap kitap zamanı.

Dur birader ya bi dur. Sende dur kardeşim, Kandıralı sen de dur. Hepimiz duralım nedir bu koşuşturmaca, bu telaş. Oruçlu olmak şart değil kul ile Allah arasında, ama oruçlu gibi olmak şart. Hiç fırsat bulamadığımız, hiç arayıp soramadığımız, dünya telaşı iş gailesinden başımızı kaldıramadığımız, onbir ayda yapamadığımız kadar: Saygılı, hürmetli olmak, sevmek, değer vermek, eşi dostu arayıp sormak, insanlara saygı göstermek, hakkımıza razı olmak, yayalar siz de kırmızıda durmak, yoldan geçmek isteyenlere frene basıp geçmelerini sağlamak, bir yaşlının bir insanın gönlünü almak, bir fakirin halini sormak, bir çocuğun başını okşamak, zamanı.

Belki alışkanlık yapar diğer onbir ayda devam ettiririz bunları.

Geldi, geçti, gidiyor. Bunları yapmak için zamanımız az kaldı, ömrümüz gibi, ömür üç gün diyorlar ya, ama sonra bahanemiz yok. Fırsatımız var, sonra fıtratımız yok. Gönüle girmek için açık kapı çok, sonra açılması zor.

İşte fasulyenin nimetlerini sayarken Bir de kendini fasulye gibi nimetten sayanlar var. Sabrın ölçüldüğü ve önem kazandığı bu zamanda onlar hiç olmazsa cinlik şeytanlık peşinde olmasınlar.

From → BASINDAN

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: