İçeriğe geç

ŞEHİR/KENT KÜLTÜRÜ-1

23 Ocak 2017

Şehir, insanların birbirini tanıdığı, yakından tanımadıkları ile yüz aşinalığının olduğu, selamsız geçilmediği, gülümsenmediği, hal hatır sorulup hoş sohbetler edilmediği, zamanlar olmamıştır. Sosyal yaşantıların hiç ihmal edilmediği, düğün, dernek, sünnet, hasta ziyareti, baş sağlığı, ölümünden sonra sık sık aranıldığı, bir aile akraba dost komşuluk şehirlilik bağı vardı.

Göç, kalabalık, nüfus artışı, yabancılaşma, şehirden kente dönüşüm, değer yargılarının erozyona uğraması ve kent.

Bu yazı serisinde şehir ve kent kültürü ve giderek gelenek örf ve adetlerin kaybı ve kültürümüzün yok olması konusudur.

Şehir Kültürü: “Tarihsel, toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan bütün maddi ve manevi değerler ile bunları yaratmada, sonraki nesillere iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların bütünü.

Toplumlar geliştikçe edindikleri alışkanlıklar gündelik yapılan işlerin yanında gelecek toplumlara taşımak istedikleri bu yaptıkları zamanla bir birikim oluşturarak değer kazanırlar. Örf adet şekline gelen bu alışkanlıkların bazıları silinip giderken bir çoğu yıllarca taşına gelerek eskilerin bu alışkanlıklarına yeni nesiller kültür olarak nitelendirirler.”

Diye anlamlandırılır kültür.

 
Bireylerin, toplulukların, ülkelerin yaşadıkları bölgeler ve konumlarına, mevsimsel etkileşimlerine, sosyal yapılarına, eğitimlerine, tarihi geçmişlerine göre bu faktörler çoğaltılabilir tüm bunlara göre kültür ve kültürel oluşumlarından doğan, barınmadan korunmaya giyim kuşamdan yeme içmeye kadar her şey ülkelerin yaşamlarında farklılıklar gösterir.

Bu farklılık dünya hayatı boyunca ülkelerin ortaklaşa üretip tükettikleri ithalat ve ihracat girdileriyle birbirlerine yakınlaşarak kültür ve yaşam farklılıklarına rağmen ortak kullandıkları araç gereç, makineleşme ve teknoloji sayesinde globalleşen dünyada arada ki yaşantı mesafelerini birbirine yaklaştırırken geçmişten gelen değerler kültür farklılığını sürdürür.

Akıp giden zaman ve anlayışlarında güncellenen şehirler ve şehir yaşantılarının kentleşme sürecinin potasında eriyip gittiği, kaybolduğu insanlar, insanlıkları, giderek yaşayanlarına ve yaşamlarına yabancılaşan kentler. Bir elden çıkmışçasına birbirine benzeyen kentlerine yabancılaşanlar. 

Fabrikasyon malzemeler kullanılarak çağdaşlık adı altında üretim barkodlarından tarihi, kimliği ve yapılaşması okunan kentler. Moda akımlarının gömlek gibi elbise gibi her yıl yenilendiği, giyenin şahsiyet değiştirdiği, yakınlarına göre ötekileştiği, ayrışarak koptuğu, akıntıya kapılmış, rüzgara tutulmuşluğun avareliğinde sürüklenerek giden, kimliğini yansıtacak bir özelliğinin yokluğunda kaybolanlar misali kentler.

Ruhsuzluğun donukluğunda, monoton hayatların giderek robotlaştığı insanların yaşamlarını çarklarında öğüterek tozları bir şişenin içerisinde gelecek için suya bırakılmış isimsiz kimsesiz kimliksiz insanların kentleri.

Yakaların iki yanında beyaz kordonlu kulaklıklar, olmayanların ellerinde telefonlar, tıklamalar, kalabalıklar, kent caddelerinde araçların homurtularında kornalar, umursamazlığın önceliğinde sürücüler, günlük koşuşturmaların curcunasında bağırış, çağırış, gürültü, uğultu ve kavgaların gölgesinde kentler.

Çoluk çocuk, büyük küçük, anne baba, torun torba, bir koşuşturmacanın zamanı kovalamacanın telaşı içerisinde ki kent hayatları. Oysa kışın cemreler ile bahara gelindiğinde dönüşen havalarla yazlık kışlık hazırlığında ki evlerin bahçelerinde pişen turfanda sebzelerin ocakta ki yemeğin kokusunun “Çocuklu, karnı burnunda, hamile, günü de az kaldı, kokmuştur zahir. Koş şunu götürüver” inceliğinde ki yaşam kültürüydü komşuluklar…

From → BASINDAN

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: