İçeriğe geç

BOŞ ÇERÇEVELER

6 Mart 2017

Okumaya meraklı değiliz. Halâ mı ya? Köylümüz şehre kente göçmüş, köylerde yaşlılardan başka kimse kalmamışken, teknoloji ve bilhassa telefon çağında herkeste akıllı telefon onu oku bunu oku feysi takip et dedikodu. Vatsaptan mesaj, tivitten hesap, instagramdan beni takip et. Halâ mı okuma yok? İki satırda olsa var artık. 

Adam pazardan tavuk almış, arkadaşı yumurtluyor mu? Diye sormuş. Tavuk bu demiş gide gide bağıra çağıra yumurtlar demiş adam. Biz de öyleyiz okumanın yoluna girdik ya mehter marşıyla gitsek de derviş edasıyla yürüsek de bir zaman gelecek okumadan başımızı kaldıramayacağız.

Ama bu işte kafaya vura vura oku demekle olmaz merak uyandırmak lazım. Kahvelerin bir köşesine kitaplık yapılan yerler var. Kitaplık konulan otobüs durakları var. Bunlar acaba okumaya teşvik olur mu heyecanları.

Başta belediyeler, valilikler, kaymakamlık, resmi kurum, sivil toplum 
kuruluşları, okul, mektep, medrese daha başka müesseseler. Hastane, postane… Bunların kapılarından girince hemen kafanızı kaldırdığınızda yan duvar, karşı pano, giriş holünde çerçeveletilmiş büyütülmüş vesikalık fotoğraflar görürsünüz. Altlarında aralarında tire işareti olan iki tane tarih vardır. O, şu iki tarih arasında bu müessesede görev yapmış başkanı tanıtır. Fotoğrafa bakar tarih de eskiyse tanımazsın. Kimdi diye merak da etmezsin yıl 1950-70-80 “Nerden bileceğim” dersin.

Yeni başkanın odasına girersin masanın üstünde ön tarafında isim soyad yazılıdır. Zaten başkanı adıyla sanıyla tanıyorsundur ama olsun işte. Peki 1950-60-70 eski yıllarda tanımadığın başkanı nasıl tanırsın. Yaptığı işler ile ‘yiğit namıyla anılır’ boş laf değil. Şimdi ki herkesin tanıdığı başkanı da bir zaman sonra tanımayanlar çıkacaktır. Ticaret odasıysa girdiğimiz kurum oda başkanının, ziraat odasıysa, esnaf, meslek, aklımıza başkanın olduğu hangi kurum geliyorsa bunların vesikalık fotoğraflarını ip çekerek bir hizaya getirerek duvara çivilemekle olmaz, şöyle bir bakar geçeriz. Boş vaktimiz varsa o kurumda birini bekliyorsak bakar da bakarız, nerden tanıdığımızı. “Bunu bi yerden çıkartıyorum gözüm ısırıyor ama…?”

Bu kurumların bir kitap odası, bir kütüphanesi olmalı, ama illa ki kurumun ne yaptığını ettiğini anlatan yazan mutlaka bir arşivi olmalı. Orada tanıyamadığımız zamanı eskimiş başkanların yaptıkları hizmetleri anlatan açıklayan kendi dönemine ait veya kendinden sonra yazılmış bir kitabı olmalı. Neler yapmış orada yazmalı “Aaaaa bu köprüyü bu başkan yapmış.” “Esnafın bu kalkınması bu başkan zamanında olmuş.” “Bağ-kur kurulduğunda bu meslek oda başkanı esnafını bağkurlu yapmış.” “Bu yurt dışından örnekler getirip bu yerli imalatı bu başkan teşvik etmiş” gibi.
Böyle, 100 senelik demiyorum. 30-40-50 senelik arşivi olan müessese, kurum, var mı? Yok. 
Acaba bazı başkanların anlatacak yazacak bir şeyleri mi yok? Olsun bir şeyleri olanlar yazsın. Hem ondan sonra gelenlere hem de seçileceklere… Neyse.
‘Saldım çayıra mevlam kayıra, meraklı olan araya bula.’

Okumuyoruz merakımız yok diyerek ahkam savurmakla olmuyor okumalar. Taşın altına elimizi koymamız gerekir. Atamızı, dedemizi, büyüğümüzü, memlekete emeği geçmişi, faydası olmuşu, aslımızı neslimizi bilmemiz lazım. 

Bu okuma sevdasını sağlayacağı gibi hizmet aşkını da teşvik edecektir. ‘Ben de okuyup büyük adam olacağım, memleketime hizmet edeceğim.’ Dedirtmek için bu arşiv işini, kütüphane bilincini, çerçeve içine zor sığmış sadece başları olan fotoğrafı asılmış her büyüğümüzün, neden bu duvarda olduğunu anlatmamız tanıtmamız gerekir.

From → BASINDAN

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: