İçeriğe geç

KORU / MA

20 Mart 2017

Anılarda unutulmuş, çocukluklarımızın evleri kaybolmuş, yaşanmışlıklarımız dillerde, eski tanıdıklarımız gönüllerde, evimiz sokağımız yolunda ki ağacımız teneke saksılarda konserve kutularında ki sardunyalarımız.

 

Evden eve uzak komşuluğa giderken bir dalını koparıp bahçesine diksin diye hediye götürdüğümüz yörük kızı, sarmaşık gülü, kasımpatılarımız, bahçesinde ki çiçekler, bahçe duvarında ki mor sümbüller, avlusunda ki çardak asmalar.

 

Koca avlulu evlerin bakımı, sokak çeşmelerinden tenekeler, kovalar ile su taşınmasına rağmen bahçede ki coşkun çiçekler. Geçim, bakım, giyim, yokluk, yoksulluk, parasızlık, hastalıklarda ilaçsızlık, sıtmadan veremden kabakulaktan kızamıktan ölümler.

 

Tüm bunlara rağmen, yaşam sevinciydi komşuluk, dayanışma, gelip gitme, hal hatır sorma, bir işin ucundan tutuverme, bir tas çorba, bir kap yemek, yardıma koşuverme. Gaz lambasında ki sıcak sohbetler, kapı önü toplaşmalar, çivit kuşaklı sokak duvarları, kireç badanalı toprak sıvalı tek katlı kerpiç yapılar.

Yine de mutluluk, yine de sevgi kardeşlik. İnadına huzur, yaşanmışlıklar.

 

Kısık çıkmazı, değirmen boğazı, Ulu tepe yolunun tarihi, Çaybaşı’nın çınarları, Narlıca, Dilşikar, Arap Alan, Lalapaşa’nın mahalle. Bozköy, Horozköy, Keçiliköy’ün köy, Karaköy’ünün ayrı bir semt olduğu. Alaybey’de beylerin, Asmalık Tımarın da bağların, Akpınar’ın da sahralığın,  olduğu bu kadarcık Manisa’m.

Minareleri sayılamaz, sokakları geçilemez, Ulu Cami’den görülemez, yayla suları içilemez, Dumanlı Dağı her yönden seçilemez, olmuş Manisa’m.

Sokak çeşmeleri akmaz, insanları bakmaz, mor salkımlı çatıları çökmüş, hanımeli kokusu gitmiş, duvarları çivit badanasız kalmış, avlularında Sakız Sardunyalar kurumuş, Sarmaşık Gülleri solmuş, çardak asmaları yıkılmış, Muradiye Camisi yeşil alan, orta yeri toz duman olmuş Manisa’m.

Her ağacını bahçemde yetiştirdiğim, kobalak ağaçlı yollarım, kokar ağaçlı boş arsalarda oynadığım, her çiçeğini avlumda suladığım, her insanını akraba bildiğim, her sokağının taşına ayak bastığım her duvarına yaslandığım, her evin odalarında gezindiğim, pencerelerinden baktığım, merdivenini hayatını kapısını açtığım, yıkık kerpiç duvarlarında dedemle oturup çürük ayva parmakladığım, Güzel Manisa’m.     AA.

İşte şimdi feyslerde paylaştığımız Eski Manisa Fotoğraflarında arayıp bulamadıklarımız fotoğraflarda görüp de siyah beyaz karelere hayıflandıklarımız.

 

“ESKİ MANİSA FOTOĞRAFLARI” diye bir sayfa açmış arkadaşlarımız. Manisalılar bir hızla ellerinde ki mevcut eski Manisa’nın evlerini, sokaklarını, panoramik görüntü fotoğraflarını paylaşıyor. Eski yapıların sokakların paylaşımları bitmiş olmalı ki, bazı fotoğraflar tekrar paylaşılmaya başlandı ve dikkat ediyorum aile, okul, talebelik fotoğraflarımız yapılardan, sokaklardan fazla.

 

Handan hamamdan camiden başka korunmuş yapımız çok az, yayınlanan fotoğraflara bakınca da yorumlar o kadar çok ki bir çoğumuz “Dükkanımızdı, evimizdi, çıraklık yapmıştım.” Dediğimiz unutulmuş kareler. Her bir arkadaşım, eski Manisalı dostlarım, tanımadıklarım, ama yorumlarda birbirlerinin çocukluk anılarını paylaştıkları ‘o teyze rahmetli oldu,’ ‘o ablaya selam söyle,’ ‘onlar çoktan göçüp başka şehre gittiler,’ ‘oğulları yurt dışında’ gibi o mahalle fotoğrafında ki sokakla o evle ilgili komşuluklarını anlatır, hatıralarını paylaşır oldular. Bu tür yorumları okuyunca gözlerim dolmuyor desem yalan olur.

 

Özlüyoruz elbette, bunlar ayakta kalmış olsalardı hem Manisam kalmış olacak hem anılarımız hem odalarında lavanta, sokaklarında ki kobalak ağaçlarının mor sümbül çiçeklerinin kokuları kalacaktı.

 

 

Bu fotoğrafları paylaşıp beğenen yorum yazan göz yaşı akıtan Manisa sevdalılarıdır. Bu paylaşımlara bakıp da duygulanmayan korumanın sahiplenmenin ne demek olduğunu anlamaz anlayamaz.

 

Kalan bir kaç yapıyı koruyalım beş on yıl sonra onlarda özlenecek yapılar olacak deyince veya korumaya alınca  bir yönetici kalkıp “Sözde tarihi eser koruduğunu savunan Azmi AÇIKDİL’i tarih yazacaktır.” Diye yazılar yazıp “Sen ne biliyorsuna” getirip şikayet ediyor sahiplenmemi.

 

Bir süre önce Rize’ye vali olarak tayin olan Eski Valimiz Erdoğan Bektaş “Manisa Turizmi Çekim Odaklarının”  tespiti ile ilgili benim de içerisinde bulunduğum çeşitli kurumlardan oluşan bir komisyon kurmuştu. Manisa ili genelinde turist çekebilecek ancak 38 odak nokta tespit edebilmiştik.

 

Lidya, Frigya, Helenistik Çağ, Roma, Bizans, Saruhanlı, Osmanlı, Şehzadeler Şehri gibi 4000 yıllık çeşitli medeniyetlerin yaşadığı bir şehirde. Görülebilir 38 nokta.

 

Bu çok hazin ve acınacak bir tablodur. Ziya Paşa 1850’li yıllarda söylemiş.

 

“Diyar-ı küfrü gezdim beldeler kâşaneler gördüm.

Dolaştım mülk-i islâmı bütün viraneler gördüm.”

 

Günlük yaşamaya, günü kurtarmaya, plan program yapmamaya alışık olanlar. Yıkıp yapmanın erdemsizliğine ulaşmış olanlardır.

 

“Yıkmak insanlara yapmak gibi kıymet mi verir.

Onu en çolpa herifler de emin ol becerir.

 

Sade sen gösteriver ‘işte budur kubbe’ diye,

İki ırgatla iner şimdi Süleymaniye.

 

Ama gel kaldıralım dendi mi heyhat o zaman,

Bir Süleymaniye daha lazım yeniden bir de Sinan.

 

Mehmet Akif Ersoy

From → BASINDAN

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: