İçeriğe geç

PONTA DELGADA

12 Eylül 2017

Otelimiz eski kentin içindeydi bunu Delgada’yı gezdiğimde anladım. Eski şehir sokağı, evi, evlerin kapısı, çatısı, sokak lambaları, kaldırım taşları küfeki taşı bordürleri, boncuk işler gibi işlenmiş döşenmiş her sokağının kaldırımları. Desenler yapılmış oturup özenle çalışılmış, deliye postaki saydırır gibi bizde öyle derler ama burada 5×5 den ufakları da var kırık kırpık ne varsa döşemişler yollara, kaldırımlara, meydanlara bastığımız her yere, merdivenler kesme küfeki yani volkan tüfü pencere söveleri aynısından, kaplama yapmışlar o da aynısından, kesilmiş bu taşları altlık yapmışlar hediyelik eşyaları bunlara yapıştırmışlar. Dar kapıların ufak tek kanatlı pencereli cephelerin bulunduğu, dar desenli figürlü sokaklarında ki evlerinin birbirine benzediği bu fotoğrafı nerede görsem Ponta Delgada derim. 


Azor tarihini tarihçilere bırakırsak adanın ilk yerleşim yeri burasıymış. Bozmamışlar, adanın yerleşimi arttıkça yeni yeni yerleri yerleşime açmışlar. Her gelene bir ev mantığıyla yapılmış sanki telaş içinde sokakta kaldım başımı sokacak bir yer yapmalıyım telaşıyla kimse gecekondu yapmamış zaten bunlar gecekonduyu bilmedikleri gibi yapmayı da bilmiyorlardır. Eski yerleşimin dışına bahçeli tek en fazla iki katlı evler yapmışlar. (Biz de olmadığı gibi.) Öyle ya insanlar toprakla, yeşille, çiçekle, komşularıyla birlikte yaşar 15-20-25-50 metre yükseğe niye taşıyorsun insanını insanlıktan çıkarıyorsun. Çocuğun bahçede bisiklet binmeyi öğreniyor, oyun oynuyor, komşuya gelip gidiyor komşu çocuğu ile oynarken birlikte yediği içtiği ayrı gitmeyen bir şekilde kardeşçesine arkadaş oluyor.


Her yer tertemiz ‘ter’ pekiştirme ekini koymasak olmaz bu terim bu ek bizde var temizse temizdir. Bizde temizliği dahi bilmediğimizden biraz farklı temize tertemiz deriz. Bir çöp bir kağıt bir izmarit bir ağız ifrazatı yok temiz, biz de olsa tertemiz. Bir de bu temizliğe bu insanlığa karşı akşamları yağmur yağıyor hani dükkanımızın önünü evimizin bahçesini temizlemek için şöyle bi ıslatırız cinsinden. Sokakları evleri kaldırımları yıkıyor üstelik yeşili çiçeği ağaçları suluyor. Hatta mısırları, yoncaları da yeterince suluyor ki sulama tesisatı hiç bir tarlada yok. 
Buraya layık çünkü kıymetini bilenler böyle yerlerde. İnsanı dünyaya getirmiş, akıl vermiş, yaşanacak bir yer, bir alan bir kent vermiş, yeşille tanıştırmış. O zaman bu yaratılan dünyanın kıymetini bilenlere de yardımcı oluyor, suluyor, yıkıyor, temizliyor. 
Sessiz sakin bir şehir yeni yerleşimde bulvarların altında otoparklar var, çok açık otopark alanı olmasına rağmen park eden araç çok az, yani park sıkıntısı çekmezsiniz her arabaya yer var. Hiç bir yerde kavşakta, trafik ışığı yok, yaya kaldırıma ayağını attığında herkes duruyor istersen yaya kaldırımı olmayan yerden geç. Zank. Klakson yok, motosiklet yok, olanda egzoz var, car car yok. 200 bin nüfus var insan yok, turist çok.


Dört yan deniz ama okyanusundan. Balinaların danslarını yabancılara seyrettirmeğe katamaranlar günde iki sefer yapıyor. 
Böyle bir yer Delgada. Gezimizin önemli noktalarından biri olan Volkanik kaldera krater gölüne gidiyoruz. Aman Allahım o ne yol asfalt iki kenarında karayolları tabiriyle şarampoller beton kaplı, kurumuş ot zaten yok ama yaşına da bakıyorlar biçiyorlar temizliyorlar. Tamam burası özel turistik bir yol da ondan diyelim. Bizde ne turiste ne bize böyle yol yok. 


İki araç ancak yan yana geçiyor insancıl, o yüzden istesen de hızlı sürüş yok. Yeşilin içerisinde bir çizgi sanki ilkokulda yaptığımız resimler gibi. Yeşil yetmezmiş gibi botanik ağaçlı yapmışlar yolu, o da yetmemiş Ortanca’dan yaşmak kenarı işler gibi yolun kenarını süslemişler mor eflatun renkli koca kafalı ortancalar hem de yol boyu. 
Bu bir özenti değil özlem benim için hep derim günü kurtarmak daha masraflı kaç defa yapıp bozuyoruz. Geleceğe yatırım yapmak hem ucuz, hem sağlam, hem planlı, hem akıllı.

Otelimiz eski kentin içindeydi bunu Delgada’yı gezdiğimde anladım. Eski şehir sokağı, evi, evlerin kapısı, çatısı, sokak lambaları, kaldırım taşları küfeki taşı bordürleri, boncuk işler gibi işlenmiş döşenmiş her sokağının kaldırımları. Desenler yapılmış oturup özenle çalışılmış, deliye postaki saydırır gibi bizde öyle derler ama burada 5×5 den ufakları da var kırık kırpık ne varsa döşemişler yollara, kaldırımlara, meydanlara bastığımız her yere, merdivenler kesme küfeki yani volkan tüfü pencere söveleri aynısından, kaplama yapmışlar o da aynısından, kesilmiş bu taşları altlık yapmışlar hediyelik eşyaları bunlara yapıştırmışlar. Dar kapıların ufak tek kanatlı pencereli cephelerin bulunduğu, dar desenli figürlü sokaklarında ki evlerinin birbirine benzediği bu fotoğrafı nerede görsem Ponta Delgada derim. 


Azor tarihini tarihçilere bırakırsak adanın ilk yerleşim yeri burasıymış. Bozmamışlar, adanın yerleşimi arttıkça yeni yeni yerleri yerleşime açmışlar. Her gelene bir ev mantığıyla yapılmış sanki telaş içinde sokakta kaldım başımı sokacak bir yer yapmalıyım telaşıyla kimse gecekondu yapmamış zaten bunlar gecekonduyu bilmedikleri gibi yapmayı da bilmiyorlardır. Eski yerleşimin dışına bahçeli tek en fazla iki katlı evler yapmışlar. (Biz de olmadığı gibi.) Öyle ya insanlar toprakla, yeşille, çiçekle, komşularıyla birlikte yaşar 15-20-25-50 metre yükseğe niye taşıyorsun insanını insanlıktan çıkarıyorsun. Çocuğun bahçede bisiklet binmeyi öğreniyor, oyun oynuyor, komşuya gelip gidiyor komşu çocuğu ile oynarken birlikte yediği içtiği ayrı gitmeyen bir şekilde kardeşçesine arkadaş oluyor.
Her yer tertemiz ‘ter’ pekiştirme ekini koymasak olmaz bu terim bu ek bizde var temizse temizdir. Bizde temizliği dahi bilmediğimizden biraz farklı temize tertemiz deriz. Bir çöp bir kağıt bir izmarit bir ağız ifrazatı yok temiz, biz de olsa tertemiz. Bir de bu temizliğe bu insanlığa karşı akşamları yağmur yağıyor hani dükkanımızın önünü evimizin bahçesini temizlemek için şöyle bi ıslatırız cinsinden. Sokakları evleri kaldırımları yıkıyor üstelik yeşili çiçeği ağaçları suluyor. Hatta mısırları, yoncaları da yeterince suluyor ki sulama tesisatı hiç bir tarlada yok. 
Buraya layık çünkü kıymetini bilenler böyle yerlerde. İnsanı dünyaya getirmiş, akıl vermiş, yaşanacak bir yer, bir alan bir kent vermiş, yeşille tanıştırmış. O zaman bu yaratılan dünyanın kıymetini bilenlere de yardımcı oluyor, suluyor, yıkıyor, temizliyor. 
Sessiz sakin bir şehir yeni yerleşimde bulvarların altında otoparklar var, çok açık otopark alanı olmasına rağmen park eden araç çok az, yani park sıkıntısı çekmezsiniz her arabaya yer var. Hiç bir yerde kavşakta, trafik ışığı yok, yaya kaldırıma ayağını attığında herkes duruyor istersen yaya kaldırımı olmayan yerden geç. Zank. Klakson yok, motosiklet yok, olanda egzoz var, car car yok. 200 bin nüfus var insan yok, turist çok.
Dört yan deniz ama okyanusundan. Balinaların danslarını yabancılara seyrettirmeğe katamaranlar günde iki sefer yapıyor. 
Böyle bir yer Delgada. Gezimizin önemli noktalarından biri olan Volkanik kaldera krater gölüne gidiyoruz. Aman Allahım o ne yol asfalt iki kenarında karayolları tabiriyle şarampoller beton kaplı, kurumuş ot zaten yok ama yaşına da bakıyorlar biçiyorlar temizliyorlar. Tamam burası özel turistik bir yol da ondan diyelim. Bizde ne turiste ne bize böyle yol yok. 
İki araç ancak yan yana geçiyor insancıl, o yüzden istesen de hızlı sürüş yok. Yeşilin içerisinde bir çizgi sanki ilkokulda yaptığımız resimler gibi. Yeşil yetmezmiş gibi botanik ağaçlı yapmışlar yolu, o da yetmemiş Ortanca’dan yaşmak kenarı işler gibi yolun kenarını süslemişler mor eflatun renkli koca kafalı ortancalar hem de yol boyu. 
Bu bir özenti değil özlem benim için hep derim günü kurtarmak daha masraflı kaç defa yapıp bozuyoruz. Geleceğe yatırım yapmak hem ucuz, hem sağlam, hem planlı, hem akıllı.
Ama ne var ki sabah evimde uyandığımda minarelerden sabah ezanı, ölüm habercisi uzaklardan sabah sessizliğinin içinden gelen yanık sesli müezzinin salası duygulandırıp hüzne boğarken iki damla yaşın biri ülkem diğeri Manisam içindi. 

Ama ne var ki sabah evimde uyandığımda minarelerden sabah ezanı, ölüm habercisi uzaklardan sabah sessizliğinin içinden gelen yanık sesli müezzinin salası duygulandırıp hüzne boğarken iki damla yaşın biri ülkem diğeri Manisam içindi. 

From → MANİSANIN SESİ

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: