İçeriğe geç

CANIM ÇEKMİYOR DESEM YALAN OLUR.

8 Ocak 2018

Yöresel mutfaklar, tatlar, yerel haberler, yerel yönetim, yerel basın, yerel… Yerel yani alaturka, şark, anadolu işi, İstanbul’a göre taşra, avam, arabesk, olduğu için mi yerel deniyor. basite indirgendiğinden önemsenmiyor olabilir mi acaba? Yerel haberler daha çok kaza bela haberleridir. Vurdulu kırdılı türk filmlerini andırır.

 
Zaten yerel basın niye kendini geliştirmez bir haberi hepsi yapar: Fotoğraf aynı, haber aynı, başlık büyük puntoların karakter ve kalınlıkları aynı. Acaba bir elden bir matbaadan mı çıkıyor diye düşündüğüm çok zaman olmuştur. Bir tanesini okuyun diğerlerini okumaya gerek yok. Dizlerinizin üstüne koyup okuduysanız elinizde veya masa üstündeyse ya pantolon ya eliniz ya da masanız boyanır demek ki hem aynı matbaa, hem aynı mürekkep.

 
Fotoğraf, ona gelince bir konser konferans tören mören bu gibi etkinliklerde sahnenin, kürsünün, konferansçının, tiyatrocunun, önüne kot pantolondan bir duvar arka ceplerde yarısı dışarıda cep telefonları. omuzlarda kameralar, gözlerine dayalı objektifi soba borusu görünümlü makineler, bazen askısı düşük alesta bekleyen elde tutulan enstane yakalama sevdasında olanlar.
Konuşmacılar kürsüden ininceye kadar arkada seyirciler bir sağa yatar bir sola yere yatanlarını bile gördüm! konuşmacıyı izlemek için kırk takla atarlar. Ben kot alacağım zaman böyle bir etkinliğe gidiyorum marka ve kalite seçiyorum ama kırarmış yırtılmış kirlenmiş olduklarından bazen seçemediğim de oluyor. Bunca gayret çaba karşılığında haber ve fotoğraflar aynı biri çekip pas etse hem kottan duvar olmayacak hem yere yatan seyirci kalmayacak.

 
Haberler çekim foto yazı çizi aynı olunca yerel dedikodular, muhabbetler, çekiştirmeler de aynı oluyor. Herkes aynı haberlerden bilgi sahibi oluyor. Heyecan aynı, sevinç üzüntü aynı, yerel sevinçler, üzüntüler, göz yaşları, şakşaklar aynı, dedikodular, kulaktan duymalar bile aynı. Komünist giysisi gibi tek tip.
Bazen akşam ajanslarını dinlerken çeşitli kanallarda ki haberlere bakınca acaba yerel basın büyüyünce ulusal basın mı oluyor diye düşündüğümde oluyor. Hal böyle olunca Türkiye’de böyle oluyor demek ki.
Düşünmek, akıl fikir üretmek yok. Birileri bizim yerimize düşünüyor üretiyor ithalat yapıyor, yol köprü yapıyor, bize geçmek, yimek ve padişahım çok yaşa dimek düşüyor.

 
Karpuz ucuzsa hep beraber karpuz yiyoruz kabakaşı kabaktadı itiraz yok, evde inek eşek de yok ona verelim, ye. Kiraz ihraç ediliyor bize kurtlusu hem de boncuk gibisi kalıyor ağzına atmadan eliylen yar bak, bulamadın benden büyük mü de tevekkel Allah ağzına at. Üzüm; kalıntı, buluntu, ilaçlı, (yeni duydum Cumhuriyet Hamamı’nda yıkamak lazımmış) bilye gibi, hormonlu. Et pahalı ama hiç mi yemeyeceğiz. Hem de GDO’lusundan, tavuk zehirliyor, hiç yemesen aş erdiriyor! ‘Sıhhiye ve Muavenet-i İçtimaiye Vekaleti’ 1925-30’lu yıllarda Hıfzıssıhha Enstitüsü’nü kurmuştu. Şimdi yok her halde.

 
Kemal Sunal, Levent Kırca rahmetli, Şener Şen emekli oldu. Münir Özkul çınardı devrildi. Allah Rahmet Eylesin. Zaman zaman eski filmlerini seyrediyorum. Şimdi onlar yok diye bizi anlatan hicveden yok, dolayısıyla kendimizi değiştik sanıyoruz.
Ama ben hala: Aile yapısını bozan, sonunda birbirlerini sevenlerin kardeş çıktığı, o onun anası, bu bunun dostu sevgilisi olduğu, evli insanların da sürekli kavga ettiği, çocukların anasını babasını bilmediği… dizileri olmayan, vurdulu kırdılı, kadına şiddet, erkeğe hiddet, basıldı, kasıldı, haberleri yapmayan, sakin yaşayan, gümrüklerde kılı kırk yararak bizden meyve sebze gıda maddesi alan ve vatandaşına yediren avrupalıyı Avrupa’da ki insanı kıskanıyorum.

 

Tabaklarında ki meyveyi canım çekiyor.

 

 

From → MANİSANIN SESİ

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: