İçeriğe geç

KIRMIZI,  KIPKIRMIZI,  KIZILKIRMIZI.

14 Ocak 2018

At araba ustası demir çemberi kızgın ateşte öyle bir ısıttı ki cehenneme zebani yaparlar dedim kendi kendime. Kor haline gelen çemberi uzun saplı maşayla tutup biraz daha çekiçledikten sonra çevirdi çevirdi itina ile kesilip çember haline getirilmiş yerde duran bisiklet tekerine benzer jant ve tellerin yerine  ahşap olan ve bu ahşabı içine alacak şekilde kapkara demirden oluşan Rus komünistinin olamayacağı kadar kızıllaşmış çemberi zavallı ağaç janta geçirdi, öyle bir koku yayıldı ki işte bu, ağacın son nefesini verişiydi. Demir prangaya bağlanmış ahşaplar yıllar boyu bu pranga altında çürüyünceye kadar arnavut taşı kaplı sokaklarda dingil sesini taşıyacaktı.

 

Tekerleğin icadı ve çeşitli şekillerde kullanılması dünyada değişim rüzgarlarını çok kısa zamanda fırtınaya döndürmüştü.

 

Artık eşeklerin çektiği uzayıp giden deve kervanları yavaş yavaş taşıma işini bırakacaktı. Devecilik yerini at arabalarına bırakırken homurtulu, ağzı köpük köpük develer tarih kitaplarının sayfalarında alt yazılı kara bir fotoğraf olarak yerini almaya başlayacaktı. Devecinin yanık sesiyle söylediği yalellisi tekerleğin taşlı sokaklarda yankılanan dönüş ve dingil sesiyle duyulmaz olacaktı.

 

Tekerleğin icadı ile hızlanan taşımacılık bir yerde imal edilen malları başka bir yerlere daha uzaklara götürerek pazar genişlemesi sağlanmaya başlamış, ticaret gelişmiş, takasla yapılan alışverişler altın  sikkeyle yapılır olmuş, giderek zenginleşen ülkeler nereye varacağı kimi yutacağı belli olmayan bir canavarı beslemeye başlamıştı.

Zamanla insanlığı lokma haline getirmeden yuttuğu adına medeniyet denilen bu canavar dünyayı esareti altına aldığında da insanlık her şeyini ona teslim etti.

 

Tekerlekler çoğaldı. Ahşap arabalardan sonra her bir teneke kutunun altına bağlandığında janta takılan kara demirin kızıl komünistin yerini, ahtapotun evrim geçirmiş hali emperyalizmin kolları gibi dünyanın her yerine uzanan çektikçe her yere ulaşan lastiği almıştı. Önceleri kıçımızdan donumuzun düşmemesi için bele geçirdiğimiz lastik saatte kilometreler kateden tekerleğe dönüşünce kafamızda da tilkiler dönmeğe başlamıştı. Dönen tilkilerin kuyruklarını çarpıştırmayan ülkeler medeniyetin dizginlerini ellerine geçirdiler.  Aydınger kağıdına çizilen çizgiler toprakta yol oldu. Teneke kutulara gün doğmuş, belimizin yerine teneke kutunun altına bağladığımız lastiğe yollar yetmez olmuş yatmasak da kalkmasak da o köy bizim köyümüz zırvasıyla çok uzaklara gitmişiz.

 

Evler köye, köyler şehre, şehirler kente dönerken bir curcunadır giden, kural tanımaz kutuları yavaşlatmak, durdurabilmek için kırmızıyı ve hiç yanmayan yeşil ışık kuralını koyan medeniyet; insanlığımıza alaycı bir şekilde direğin tepesinden göz kırparken sen dur sen geç ile bizleri hizaya soktu.

 

Bu medeniyet alametifarikası lambalar nereye kadar gelmiş? Manisa’nın Kırmızı Köprüsü’ne, Hacıyahya Camisi’nin altında tek istikamet yolun ağzına, oradan Şeyh Fenari Camisi’ne, Akmescid Kavşağı’na, iki adımda bir olduğundan Lambasız kullanılabilecek Moris Şinasi Çocuk Hastanesi Kavşağı’na, oradan Cumartesi Pazar dahil 19-20-21-22’den sonra hastane tarafından hiç araç çıkmamasına rağmen dört yol ağzı şapkasız çıkmam alışkanlığı ile CBÜ ile Merkez Efendi Hastanelerine kadar gelen lambalar, sürücüler tarafından edebiyatımıza yeni terimler ekleyen bu lambaların sonuncusu meteoroloji kavşağında durmuş. Yeşil dalgadan vazgeçtim, akıllısını henüz görmedim (yakında olacak inşallah), kırmızının yanında geriye say komutu ayarlanmış ama ana! hakkı gözetilmemiş.

 

Kırmızı yanıyor iyi de karşıdan kimse gelmiyor bunca lastikli kutu neyi bekliyor? Işıkı anam ışıkı.

 

Yoğun trafiğe kırmızı, hem de kıpkızılından.

From → MANİSANIN SESİ

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: