İçeriğe geç

ŞEHİR MÜZESİ

19 Şubat 2018

Mezarlıkların şehir içinde veya yakınında olması din ve dünya işleri açısından dinimizce hoş karşılanan ve yaşayan insanların mezarlığı görünce bu dünyanın öbür tarafı da var deyip ona göre davranmalarını gerektiren bir hatırlatıcı gözüyle bakarız; ölçüde hata, hile huda, kavga gürültü, iyi geçinme hak yememe… Gibi adaletli davranmada bir hatırlatıcıdır.

Sadece ahireti hatırlatmıyor mezar taşlarındaki isimlerden ebediyete intikal etmiş tanıdıklarımızın eşi dostu çoluğu çocuğunu hatırladığınızda onları ziyaret etmemiz gerektiğini de hatırlamış oluruz. Hatta birer Fatiha okumayı vazife biliriz.

Bu insan belleğini harekete geçirirken eşyaların sokakların şehrin de bir belleği vardır. Değişmemiş eski bir sokak, mahalle, semt korunmaya alınmış bir bölge eski şehir dokusu yerleşimi sokağı, evi, meydanı, sıbyan mektebi, hanı, hamamı, medresesi, camisi korunan bu bölge aslında tüm eski şehri kapsaması gerekirken çok az yer olsa da korunmuş ise bu bölge şehrin belleğidir.

3000’e yakın ve beş mahalleden oluşan, arastasıyla beraber Eski Kula Evleri’nin bulunduğu bölge Kula’nın eski yaşantı, komşuluk, esnaflık, gelenek, kültür… ve el sanatları hakkında müthiş bir bellektir. Kula’nın hafıza deposudur.

Bir şehrin belleği evleri sokakları ve yaşantısı kaybolduğunda silinir gider. Manisamız’da eski tipik Manisa evi kalmamıştır. Sokağı yoktur ancak dağın eteğinde Narlıca, Lalapaşa mahallerinde kerpiç evlerin oluşturduğu sokak biraz fikir verebilir durumdadır. Ancak eski çeşmeleri, hanı hamamları, camileri, asırlık çınarları, unutulmamış hatıraları ve hikayeleri taşınmaz kültür varlıkları sayesinde fuluğ sisli bir bellek kalmış olabilir. O da yaşantıyı hatırlayanların bu dünyadan göçmeleri ile unutulup gidecektir.

Manisa az da olsa hatırlanabilen, sokağı, evi, çınarı, çaybaşısı, mahalle bakkalı, manavı, güveç fırını, mektebi, top yekûnu kentsel dönüşüme kurban edilecek Adakale, Mutlu, Lalapaşa, eski adıyla Arap alan, Narlıca, Topçuasım mahalleleri kısa bir zaman sonra kaybolup tarihten silinecektir. Tıpkı İstasyondan yukarı doğru; Alaybey, Dervişali, Mollaşaban, Malta gibi unutulan tarihten silinmiş mahalleler gibi.

Bellek sadece sokak mahalle değil şehir eşrafından, çarşı esnafından, toprak ağasından, mahallenin külhanbeyi, mahalle karakolunu mesken tutmuş eşkıyasından, Manisa’ya emeği geçmiş efendisinden, kolluklu devlet memurundan, mualliminden, hatta şehrin delisinden, dilencisinden, meczubu ile mendeburundan ve bunların yaşantı ve hikayelerinden şehrin yaşam kültürü de hatırlanmalıdır.

Düğün yemekleri, davet ikramları, komşuluklarda bahçelerde dolap denilen aletle ateşe tutularak kavrulan kahve tanelerinin dibekte dövülüp öğütülürken ki dedikodular, ramazan hazırlıkları için yufka tahtaları, kavrulan yufkaların saçları, maşalar, güveçler, mangallar, içine kömür konulan döküm ütüler, lambalısından transistörlüsüne kadar ki radyolar, gramofon, şarkılar, türküler,… her birinin hatırlatacağı hikayeler söylentiler şehrin belleğidir.

Düğün, nişan, kına gecelerinin geleneği, gelinin gelinliği, kınanın bindallısı, başta kırılan gelin şekeri, kıranlar, kızanlar, oyunlar, kıyafetler, maniler, tefler, dümbelekler… şehrin belleğinin geleceğe geçmişin taşınmasıdır.

Bunlar şimdi anlatımlarındadır 60 yaş üstündekilerin. Eski bayramlar, ramazanlar, davetler, düğünler, sünnetler diye başlandı mı bitmez, yaşlılar çok konuşuyor denir. Çok konuşurlar ki çocuklarında çocuklarına anlatacakları olsun diye.

Ama hiç uzatmaya gelmez bu anlatılanlarda bir gün nefesler bitince anlatılanlar da bitecektir. Bir şehir müzemiz olursa bizden sonra hatırlanacak çok şeyimiz olacaktır. Şimdi moda terim ‘Kent Müzesi’’ kentin müzesi olmaz kent birbirlerine yabancı unutulmuşlar topluluğunun bir arada yaşadığı büyükşehrin adıdır. Her şey bitmiş eskiye eski şehre ait her şey silinmiştir. Bundan sonra yapılacak müze çakma şehir müzesidir onun için adına Kent Müzesi denir. Manisa’mız henüz ‘Şehir Müzesi’ kıvamındadır. Kente dönüşmeden şehir müzemizi kurmamız gerekmektedir. Unutmadan, unutulmadan, elde avuçtakini bir işe yaramıyor deyip hurdacıya vermeden, yırtıp toz bezi yapmadan, defteri kitabı kışın sobada yakmadan, el lambası, muhtar çakmağı, sigara tablası, dedemin tablosu, ninemin fotoğrafı, gaz yağı lambası, yağ kandili, kandil mumu, mum şamdanı…

Aman atmayın. Arkeoloji müzemizin yapımına hayırlısıyla başlanıyor. Kapalı olan Muradiye Camisi’nin külliyesindeki müzemiz, yapılacak bu yeni müzemize taşındığında şehir müzemiz burası olacak. Küratör de biziz, kreatör de. Elimizdeki, çatı arası, ambar, sandık odasındaki, babannemin sandığı, dedemin sakladığı, teyzemin kınasından, amcamın sünnetinden, babamın düğününden, annemin çeyizinden… deyip eldeki avuçtaki sandıktan, dolaptan, yatak altından, ne varsa yayıntı deyip atmayalım.

Biraz daha sabır.

From → MANİSANIN SESİ

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: