İçeriğe geç

DOMATESTEN HAYAT TARİFLERİ

21 Temmuz 2018

Televizyoncu kız mikrofonu uzattı genç kadına. Dokunsan ağlayacak durumda olan halet-i ruhiyesi ile hiç konuşacak halde değildi. Hem yürüyor hem ardından gelen televizyoncu kıza o da işini yapıyor diyen gözlerle bakıyordu.

-Domates bakıyorsunuz zamanı olmasına rağmen domates pahalı ama sizin baktıklarınız salçalık ne düşünüyorsunuz?

-Evet domates bu sene pahalı ucuz olduğu için salçalık alıyorum yemekte kullanacağım. Sesi titriyor üzüntüsü ses tonundan belli oluyordu. Temiz giyimli zayıf kara kuru gençten bir kadındı. Televizyoncu kız mikrofonu ve kamerayı kapattı biraz halini hatırını sormak daha doğrusu sohbet etmek istedi kendine yakın gördüğü kadınla.

Eşi bugün evden çıkarken kendisine yirmi lira vermiş “Akşam konuştuk biliyorsun bugün işten ayrılıyorum bizi zor günler bekliyor bu ara idareli gitmemiz lazım” demişti.

Eşi o gün işten ayrılacaktı:

Yıllarca mesai saatini aksatmadan girdiği kapıdan mesai harici bir saatte çıkıyordu. Patron ekonomik tedbirler nedeniyle işi tasfiye ediyordu. Avrupa’da çalışan çocuğunun yanına taşınacaktı. Yeni torunu olmuş annesi babası çalıştığından bakacak kimseleri yoktu. Nasıl yaparım elin memleketinde diye düşünür dururdu günlerce ama işlerin sekteye uğraması bankaya düşmeden kapatması ileride doğacak zor zamanlara göre en iyisiydi. “Evi dağıtmam yine bir kapımız olsun hele bir gidelim bakalım yapamazsak geri döneriz zaten kimi kimsemiz yok.” Yıllar önce okumaya giden oğlu her tatilde “Anne, baba bi gelin size Finlandiya’yı gezdireyim demiş ama işlerden fırsat bulup gidememişlerdi. Kısmet böyleymiş.

Çalışanlarının boynu bükük şekilde elini öpüp “Hakkınızı helal edin abi” demeleri her el öpüş içinden, ciğerinden bir parça koparıyordu. Hasan geldi en son işe başladığında ilk gelen de o olmuştu. Oturdu yanına dertleştiler. Hasan, “Bir çocuğum büyük oğlan lise son sınıf, ikincisi kız ortaokula yeni başlayacak, küçük oğlan evde arasıra babaannesi gelip bakıyor, hanımda çarşı pazar ev işleri temizlik falan idare ediyoruz, arada bir çocukların okuluna gider durumlarını öğrenir, öğretmenleri çok memnunlar çalışkan çocuklarınız var dediklerini akşam bana söylediğinde ben de sevinirim emekler boşa gitmiyor diye.

“Allah sizden razı olsun bu gün 18. yılımı doldurdum yanınızda otuz yaşında başlamıştım üç gün sonra 18 yıl olacak. Helal paranız bereketliymiş evime helal lokma götürdüm karşılığını da bugüne kadar Allahtan aldım. Siz gidince ben de başka bir iş bakacağım. Bulamazsam baba evine köye döneceğim. Çocukları devlet yurduna verip sıkça gelir giderim sekiz on dönüm tarla var bi şeyler ekip biçer rızkımızı çıkarırız Rıza abi. Senden bize bi babalık daha yapmanızı istiyorum siz Erdal’ın yanına gidince Helsinki’ye büyük oğlan bu sene üniversite imtihanına girecek belki yurt dışında da okuma imkanı olur burslu okuyabilir çok çalışıyor. Finlandiya’da Erdal’ın bitirdiği Oulu mimarlık okuluna göndereyim istiyorum. Oğlan Erdal abisi ile yazışırmış. Erdal sen kazan ben yardımcı olurum demiş. Siz oradayken bi destek olursanız hayatını kurtarsın. Kız çocuğunu oralara göndermem burada okutma imkanı ararım.”

Gözleri ayak uclarına daldı, ağlamaklı olmuştu sesi. Devam etti.

“Hakkınızı helal edin, burada aklınız kalmasın bir şey gerekecek olursa ben yine buralarda olacağım, bu kadar sene ekmeğinizi yedim hanım falan koşar yapmaya çalışırız.”

İkisi de kalktı, sarmaştılar. Rıza Bey, “Sen de hakkını helal et. Senin çalışkanlığın gayretin beni de gayrete getirdi, bugünlere kadar geldik ne yapalım nasip buraya kadarmış. Sen oğlunu takip et okulunu bitirsin Erdal abisi de ben de yardımcı olurum. Onu orada hiç merak etme sıkılmazsa aynı evde bile kalırız, bizim küçük oğlumuz olur.

Allah ikimizinde yardımcısı olsun.

Eve her zamankinden erken geldi. Eşiyle bir müddet sessizleştiler, konuşmadılar, birbirlerinden gözlerini kaçırıyorlar, kim konuşmaya başlayacaksa ağlamaktan çekiniyorlardı. Sessizliği bozan eşi oldu “Hadi çocuklar, babanız geldi, sofra hazır, yemeğe.”

From → MANİSANIN SESİ

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: