Otopark kangren olmuş. Kesip atmak gerekir neyi? Bacağı kolu parmağı mı? Arabayı kaldırıp atalım? Yerine neye binelim? Eşeğe. Bisiklet motor olsa binelim diyeceğim de eşek olmadı. İşi yokuşa sürmek olunca tut eşeğin kulaklarından.
Otopark yerlerini saysam bitmez.
-Erkek meslek lisesi
-Gazi okulu karşısı subay lojmanları
-Manisa lisesi: Dünyanın parası verildi tadil edildi. Bodruma otoparkı belediye yapsın temeller hazır sizde üstüne okulu yapardınız. Hayır tadil edeceğiz. Oldu mu? Gidin deprem performansını ölçtürün olmuş mu?
-Telekomun bahçesi ve önünde ki bulvar.
-Alirıza Çevik Okulu: Projesi hazır iki kat bodrumda 400 araç üç kat bodrum yap 600 araç. Siyasi nedenlerden bekletiliyor. Yaz tatili geliyor çocuklar tatile inşaatçılar okula yaz sezonunda biter. Hem pırıl pırıl modern bir okul (1940’lardan kalma binalar) hem 600 araçlık otopark.
-Şehitler Orta Okulu (yıkıldı yerine yenisini yapma hastalığına tutuldu) bodruma otopark… tip projeymiş değişmezmiş.
-Murat Germen İlkokulu: tescilli ama bodruma otopark tescilli binanın aynısı üstüne bi 600 de buraya.
-Saruhanbey İlkokulu.
-Kentsel dönüşüm zırvasıyla konutlar yıkılıyor. Okulların hangisi deprem performansından tam not alır? Yeniler dahil hiçbiri. Okullara kentsel dönüşüm yok mu? Hem de harbisinden. Bir konut 15 kişi bir okul tazecik canlar 500 kişi.
-Yeni SGK binasının altı hem memurlarına hem işleme gelen vatandaşlar için bodruma otopark yapın. Tip proje Ankara’da ihalesi yapıldı, yapamayız.
-Malta parkının altına yapamadık yeşil ve rekreasyon alanlarında bodruma otopark yapılamaz kanun var. 2013 de kanun değişti.
-Geçen dönem imar planı yapıldı; yoğun mahallelerde bir kaç konut adasını otoparka çevirdik, meclis üyeleri konut sahiplerini arkalarına aldılar “istemezük” diye ayağa kalktılar, yaygarayı bastılar.
Geçen dönem deyince, istenmeyen imar planında: Kuşlubahçe Mahallesinde 110 bin metrekare liseler kampüsü diye bir alan ayırmıştık. Erkek Meslek, Manisa Lisesi, İmam Hatip Lisesi, Kız Meslek Lisesi, Öğretmen Okulu, milli eğitimin istediği başka okullar buraya nakledilecekti. (Şimdi fellik fellik yer arıyorlar) Kampüs adı üstünde spor tesislerinden yurtlarına, yemekhanelerinden kütüphanelerine kadar tüm birimler bulunacaktı. Merkezde ki bu okul yerleri otopark, yeşil alan, sosyal tesis en önemlisi Kız Meslek Lisesi (tescilli bir bina) yıkmadan, Kent Müzesi ve Kent Kütüphanesi olacaktı.
Yeri değil ama yine istenmeyen imar planında Gediz Köprüsü Kavşağı hani karayollarının kamulaştırma bedelinden dolayı yapamadığı kavşak, kamulaştırmasız çözülüyordu. Bu güne bitmişti.
-Bedesten Meydanı altına 350 araç otopark proje hazırlandı Anıtlar Kurulu kabul etmedi.
-Saymakla bitmez.
İkiz kuleler altında 300 araçlık park yapıldı.
Eski garaj arsasına yeni büyükşehir belediye binası yapılacak altında 1500 araçlık otopark olacak.
600 araçlık tam otomasyonlu otopark bitiyor.
Mevcut otoparklar yenilenerek kapasite arttırılıyor.
Manisa Büyükşehir Belediyesi her ilçede, (merkez ilçelerden teklif gelmedi) üstüne meydan veya pazaryeri altına otopark yapıyor. Manisa’da ki resmi kurumlar fedakarlık yapsın Büyükşehir Belediyesi de otopark yapsın.
Planlama ile olur, maddeten olur, imkan var her türlü olur. Siyasilere göre “olmaz.” Vatandaşa göre “Yollardan park parası alınmaz.”
Oysa: İki lira üç lira vermeyelim diye caddelerde park boşlukla oluyor. Keyfi park eden bedava sokağa gidiyor böylece paraya kıyan caddeye park edilebiliyor.
Otopark, iki kelimenin bir araya gelmesinden oluşmuş ama insanlar bir araya gelemiyor.
Havalar soğudu kış da geliyor yeni bir soba alalım dedik. AVM’ye gidelim hem sobayı alırız hem borularını hem de bi kaç lokma bir şey yeriz.
Çoluk çocuk hanımın annesini de aldık AVM’ye gittik. Dolaşıyoruz, bir kaç dükkana baktık hem hesap uygun değil hem de küçük geldi. Bi tanesinin yanı başında marangoz var pencere doğramaları mutfak dolaplarını sergilemiş buradan da tahta parçası talaş alalım dedik ki, “Burası AVM tozlu kirli malzemeleri getirtmiyorlar o kadar talep olmasına rağmen, arka kapı çıkışının sağ tarafında boş arsa da bizim bir depomuz var ufak bir yazıhanesi de, çıkarken oradan alabilirsiniz arabayı yanaştırın hemen bagajına doldursunlar.” Teşekkür ettim ama soba da problem var buradan bulamayacağız gittiğimiz bir başka AVM de alırsak tahta parçasını talaşı da oradan alırız gel git olmasın dedik buradan almaktan vazgeçtik.
Kayın valide televizyona meraklı tutturdu illa yeni büyük ekranlardan alalım diye elektronik teknisyenleri odası AVM’nin ikinci katındaymış öyle ya bin bir çeşit televizyon var hangisi son model interneti var, dekodorlusu dekodorsuzu var önceden bilgi alalım hem belki onlarda satıyorduk dedik elektronik teknisyenlerinin dükkanına gittik kapı duvar görevli çanak anten mitingi için eyleme gitmiş.
Elimiz boş tam dönecektik ki. Bizim ufaklıklar tutturdu hamburger diye acıkmışlar oturduk fast foodların olduğu masalardan birine iki çocuk üç büyük orası burası derken 110 kağıt verdik. Bizim dükkanın sokağında ki köfteci Osman’a gideydik 40 liraya kalkardık.
Karnımız doyunca aklımız yolda olur hadi İzmirde ki AVM’lere bakalım biri olmazsa birinden sobayı buluruz orda çeşitte boldur talaş malaş deyip marşa bastım araba çalışmıyor, bi daha yokladım gıy gıy gıy yine marş almıyor. İlk aklıma gelen akü oldu bitti mi acaba diye. Daha AVM’nin otoparkındayız yukarı çıkıp bi sorayım dedim.
Kapıda ki güvenlikçiye,
-Akücüler ne tarafta abicim dedim? Şöyle bi yüzüme baktı.
-Kardeşim burası sanayi sitesi mi?
Afrika’da her sabah bir ceylan uyanır, en hızlı aslandan daha hızlı koşması gerektiğini, yoksa öleceğini bilir.
Afrika’da her sabah bir aslan uyanır, en yavaş ceylandan daha hızlı koşması gerektiğini yoksa aç kalacağını bilir.
Aslan ya da ceylan bir önemi yoktur. Yeter ki güneş doğduğunda koşmak zorunda olduğunuzu bilin. (Alıntı)
Bir vesile ile demeyeceğim Jeoparkın reklamı olsun. Kula jeoparkı da demeyeceğim Türkiye de zaten bir tane var. İşte Avrupa Jeoparklar Birliğinin toplantısına gitmiştik, Finlandiya/Helsinki/Oulu.
Oulu sakin bir şehir nüfusu 150 bin cıvarında. İlk günümüz, bizi gezdiren otobüs şoförüne akşam nerede yemek yiyebiliriz diye sorduk. Bizim otele yürüyüş mesafesinde bir restoran tarifledi. (Bu yemek proğram harici olan bir geceydi.) Restoran dolu, çocuklu aileler olmasına rağmen sessiz. İç kısımda bir masaya oturduk sipariş almaya gelen garson kıza otobüs şoförünün tarif ettiği balık siparişini verelim dedik ama tarifi anlatamadık kız da anlamadı zaten. Erkek garson devreye girdi. İngilizce soruyor kendi aramızda balığın adı neydi deyince ya hemşerim dedi samimiyetle, abisinin restoranıymış abisi 25 sene kendisi 10 sene önce gelmiş. Diyarbakır nire Oulu nire dedik, çok Türk var burada. Başladı Oulu’yu Finlandiya’yı anlatmaya hiç polislik vak’a olmaz burda, sessiz sakin ve çok çalışkan milliyetçi insanlardır bunlar, bilgisayar teknolojisinin merkezidir burası dedi. Yemek hakikaten çok lezzetliydi Finlandiyalı şoför Türk restoranını tavsiye ediyor.
Ertesi günü otelin lobisinde olan bisikletlerden birer tanesini oda numaramızı vererek aldık. Bisiklet ile Oulu’yu gezmeye başladık. Bisikletler kontra pedal. Bir caddenin başına geldik sevgi yolu trafiğe kapalı bisikletleri elimize aldık yürümeğe başladık. Kaliteli mağazaların bulunduğu nezih şık giyimli insanların dolaştığı bir cadde. Ortasında yer yer banklar var bunlardan bir tanesinde üç kişi kılık kıyafeti farklı ellerinde sigara sırıtır vaziyette herkese rahatsız edecek şekilde bakıyorlar. Bizim memleket manzaralarından biri olmasına rağmen bu ortamda bize dahi itici geldi.
Avrupa da turistik kentleri neden ziyaret ederler, göze kötü gözüken, görüntü kirliliği meydana getiren hiç bir çirkinliği göremezsiniz. Sonbaharda yerlere dökülen çınar yaprakları o sokağın caddenin dekoratifi görünümündedir. Başka da bir çer çöp yoktur. Yıkıntı, tuğla duvarlı, sıvasız, çatılı, çatısız, kaçak, ilave kat, gecekondu, binaya dayanmış vinç, kentsel dönüşüm saçmalığı planlar, iç çamaşırlar dahil manifaturacı dükkanı balkonlar, karagöz perdesi gerilmiş balkonlu apartmanlar, sabahın yedisinde havalı kornalar, gece yarısı naralar, çarpılmış hayatlar… bunlara benzer daha niceleri yoktur. Saygısız, fütürsüz, arsız, yüzsüz, kılıksız… kimse de yoktur. Bir kaç dilencinin, punkcunun dışında. Tabii saat 21.00’e kadar. Zaten o saatten sonra çalışan insanların sokakta işi ne?
Amerika’da New York’un meşhur Times meydanına, köşe başkarına saat 18.00 oldu mu, polisler arabalarıyla gelip konuçlanırlar. Bu saatten sonra insanların yürüyüşleri bile değişir. Değil ki yanlış bir hareket yapsınlar.
Kendilerinden olmayanları dışlayıp huzurlarını bozmak istemiyorlar, ya adam olacaksın ya da hapsi boylayacaksın arka kapıdan salıverilmece de yok.
Gülmek, huzur, yaşamak onlara. Acı, keder, ağlamak bize. Eğlenmek, çalışma, ekmek, aş, iş onlara. Düşünmek, katık etmek, geçim derdi bize.
Yabancılar, “Bu dünya bize atalarımızdan miras kalmadı. Biz onu çocuklarımızdan ödünç aldık” derken doğruymuş.
Biz büyükler emanete hıyanet ettik, dünyamızı, ülkemizi, memleketimizi hala adam edemedik.
Ülkemizde 86.000 caminin kıblesi yanlışmış ne olacak şimdi? Endişe etmeyin namazlar geçerli. Eeee o zaman kıblenin biraz sapması arkamızı dönmedikten sonra kılınan namazlarda bir sakatlık yok devam edelim. Olmaz. Yıkıp yeniden mi yapacağız?
Yıkılmayan camilerde de kedi besleyeceğiz neymiş dünya kamu oyu islamofobiden kurtulmuş peki biz islamın şartlarını yerine getirecek miyiz? Dinimiz temizliği emreder. Namaz abdestsiz kılınmadığı gibi necasetten taharet hükmü vardır. Namaz kılınacak yerin temiz olması gerekir. Temiz kıyafet temiz çorapla camilere mescidlere girin der. Hatta abdestiniz olsa bile camiye girmeden namaza başlamadan önce elinizi yıkayın ağzınızı çalkalayın der. Kapı önünde gördüğün kediyi de camiye al namaza öyle niyetlen demez 60 yıldır camiye girerim 59 yıl 364 gün kedi görmedim caminin içinde yine görmedim de televizyonda gazetelerde camide kedi seven imam gördüm. Peşine takılan ulemaları! da gördüm. Ayy ne güzel diyen camiye hiç girmemişleri de gördüm. Ne var bunda peygamberimizde… deyip sanki o devirleri beraber yaşamışlar gibi yorum yapanları ahkam kesenleri de gördüm.
Namazınızı dosdoğru kılınız bu islamiyetin dinimizin emri bir gözlerin ile kediyi takip edip namaz mı kılacan? Hocayı mı takip edecen? Sureyi mi okuyacan? Kediyi mi iç geçirerek sevecen? Ayağına bacağına sürtünen kafanı secdeye koyacağın yere siğdiren kedi mi günaha giriyor, namazı kılan mı, fetvayı veren mi, kedi sevenler dernek başkanı mı?
Namaz nefsimizden arınmaktır. Namaz esnasında her türlü dünya işlerinden soyutlanmak Allah’la baş başa kalmaktır. Nefsanî ve hayvanî duygulardan uzaklaşıp huşu içerisinde kılmaktır.
Fotoğrafta: Eller havaya açılmış kedi dizlerinin dibinde dua eder gibi yapmış ama bitse de kedi yanımdan ayrılmadan bi sevsem gibi duruyor. Yanında ki, bi bu eksikti Allah’tan bi şey isteyeceğim kedi aklıma geliyor. Arka safta ki, uzansam kediyi görmek için acaba cemaate ayıp olur mu? İmam, benim kedi nereye gitti la biri alıp götürmesin bu ara pabuç hırsızlığı arttı zaten bi de bu.
Kapı önünde musafaha Allah kabul etsin bizim safta bir kedi vardı aman bi… bizim safta da vardı ha sizinkini gördüm bi ara bacaklarımın arasına geldi secdeye varamadım ama ne de güzel maşşallah.
Son zamanda cemaatte bi artış var bunlar namaza mı geliyor kedi sevmeye mi?
Allah akıl fikir versin.
Allah akıl da verdi fikir de verdi de aklımızı da fikrimizi de kediler aldı.
Aklımızın ermesi değil de kandırıldığımız zamanlar “Annen abini doktora götürecek.” Laflarının ardından çok az zaman geçmese de yalan söylüyorsunuz deyip yalanı doğruyu kavradığımız ama kendimizden emin olmadığımız zamanlar.
Okul çağları birinci sınıftan beşe kadar “yerli malı her türk kullanmalı” dediklerinde hatırladıklarımız bildiklerimiz büyüklerimizden duyduklarımızdır. Sümerbank’ın yaptığı postalların, haki yeşili kıyafetlerin sağlamlığına, Gediz ovasının tarlarında ki pamukların OSB tekstil fabrikalarıyla fanilada donda olduğunun güveni bizim tarladan bizim fabrikadan bizim iç kıyafetlerimiz dediğimiz. Gabardin, gömleklik, poplin, pamuklu, kaşmir, kaşe, blazer kumaşlarını raflardan indiren manifaturacı Haki Amca’nın saf yün, saf pamuk inançlarında ki güvenle usta terzilere götürülen kumaşların kıymetine binaen yelek çıkar bi de kasket yapıver adına adamlık dediğimiz takım elbiseler. İslam Usta’nın her müşterinin ayağını kalıba alarak yaptığı ısmarlama eskimeyen ayakkabılar. Bayramlarda giyip kafasını bez örtüye sokup elini kaldırıp poz verdiren foto kazık Hüseyin Amca’ya gidişimiz. Siyah beyazların temizliğinde netliğinde ki ustalıkların unutulmaz hatıralarının sandıklarda saklandığı zaman zaman çıkarılıp hatıraların canlandırılmak istendiği zaman boşlukları.
Organik inorganik kelimelerinin türetilmediği ama kışın saklanan tohumların yazın tarlalara gömüldüğü, çapadan başka işlem istemeyen hayvan tersinin gübre olduğu arada bi sulandığı toprakların bereketli ürünleri, odun ateşinde güveçte kalaylı bakır tencerede pişen yemeklerin lezzeti olurdu.
Yediklerimizin giydiklerimizin saflığı temizliği satıcıların dürüstlüğü insanlığa yansır evine helâl kazanç getirir, helâl lokma yedirir, yalan hile huda bilmez dürüstlükleri buralardan gelirdi. Ana baba konu komşu mahallede ne kadar çocuk varsa her birini terbiye ederken, usta sanatını öğretirken, öğretmen öğrenciyi eğitirken, her biri helâle halel getirmezlerdi.
Elbiseler üstümüzde eskir yamalanır, ayakkabılarımızın tabanları pençelenir giyilir, azıklar katık edilir, her yemeğe besmele ile başlanır, yemekten sonra dua edilir, “Allah olmayana da versin” denmez olmayana götürüp verilirdi.
Hastalıklar ilaçsız tedavi edilir, kinin gripin çok az kullanılırdı. Karın ağrısına ayakların altına sıcak tuğla konurken, baş ağrısına sıkma sıkılırdı. Üşüttün teşhisi konulur sırta gaz yağı sürülür, kupa çekmeyi bilen komşu çağırılır, yün basılarak, tedavi edilirdi. Sülük ayak kol ağrılarına iyi gelse de hacamatla kan aldırmak daha bi rahatlatırdı. Faytonla doktora gidilir ekseri doktor eve gelirdi. Çantasında bulundurduğu ilaçı hemen iç diye verir sonrası için reçete yazar ilaçlar eczanelerde banko gerisinde tezgahta yapılırdı.
Bunca saflık, temizlik, inanç, helâl kazanç, bereket, komşunun derdinin mahallelinin derdi olduğu, hayır duanın dudaklardan eksik olmadığı, gönüllerde hep iyi dileklerin dilendiği, acıların sevinçlerin paylaşıldığı… zamanlar geçtiiii gitti.
Keşke geçmeseydi: 21.yy’da
Laik müslüman ülkemiz, Cumhuriyet yönetimimiz, başka devletlerde olmayan demokrasimiz ile dünyada tek devlettik.
Bu ülkede üretilen her şey yapılan, satılan üretilen gani ve tabii, ihraç edilen harbi ve garantili, alış verişte samimi ve hesabi, itimat ve güvende tektik.
Dünya ülkelerinin mallarımızı ithal ettiği, her şeyimiz ile güvenilir ülke ve dünya markası MADE IN TURKIYE idik.
Paris müzeleri, sanat galeri ve atölyeleri, sokakları, caddeleri Sen nehri aşıkları, Eyfel Kulesi, milyonlarca turist, milyarlarca döviz. Lüks mağazaları var Şanzelize’de ama yine eski binalar, heykeller var ama meydanlarda kavşak ortalarında, köprüler var kristal avizeli aydınlatmaları olan. Mezarlık orta yerde flimlere konu olan Pere-Lachaise Mezarlığı. Eskimiş eskitilmiş Paris.
Eski Paris’in dışına çıkmamıştım öyle ya yüzyılımızın yenisi her yerde aynı. Kimliksiz yenilik. Kapa gözlerini nerede olmak istiyorsanız orayı hayal et aç gözlerini başla yürümeye. Paris’in batısı ayrı bir karakter doğusu ayrı bir yaşantı sergilermiş. Batıya gittim. Aaaa dedim yeni her yerde aynı. Cam giydirme binalar kompozit kaplama yapılar üst üste yollar üst geçidli yayalar. Cam cama yapılar o kadar sıkışık ki tek bir bina görünümünde. Eski yeni yan yana Eski Paris’in surları yok ama çizgileri var. Surla çevrili eski kentin ayakta kalmış kapıları simge olarak duruyor.
Bizim Kula’da böyle olacak. Büyükşehrin yatırımları ile: Üç önemli caddesi Ankara asfaltından merkeze ulaşan caddeler bunlar. Yunusemre, Tapdukemre, Mevlana modern görünüme kavuşuyor. Kaldırım genişliği kaplamaları dekoratif aydınlatma armatürleri doğal malzeme kaplı caddeleri yeşil kuşak ve mini parklarıyla farklı bir görünüm. Çevre yolu, hal, ticaret merkezi, mezbahası, kent meydanı, modern oto terminali, katlı pazaryeri ve otoparkı, üniversitesi, çocuk kültür ve sanat merkezleri, masmek denilen meslek edindirme kursları, mabem denilen üniversiteye gençlere hazırlık kursları, gıda bankası, sağlık merkezi gibi sosyal belediyecilik yatırımları, engelsiz yaşam merkezleri, kültür, sanat, tiyatro, sinema salonları, Ankara yoluna paralel tali yolların yapılandırılması ve yol boyunca yeşil ve rekreasyon alanları, güncellenmiş imar planı, 53 köyüne ulaşım yolları ve köy içi yolları ve kanalizasyon içme suyu alt yapıları, yerleşim plan sınırları ile köylere planlı yerleşim imkanları, yeni çağdaş araçlarla toplu ulaşım, sosyal etkinlikler…
Tüm bunların yanında tarihi zenginliği günümüze kadar gelmiş eski kent dokusu ve mimari özelliği ile restore edilmeye başlanan eskimeyen Kula Evleri, yenilemeleri yapılacak eski sokaklar, güncellenen koruma planı ile binlerce korunması ve restore edilmesi gereken evler, sokaklar, çeşmeler, camiler. El sanatlarından demirci, bakırcı, keçeci, semerci, leblebici, helvacı, ahşap el işçiliği, halıcılık, kilim sanatına kadar yaşayan tarih. Yöresel tatların bin bir çeşidinden yanık helvasına kadar mutfak lezzetleri.
Türkiyenin muhtelif yerlerinde olduğu söylenen Yunusemre Türbelerinin gerçeğinin bulunduğu piri Tapdukemre ile aynı mekanda yatan Yunusemre Tapdukemre türbesi ve el işleme ile yapılmış 200 yıldır renkleri solmamış hala capcanlı duvar resimleri ile Carullah Camii, taş evleri ile zengin Emre Köyü. Binlerce yıl öncesinde antik mermer ocağının yanında sokakları güneşle parlayan yağmurla beyazlayan yeri göğü beyaz mermer taşlar ile örülmüş Gölde Köyü; gizemini hala koruyan yer altı sarnıç ve su yolları ve restore edilmeyi bekleyen konakları ile bir zamanların gözde köyü Gölde Kollida. Alevi inancının her yıl yapılan anma törenleri ile yaşatıldığı binlerce insanımızı ağırlayan Kenger Köyü Selvili Dede ve Encekler Köyü Bağdatlı Sultan törenleri. Bizans generallerinin senato üyelerinin yıkandığı Emir hamamları. Granit kayalara oyulmuş Kral mezarları.
Tüm bu turizm zenginlikleri yine Manisa Büyükşehir Belediyesinin yatırımları destekleri ile eski Kula gün yüzüne çıkarılacak. Günümüze ve Kula turizmine kazandırılacak.
Eski Kula, Yeni Modern Kula ve yıllarca iç içe yaşanmış, yeraltı gizeminin, ilk insan ayak izlerinin, milyon ve bin yıllık dönemlerde harekete geçen yeraltının binlerce koniden fışkırarak gün yüzüne çıkan dünya oluşumunun, bilgi zenginliğinin her kara taşında divlitlerinde okunduğu 21.yüzyılımızın turizmde yeni paradigması: Dünyada yüz birinci, Avrupa’da ellisekizinci, Türkiye’de birinci ve tek Olan UNESCO belgeli Jeopark, Kula Jeopark’ı.
Tarih öncesi, tarih ve yakın tarihi sergileyen ve sergilemeye devam edecek olan Kula.
Bu hafta anıtlar kurulunda ki toplantım erken bitmişti Cuma namazını İzmir’den Manisa’ya çıkışta ki Bornova Alirıza Güven Camisi’nde kıldım. Burada ki imam demeyeyim hocayı çok beğeniyorum. namazdan önce güne uygun vaazı olur hutbeye çıktığında da vaazının devamını veya pekiştiren konuya değinir. Namaz başlamazdan yarım saat önce (cemaatte bilir vaazın başlayacağı zamanı) vaaza başlar tane tane ve günün mevzularını Kur’an da geçen ayet ve surelere göre yorumlar, açıklar ve günceller. Hem gün içerisinde veya hayatımızda ki yanlışlara doğrulara temas eder hem de Allah’ın emirlerini tatlı diliyle aklımıza sokar. Cemaatin alınacağı bazı konularda cemaatin hassasiyetine binaen ben de yapıyorum yaptım der.
Dinde fazla detaya inenlerin aklımızı karıştıracağını söyler yalın sade Allah’ın hoşnut olacağı şeyleri yapmaktan bahseder. Keyfimiz huzurumuz rahatımız olduğunda Allah’ı aklınıza getirin anın ki rahatsız olduğumuz kötü zamanlarımızda da Allah bizi ansın. Ne kadar doğru başımız sıkıştığında Allah’ı anar dua edersek demezler mi iyi günde neredeydin diye.
Bu Cuma vaazda dün Rahmetli olan Mustafa Koç’un ölümünden bahsetti. “Tanımam ama sabah adına kırk yasin okudum” dedi. Ne kadar önemli tanımadığımız kimsenin arkasından yasin okuyup dua edebilmek. Ama buna layık olmak iyi anılmak herkesten hayır dua almak daha da önemli. “Binlerce kişiye istihdam sağlıyor iş ve aş veren bir kimse için dua etmek lazım iş verdiği kimselerin her biri dua etse yeter zaten” dedi. Bu Cuma namazında bu konuda hutbe veren başka bir hoca oldu mu acaba?
Ne mutlu böyle yaşayıp göçenlere. Bir büyüğüm; ya hamiyet sahibi zengin ol, ya da ilim irfan sahibi kamil insan ol derdi.
Geç geldiğim için caminin müezzin mahfilinde namazımı kıldım yüksekçe de olduğu için görebiliyordum, cami doluydu. Cami yaptıran hayır sahiplerine şöyle dua edilir “Allah hayrını kabul etsin, cemaati bol olsun.” Tabii cemaatin bol olması imama hocaya da bağlı. Buradan şu aklıma geldi eski camilerimizin yapılışlarından bu güne yüz yıllar geçmiş o zamandan bu zamana çeşitli imamlar gelmiş geçmiş rahmetli olmuşlar. Bu camilerimiz bizlere emanet hatta şöyle bir şeyde var camilerimiz ülkemizin tapusunun bizde olduğunun ispatı derler. Evet bu camiler yapılırken cemaati bol olsun diye dua almıştır. Camiyi yapanlar varisleri murisleri hepsi rahmetli oldu. Şimdi cemaatinin fazla olmasını sağlamak devri bizim zamanımıza geldi. Seçeceğimiz imam müezzin cami cemaatinin teveccühünü sevgi ve saygısını kazanacak ve cemaatinin bol olmasını sağlayacaktır. Bu yönden bakılınca ecdadımıza büyük sorumluluğumuz var demektir. Camilerin nasıl emanetçisi isek emanete sahip çıkmak cemaatini arttırmak için gereğini yapmak da diyanet işlerine müftülüğe düşmektedir.
Bu da: Hitabeti tilaveti sesi ve kıraati güzel olan imamlar sayesinde olur.
“Ne kadar büyümüş,” “Aaa bunun tipi değişmiş, babasına benzemiş.” Dönüşme ve gelişmelerde söylenen cümleler methiyelerdir bunlar.
Dün de böyle bir dönüşümün toplantısındaydık. Üç belediye üçü de dönüşüm diyor Manisa yakında fırdöndüye dönecek. İki ilçe belediyesi teknik imkanlarının zayıflığından bahisle bakanlığın talimatı ile hareket edeceklerini ve parça parça plan ve dönüşüm yapılmasını dile getirirken yanlış yapılmaması tecrübe edinilmesi için birinciyi yapıp ikinciye sıra gelsin sonra üçüncüyü yapacağız. Ömür boyu plan. Diğer ilçe belediyesi de bakanlık güdümünde plan yapmanın huzuru içerisinde. Bakanlık kentsel dönüşümü ilçelere paylaştırmış tecrübe edinsinler diye herhalde, 70-100 hektar gibi. Büyükşehir belediyesine de 3 hektar. Malda yalan mülkte yalan al sen de biraz oyalan.
1989 imar planı, (ilk okulda ki çocuk bile ezberledi) 27 senede mevzi yani kısmî planlar, bölgesel planlar ile ordan burdan bölük pörcük planlar yapılarak delindi. Genel plan Manisa’nın tamamını kapsayan plan yapılmadı hala yapılmıyor. İmar planı demek kentin planlaması, bütüncül plan demektir bu planlama ile şehrin 25-50 yıllık periyodda ki gelişmesi büyümesi göz önüne alınır. Kentin gelişimi ve ekonomik kalkınmasının ne yönde olacağı (sanayi, tarım, turizm, teknoloji…) tayin edilir, bunların kararları verilir ve bu kalkınmayı destekleyen plan kararları alınır (nasıl sanayi, hangi ürün, nasıl bir turizm, gibi) bu kararlara göre kentin planlaması yapılır. 25-50 yıl sonunda kentin oluşacak nüfus ortalamaları hesaplanır hatta bir noktada kalması için önlemler alınır yani nüfus artışını tetikleyen unsurlar geliştirilmez frenlenir, planlama ile uzun periyod sonunda kısıtlanır. 25 yılın sonuna gelindiğinde belirlenen nüfusu geçerse planlamaya göre o kentin yeşil alan, eğitim yapıları, sosyal imkanlar; tiyatro, salon, müze, kütüphane, spor tesisleri, ticari mekanlar, otopark, alt yapı, yollar, caddeler, camiler yetmez diye kabule göre planlanmış nüfusun artışı sınırlanır, şayet nüfus artışı durdurulamazsa yeni bölgeler imara plan dahilinde açılır.
Bu plan ve kararları kara kaplı kalın kapaklı kocaman bir kitap olmalıdır, zaman zaman açılıp yıllar önce ne kararlar alınmış şimdi ne yapmalıyız diye okunup o kentin gelişiminde yön sapması var mı diye bakılmalıdır. Ama ülkemizde günlük yaşandığı için alışkanlıklar ve alıştırıldıklarımız hep öndedir. En çok değişen de imarlaşma kanunlarıdır.
89 imar planı 27 yılda deline deline yani bir metre yeşil alan arttırılmadan, yollar caddeler genişletilmeden, alt yapı tesislerinin kapasiteleri büyütülmeden, trafik otopark eğitim alanları…artan nüfusa göre planlanmadan ama 89 yılında ki 50-60 bin nüfus 360 bin olunca kat ve emsal artışları ile sadece konut (barınma) sayısı arttırılmıştır o da mevzi planlar ile.
Şimdi 2016 yılında hatta 15-20 yıldan beri günlük ve sosyal yaşantımızda çektiğimiz sıkıntı bu bölük pörcük yapılan planlar yüzündendir.
Şimdi üç belediye birbirinden habersiz Manisa’yı çekiştirip duruyorlar. Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Cengiz Ergün’ün “Gelin beraber plan yapalım hatta varsa planlarınız onların üzerinde çalışalım” demesine rağmen herkes kendi bildiği veya bakanlığın biçtiği paya göre plan yapıyor. Nüfus ortalaması yok plan yapılırken ki kişi başına düşen paylar hesaplanmadan yine mahalle mahalle bölgesel plan yapılmak isteniyor. Prematüre bir plan doğacak ve böyle bir düzensiz ve sonunun nereye varacağı belirsiz planlamaya göre yaşantımızın düzenleneceği gün gibi aşikar. (Bu bir başka yazı konusu)
Geçen dönem Manisa Belediyesinin imar planı dediğinin üzerinden beş yıl geçti, zaman hızla akıyor, tabii gecekondularda, bir beş yıl daha kaybettik. Şimdi zannediyor musunuz bu yapılmak istenen planlar 2019 yerel seçimlerine kadar bitecek, vatandaş sıcacık dairesinden kar yağışını seyredecek. Bunlar kentsel dönüşüm planları, evi barkı arsası takkesi olanlara yeni plandan paylar verilecek, binlerce insan, hemen anlaşılacağını mı zannediyorsunuz? Kimse payına razı olmayacak. Olduktan sonra onca ev yıkılacak bunca halk evsiz kalacak. Nereye gidecekler? Nereden kiralık ev bulacaklar?
Ama büyük kağıtlar paftalar üzerinde renkli planlar ile doğmamış çocuğa don biçiyoruz.
Büyükşehir mi? Yarın başlayacak şekilde konut planları dahi hazır. Üç yıl önce başlansaydı (Hafsasultan Mahallesi) üç gün önce yağan karı sıcacık dairelerinden seyredeceklerdi.
Şu politika olmasa Manisa plansız kalmayacak da.
Bundan üç ay önceydi annem, babamızdan kalan evi müteahhide verelim dediğinde, şaşırmıştım. Üç katlı evde annem, oğlum ve ağabeyim oturuyordu. Müstakil, kimseden rahatsız olmadan sokak kapısından sonra sanki üç salonlu üç mutfaklı dokuz odalı bir evde yaşıyor gibi idik. Arkasında bahçemiz vardı; Kurban kestiğimiz, sıcak yaz günlerinde gölgelik yerlerinde komşularla sohbet ettiğimiz, sakız sardunyalar, katlı kokulu güller, en önemlisi limonunu komşulara dağıttığımız babamın diktiği yedi veren limon ağacı. Bazı günler sabah kahvesi içip buradan işe gittiğimiz, her dışardan geldiğimizde hemen göz ucuyla da olsa bahçede kimse var mı diye ilk baktığımız yerdi bahçemiz. Bayram günleri, torun, torba, büyük, küçük, tüm aile fertlerimizin toplanıp bayram sabahları kahvaltı yaptığımız, yengemin kavurması, annemin kumbarını yedikten sonra gittiğimiz akraba ziyaretlerinin başlangıcı idi burası. Sık sık bir araya geldiğimiz bir buluşma ve dağılma noktasıydı baba yadigârı bu evimiz.
Yeğenlerim burada doğmuş, babam burada rahmetli olmuştu. Buraya evlenmiş benim de çocuklarım burada dünyaya gelmişti. Sünnetlerini kapı önünde yapmış komşularımızın her biri ile sevinç de keder de hep beraber olmuştuk. Onlarda bir bir ayrıldı mahallemizden rahmetli olmuştu her biri namazlarını kılmıştık arkamızda ki camimizden.
60 yıllar idi birinci katı yaptığımızda, 68’de başladı babam kaldığımız yerden devam etmeğe ve üç katlı imarı olan buraya diğer iki katı da yapmıştı. Evimizin bulunduğu bu cadde yani İzmir Caddesi beş kat sonra da yedi kat olmuştu imarı. Biz bu imara rağmen yaşantımızda ki huzurun bozulmasını istemedik. Komşularımızın evleri yedi kata yükselirken biz arada basık ve küçücük kalmıştık, oysa mutluluğumuz çok büyüktü.
Adeta zamana direniyor, imara meydan okuyorduk ta ki 2012 yılına kadar. Tam 44 yıl sonra bizim de takatimiz direnme gücümüz kalmadı ve annem “Azmi eve bir müteahhit bul biz de yaptıralım bak çocuklar büyüdü evlendi onlarında çocukları oldu yine bir arada olursunuz yıkalım evi verelim müteahhide” dedi. Fotoğrafını çektik yıkılmazdan önce, hatıra kalsın diye oysa ne kadar çok ne kadar derin ne kadar unutulmaz hatıralarımız vardı bu evde, beş yaşında ki torunum dahi “dede fototafını çekelim” dedi, hala bana kızıyor müteahhide verdim diye.
——————————————————//————————–
Nereden nereye gelmiştik.
Manisa’nın nüfusu artmağa, şehircilik ve gelişme adına yeni yeni yasal düzenlemeler yapılmağa, yürürlüğe konmağa başlamıştı ülkemizde. Kat mülkiyeti denilen zoraki yönetim biçimi. Bir arsa sahibinden birkaç daire sahibi üreten bu yasa ile Yunan işgalinden sonra ikinci bir yıkım gerçekleşmeğe başlamıştı Manisa’da. “Yap sat, yık yap”, şapkadan tavşan çıkarmaktan daha kolaydı, bu işleri yapmak. Başımıza geleceklerden habersiz “bir arsadan bin daire”, “bir kapı hemen bin kapı yarın”, sıva yetişmiyor boyadan kolay kaleterasit sarıyor her yanımızı. Arsa sahibinin uykularına giriyor, daire alacakların hayallerini süslüyordu yıkım efsaneleri. Yıkıldı yıkıldı yıkıldı. Eskiye ait bir şey kalmadı. Manisa bitmişti, arsa kalmamış virüs kenar mahalleleri sarmağa başlamıştı. Doğu da Alaybey, Şehitler, Nişançıpaşa, Kuzeyde bahçeli evler, Dinçer, Akıncılar, Yarhasanlar, Batıda Tevfikiye, Akmescid, önü alınamıyordu büyük bir sıçrama ile Uncubozköy. Buralarda sözde planlı yapılırken bu işler, varoşlarda merkeze inat yeni yeni gecekondu mahalleleri oluşuyor yıkacağımıza korunması için Atatürk, Fevzi Çakmak, Kazım Karabekir, Adnan Menderes, Turgut Özal isimlerini veriyorduk. Manisa’nın da diğer şehirlerden bir farkı kalmamış diğer şehirlere benzer olmuştu.
Başına geleceklerden habersiz sessiz sakin o zaman yollarda sıkça selamlaştığımız, tanımasak da yüzlerini aşina bildiğimiz, şimdi onlarla akraba olduğumuz bizler Manisalılar şekillendirmeğe başlamıştık Manisa’yı. Tek katlı Kerpiç çamur sıvalı evlerin, yığma iki, üç katlı yüzleri taraklanmış yapıların, boş arsaların bol olduğu tipik avlulu Manisa Evlerinin yerini apartman denilen boyu posu devrilesi binalar alıyor sessiz sakin mütevazı birbirine dost evcikler kaderine boyun eğiyor idi. Manisalı koz olarak kullanıyor idi seçimlerde bir elinde oy pusulası diğer elinde bahçeli tek katlı ev tapusu “beş kat olacaksa oyum sana”. Oracıkta verilen sözler sonrasında hüsran oluyordu. Uçuruma bir adım daha yaklaştırıyorduk Manisa’mızı.
1980 -1985 yıllarına gelmiştik. Kat karşılığı denilen bu hastalık virüs gibi yayılmağa ve ona buna bulaşmağa başlamıştı. İki üç tek katlı evler evcikler yıkılıyor bilhassa ağaçları önce kesilen cadde üzerlerinde ki bu evlerin yerine beş katlı apartmanlar yapılıyor idi. Enflasyon ile tanışmamış o zamanlarda ki ülkemiz ticareti düşük taksit, az peşin ile satılmağa başlanan daireler daireler. Evcik bol yapacak adam aranıyor, adam da çoğalmağa başlayınca evcikler azalmış ara sokaklara dalga dalga yayılmağa, girilmeğe başlanmıştı. Oralara da kat ilavesi hastalığı sirayet ederek apartman denen toplumumuza uymayan ama her türlü yaşantı ve kullanıma uyabilen bizlere kurtuluş ve umut olmuştu. Bir evden evcikten iki kata hatta üç ve dört kata sahiplenmek hırsı sarmıştı her yanımızı her insanımızı.
Dalga dalga sokaklara yayılan bu hastalık yayılacak yer bulamayınca yeni imar adaları yapıldı, üç kat olan sokaklar beş kata, beş kat olan caddeler yedi kata çıkarıldı, hiç imar olmayan sokaklar da yeni imar planına kavuştu. O kadar acele ile yapılıyordu ki bu işler her seçim döneminde slogan haline gelmişti. “Kat arttıracağız, beş kat vereceğiz.” Belediye meclisleri kararları alıyor, kararların icraata dönüştürülmesi vakit geçirilmeden uygulanıyordu. Yapboz tahtasına benzeyen ve delik deşik edilen imar planının elle tutulur tarafı kalmamıştı.
Gecekondu alanları imar ıslah planları ile hisseli şahıs parselli halden kişisel tapular verilerek yüreklere su serpiliyordu oysa serpilen su hastaya verilen son can suyu idi.
Tüm bu yapılan imar planları ile yeni bir dünya yeni bir yaşantı bizleri beklemekteydi. Yukarıda bahsettiğim evimiz ile hüzünlü hikaye Manisa’da yaşayan diğer insanlar içinde geçerli onlarında sokaklarında komşuluk ilişkileri, evlerinde bir yaşam biçimleri var. Ancak medeniyet denilen tek dişi kalmış canavar; Bizim ilişki, yaşantı, hatıra, nostalji dediğimiz duygularımızı kemirdiği gibi bizi yeni bir dünyaya hızla sürüklemekte.
Yenidünyada; Telefon mesajlı bayram tebrikleri, alo ile hatır sormalar, baş sağlığı, geçmiş olsun dilemeler var. İnsanlar; kibir ve kendini bilmişlik süsü veren maddi imkanlar ile dunyaları yaratmış edası, kimseye muhtaç olmadığının havası, kendi başına yaşamaya kendi başını becermeye ve giderek yalnız yasamaya mahkum olmuştur. Böyle bir hayatın ardından evimize çocuklarımıza zaman ayıramadığımız zamansız bir hayatimiz olmuştur. Birbirimizin ensesinden tutup sırtına bindiğimiz kin ve hasetten insanlık ve manevi duygularımızı kaybettiğimiz böyle bir hayatı sevmesekte mahkum olduğumuz bir dünyaya hızla sürüklenmekteyiz.
Tüm bunlara karşı direnmenin Don Kişotluktan öteye gidemeyen zayıf bir direnişin göstergesi olan masum iyi niyetli bizlere, geçen zaman el sallamak ve geleceğe elbette endişe ile bakmaktan başka yapacak bir şeyimizin olmadığı çaresizliğimizin içinde ki haykırışlarımız, medeniyet dediğimiz canavarın dişlilerinden çıkan gürültü içinde kaybolup gitmektedir.
ÇUKUR ÇEŞMELER SUSUZ
BOŞ SOKAKLAR UYKUSUZ.
BİR KÖPEK DOLAŞIYOR HEP AYNI YERDE
AÇLIĞI OKUNUYOR SADAKATLERİNDE.
KARANLIKLAR BASTIĞINDA KIVRILIYOR EŞİKLERE
ONDA BİTMEMİŞ ÜMİTLER BENDE Kİ TÜKENMİŞLİKLERE

Günler yetmiyor zaman bastırıyor nefes alamıyorum göğsüm daralıyor. Kapılar bir bir aralanırken ben dayanıyorum sanki kapansın ister gibiyim. Oysa ardına kadar açsam tüm heybetimle gireceğim eşikten kapı kolu elime yapışacak. Binlerce kapı odalar birbiri ardı. Kaybolup gideceğim sonsuzluklara…
Kapı halkaları belime dolanmış kafam tahta kanatlar arasında.
Zonkluyor düşüncelerim ıssızlıkların girdaplarında.
Sessiz şarkıların nağmeleri çınlarken kulaklarımda
Unutulmuşlukların hülyaları gözlerimin buğularında
Hasretli düşüncelerimin puslu kuytularında.
Bir bir geçerken mahşerin atlıları nal sesleri taşlarda
Yankılanıyor hıçkırıklar dar sokakların kara duvarlarına.
Yalnızlıklarım sürtüyor her bir taşın karalıklarına
Tahta kepenkler kapanıyor kafesli pencerelere
Çaresizliğimin hüsranları daralmış nefeslerimde.
Konu komşu ayrılıkları mahalle bir bir gurbetten
Renkler siliniyor çivit maviler duvar, kırmızı kiremitlerden.
Yaşantımın iklimleri sarıyor dört yanımı buz kesiyor ellerim
Dizlerimin sızılarında ki akşamlar, ayazlarda ki ürpertilerim.
Karabasan gibi basıyor bastırıyor zifiri karanlıklar.
Sabah sabrımın sınavına yetişiyor, umutsuz sapkınlıklar.
Son baca da sustu dumansız onca bacalar gibi
Sessizliği dinliyorum ümitlerimde kapı çalınacakmış sanki.
Bu da KULA’ya 14.01.2016/23.23