İçeriğe geç

ŞEHRİMİZİ TANIMALIYIZ

Barselona’dayız: Hangi müzeye gittiysek, kalesinden tarihi binasına kadar her birinin önünde öğrenci kuyrukları vardı. İlkokulundan lise çağına kadar. Resim heykel müzelerinde heykeli tabloyu saatlerce anlatan öğretmenler vardı. Bu çocuklar heykeltraş mı olacak yoksa ressam mı dedim kendi kendime.

Ama kültür değerlerini sanatçılarını öğreniyorlardı. Öğrendikçe gurur duyuyorlar belki de sanatçı ruhu aşılanıyordu. Her biri ders dinler gibiydi kaytaran dalga geçen yoktu.

Şehrin tarihi eserlerini kalesini anlatan rehber veya öğretmen şehirlerinin kültürel değerlerini sahipliliğini anlatırken kale savunmalarında kahramanlık gösteren halkın askerin atalarının gururunu yaşatıyorlardı.

Her şehrimizin az çok tarihi değerleri, kültürel eserleri, geçmiş zamana ait hikayeleri, örf adetleri ananeleri vardır. O şehirde yaşayan öğrencilere bizlerinde şehrin önemli tarihte iz bırakmış kahramanlarını tarihi eserleri yapanından yaptıranına kadar kültürel değerlerimizi ders gibi anlatmalıyız. Her öğrenci şehrini tanımalı, dışarıdan gelen eş dost akrabalarına arkadaşlarına şehri gezdirmeli yaşadığı şehrinin bu değerlerini bir tarih öğretmeni, rehber edasıyla bilgisiyle anlatmalı. Hatta öğrendiklerini evde annesine babasına kardeşine anlatmalı ki büyüklerimizde her gün önünden geçtiği camiyi, hanı, hamamı bilmeli öğrenmeli.

Sinanbey Medresesinin yanında bir ev restore ediyoruz kontrole gittiğim zamanların birinde yanıma bir kız çocuğu geldi bu evde ne yapılıyor diye merak etmiş. Sinanbey Medresesi’nin karşısında oturuyorlarmış sordum bu tuğlalı kubbeli yapıyı biliyor musun diye. İlkokul son sınıf öğrencisi. Bilmiyorum dedi. Demek ki evlerinde de hiç konuşulmamış veya annesi babası bu tarihi yapıyı anlatmamış. Böyle olunca da çocuk hiç meraklanmamış sorup öğrenmemiş.

Horasan erenlerinden Seyyid İbrahim Hoca Mescidi’nin kıble tarafında ki kaldırıma araçlar park etmesin diye duba çaktıracağız mescidin yerini tarif edinceye kadar akla karayı seçtim.

Bir Pazar günü AVM’ye gitmeyip şehri gezseler önemli yerleri tarihi eserleri öğrenip şehirlerini tanırlar. Vakıf eserlerinin hepsinin kapılarının yan tarafında tanıtıcı tabelalar var bunları okuyup bilgi sahibi olurlar.

Çanakkale müzesi yapıldı. İçeride tablo ve maketlerden oluşan adına diorama denilen farklı ve ilgi çeken bir görüntü ile Çanakkale Savaşları anlatılıyor. Beş senedir müze açık Büyükşehrin araç tahsis etmesine rağmen daha gezip görmeyen okullar var.

Şehrimizi tanımalıyız. Çocuklarımıza tanıtmalıyız. Ders gibi, tarih dersi gibi öğretilmeli anlatılmalı. Her okulun öğretmenlerinin asli görevi olmalı. Üniversitemizin araştırma konusu tez konusu olmalı bu araştırmalar orta öğretim okullarında okutulmalı rehber kitapçıklar oluşturmalı. Okullar şehir gezileri düzenlemeli. Manisa’mızın gezilip görülmesi, bilinmesi gereken tarihi mekanları, eski eserleri, cami han hamamın yanında kamu yapıları, erenleri evliyaları türbeleri, çeşmeleri var. Kiraz yaylasında ki kiraz bayramı ve orada ki yaşamlardan bağ bozumu zamanlarını bağa göçleri, komşulukları, bağda geçen iki üç aylık yaşantı anlatılmalı bu adetlerimiz gelecek kuşaklara aktarılmalı. Bunların belgeselleri çekilmeli.

Bizden sonra bir dönem daha var ondan sonrası Manisa’nın tarihini, yangınını, dağını, bağını bilmeyecek. Taş yapılar kubbeleriyle kendilerini örterken hamamın külhanı yanmaz hanın kapıları açılmaz olacak birbirine benzeyen apartmanlar ile adres dahi tarif edemeyeceğiz. Sitelerine çekilen insanlar birbirine yabancıyken yaşadıkları şehrin de yabancısı olacaklar.

Sadece işini aşını düşünenler devri geldiğinde köksüz hayatların kuru dallarına boş hayaller takılacak. Artık rüzgar nereye savurursa.

MANİSA BELEDİYESİNDEN MANİSA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİNE

2009 yılı belediye başkanlığı seçimleri yapılmış Cengiz Başkanımız Manisa Belediye Başkanı olmuştu. Daha belediyenin kapısını öğrenmeden sosyal sigortalar, vergi dairesi alacaklarını tahsili için gelmişlerdi, aradan bir ay geçmeden tedaş biriken ödenmeyen alacağı yüzünden koca belediyenin elektriklerini kesmişti. Rica minnet zorla açtırıldı.

80 milyon bütçesi olan Manisa Belediyesi’nin 96 milyon borcunun yanında Manisa Belediye’sinin Cumhuriyet tarihi boyunca biriktirilmiş mal varlıkları yok pahasına satılmıştı. Hatta adliye binasının arkasında ki yarısı belediyeye ait olan hisseli arsayı izale-i şuyu’ya çıkarmış ama ömrü yetmemiş mahkeme bitirememiş arsa belediyeye geçmemiş satılamamıştı.

2009 yılı belediyenin durumu böyle iken ilk yıl yatırım programları projeler yapıldı 96 milyonluk borçlar sıfırlandı. Ondan sonraki yıllarda tüm Manisa’nın kotu bozuk basamaklı kaldırımları yenilendi engelliler için ulaşımı kullanımı rahat hale getirildi. 170 bin m2’lik Atatürk Kentparkı, 400 araçlık Bülent Koşmaz otoparkı, güveninirliği kalmamış belediyeden sözüne güvenilir belediye başkanımız Cengiz Ergün’ün çabalarıyla; Maliye Bakanlığı, Hazine Müsteşarlığı, Genelkurmay Başkanlığı ile protokol yapılarak kamulaştırılan Kitapsaray yanında ki subay lojmanları arsasına 600 araçlık tam otomatik otopark, yıllarca inşaat artıklarının atıldığı 100 bin m2’lik alana zemin iyileştirilmesi yapılarak şehirler arası otobüs terminali ve çevre düzenlemesi, Manisa’nın simgesi olan Alparslan Türkeş Köprülü Kavşağı, tüm tarihi eserlerin çevre düzenlemeleri, çoğunun restorasyonu, hiçbir belediye başkanının cesaret edemediği Ulucami etrafının kamulaştırmaları, tüm okulların camilerin duvarları ferforje korkulukları, bölge hastanesi için tokiye 10-15 daire karşılığı verilen 100 bin m2’lik eski şantiye alanından sonra yeni yapılan şantiye binası, yeşil alan düzenlemeleri, eski parkların yeni peyzajları, yollara caddelere dikilen onbinlerce Akasya, Ihlamur, Çınar ağaçları, yol ve cadde aydınlatmaları ve daha sayamadığım bir çok yatırımlar ile Manisa modern bir kent görünümüne kavuştu. Bunlarda borçlanarak yapılmıştı şimdi bu yapılanlardan dolayı hiç bir kimsenin kurumun sosyal sigortaların, vergi dairesinin, o kadar aydınlatma yapılmasına rağmen tedaşın bir kuruş alacağı mı var? Alınan borçlar eski yapılmış borçlar ödendi unutuldu bile ama yapılanlar kamunun kullandığı yapılar, yeşil alanlar caddeler modern Manisa Manisa’lılara kaldı ve böylesine güzelleşen bir kentte yaşıyor olduk.

Büyükşehir olmuş Manisa: 30-40-50 yıldır yapılmamış bu yılları köylüler söylüyor (50 yaşındayım böyle hizmeti biz hiç görmedik diyorlar) paslı küflü içmesuyu boruları, sudan ziyade pislik deposu olmuş su depolarından içilen arsenikli sular yerine kanalizasyonundan içmesuyuna taş kaplamasına kadar yapılan modern bir görünüme kavuşan köyler. Büyükşehir yasasında mahalle deniyor ama bu çalışmalar ile mahalleye benzeyen köyler, köylüler bizim alt yapımız ne zaman yapılacak diye sıraya girmiş insanca yaşamayı hakeden köylülerimiz.

Kirada oturduğu bina dahi yetmeyen bir büyükşehir belediyesi, Perşembe Pazarı için kavgalar gürültüler kopartılan pazarcı esnafının ekmek kavgasını bitirecek modern pazaryeri, Manisa’nın nüfusu 100 bin iken yıllarca 500 kişilik hem tiyatro hem konferans hem konser salonu olarak kullanılan salonun yerine modern konser, tiyatro, seminer salonları yapılacak ayrıca 2 bin araçlık otoparkı olacak bir komplekse kavuşacak modern Manisa’mız.

Türkiye’de ilk üçte olan OSB’siyle övündüğümüz ve her geçen yıl artan nüfusuyla (şimdilik 400 bin) 1989 yılında eski Manisa’nın üzerine yapılan imar planıyla artan trafiğine cevap vermeyen yollarımız dar caddelerimizde çağdaş elektrikli toplu ulaşım araçlarını kullanacak halkımız.

İlçelerimize yapılan alt üst geçidler, otoparklar pazaryerleri, gençlik merkezlerimiz.

Binlerce kilometre asfalt, köy-ilçe ulaşım yolları, belediye otobüsleri.

Bütün bu yapılacaklara DUR diyenler bunların vebalini yaşayacak, herkesten önde olan inançlarınız ile öbür dünyada dahi hesabını veremeyeceksiniz. Cilalı ayakkabılarınız ile tozun toprağın olmadığı yollarda yürürken hemen yakınızda ki köylerde köylülerin cızlavet lastikle yürüdükleri çamurlu yollara gönlünüz razı oluyor mu?

Borcu olmayan hem de trilyonlarca lira borcu olmayan büyükşehir belediyesi var mı?

Yerinde yatırım yapmakla denk bütçe ile para harcamakla yıllardan beri birinci seçilen Manisa Büyükşehir Belediye başkanımız Cengiz Ergün “Ben bunları bunları yapacağım” derken yapacaklarını takip edip hesap soracağınıza hakça, insanca yaşamayı reddedip yapma demek hangi vicdanlara sığar.

Kent PLANLA-MA

Artık büyükşehir ile birlikte kentleştik. Nasıl ki köy ile kasaba, kasaba ile ilçe, ilçe ile şehir, şehir ile kent nasıl ayırt edilir. Bulvarları caddeleri mağazaları işyerleri modern ticari merkezleri konforlu toplu ulaşım araçları yeşil alan cicili bicili binaları kent aydınlatması ile en doruk nokta kenttir. Kentin planlaması ayrı bir önem arzeder yaşayan insanların ekonomik durumları, sosyal yaşantıları, kültür düzeyleri gibi kentten çok beklentileri vardır. Kazandıkları paralardan ödedikleri vergilerin hesabını sorarlar bunlar en fazla vergiyi ödedikleri için karşılanmasını istedikleri talepleri de maksimum noktadadır yani kısaca ‘Hamama gider kurna beğenmez, düğüne gider zurna beğenmez’ vaziyetleri.

Çok yakında kentimiz böyle bir planlama sürecine girdi. Neticesinin sürpriz olmaması için sonradan aaa bu muydu dememek için bu plana sahip çıkmamız gerekir. Takip edelim ki sonradan söz söylemeyelim veya söz söylemeye hakkımız olsun.

Uzun zaman yapılamayan kentimizin planlaması geçici ve tedrici tedbirler ile bazen ekleme çıkarma, bazen masaya yatırma, bazen de ayakta tedavi ile müdahalede bulunuldu. Her geçen gün kentin artan ihtiyaçları, günü kurtarma çabalarıyla geçiştirildi. Bu yüzden kentimizde bir kimlik sorunu oluştu. Planlama aktörlerinin olmadığı bu geçiştirici sözde planlar ile kimliğimizi kaybettik.

Kimlikli plan yapabilmek için doğal ve yapay çevrenin özelliklerinin yanında sosyo kültürel eğitim ve ekonomi gibi sorunlar, iklim koşulları, hava kirliliği, dağı, topoğrafik durumu, Gediz nehri ve bu nehre akan dereleri, tarım girdileri, bitki örtüsü, florası, jeolojik jeomorfolojik yapısı, zemin araştırmaları, kültürel ve geleneksel yapısı gibi bu faktörlerin kent üzerinde ki etkileşimleri kentlerin kimliğinde önem arzeder.

Kentin olası kimliği insanların da yaşantısıyla birlikte şekillenmiş olur. Dünyada üç defa Ağa Han Ödülü alan tek mimar, plancı, düşünür Turgut Cansever “Şehir imar ederken nesli ihya etmeyi ihmal ederseniz ihmal ettiğiniz nesil imar ettiğiniz şehri tahrip eder.” Der.

Bu güne kadar, mevcut dokunun hızlı büyümenin yaşandığı süreçte planın dönüşüme açılması, kentsel dönüşüm, imar haklarının arttırılmasına yönelik tercihlerin yapılması, her kurumun ayrı planlama yapması, TOKİ, Şehircilik ve Çevre Bakanlığı, Özelleştirme İdaresi, Kentsel Dönüşümün getirdiği planlama serbestiyeti, belediyeler, kaymakam ve valilerin tercihleri ile kentimizin kimliği bom bozulmuştur. Yeni planlama da neresinden tutulup da kimlik kazandırılacak zor iş üniversite bitirmiş bir gencin zanaat öğrenmesi gibi bir şey.

Tabii planlamanın bir diğer önemli noktası kentin yabancılaşması konusunun dikkate alınması. Bu noktaya gelindiğinde kamusal alanların, kentlinin ortak kullanacağı açık alanların rekreasyonel amaçlı kullanma eğiliminin geliştirilmesi gerekir. Sadece yeşil alandan ziyade kentin toplanma buluşma noktası hüviyetinde, demokratik kent yaşamına katılımını özendirici faaliyetlere cevap verecek şekilde sosyo kültürel ve kamusal alanlar düzenlenmelidir.

Ancak en önemlisi mutlu bir kent olunabilmesi. İşletme ve planın uygulama maliyetlerinin ihtimal hesaplarının içerisinde kalabilmesi için öncelikle ön görülen kent nüfusunun belirlenmesi gerekir.

Nüfusa göre ihtiyaçların karşılanması, yeni bir kimliğin oluşmasında hız kazanacaktır. Otoparklar, caddeler, bulvarlar, ulaşım ağı, tabii bisiklet için düzenleme olmazsa olmazımız olmalıdır.

Kentin trafikten; karbon salınımı, hava kirliliğinden, park yeri aramaktan, adım başı kırmızı ışıktan doğan stresine; bakarak geçmek, gülerek geçmek, el sallayarak geçmek, bisiklet ile olur.

Unutmayın bisikletlinin levyesi yoktur.

ŞEHİR MÜZESİ

Mezarlıkların şehir içinde veya yakınında olması din ve dünya işleri açısından dinimizce hoş karşılanan ve yaşayan insanların mezarlığı görünce bu dünyanın öbür tarafı da var deyip ona göre davranmalarını gerektiren bir hatırlatıcı gözüyle bakarız; ölçüde hata, hile huda, kavga gürültü, iyi geçinme hak yememe… Gibi adaletli davranmada bir hatırlatıcıdır.

Sadece ahireti hatırlatmıyor mezar taşlarındaki isimlerden ebediyete intikal etmiş tanıdıklarımızın eşi dostu çoluğu çocuğunu hatırladığınızda onları ziyaret etmemiz gerektiğini de hatırlamış oluruz. Hatta birer Fatiha okumayı vazife biliriz.

Bu insan belleğini harekete geçirirken eşyaların sokakların şehrin de bir belleği vardır. Değişmemiş eski bir sokak, mahalle, semt korunmaya alınmış bir bölge eski şehir dokusu yerleşimi sokağı, evi, meydanı, sıbyan mektebi, hanı, hamamı, medresesi, camisi korunan bu bölge aslında tüm eski şehri kapsaması gerekirken çok az yer olsa da korunmuş ise bu bölge şehrin belleğidir.

3000’e yakın ve beş mahalleden oluşan, arastasıyla beraber Eski Kula Evleri’nin bulunduğu bölge Kula’nın eski yaşantı, komşuluk, esnaflık, gelenek, kültür… ve el sanatları hakkında müthiş bir bellektir. Kula’nın hafıza deposudur.

Bir şehrin belleği evleri sokakları ve yaşantısı kaybolduğunda silinir gider. Manisamız’da eski tipik Manisa evi kalmamıştır. Sokağı yoktur ancak dağın eteğinde Narlıca, Lalapaşa mahallerinde kerpiç evlerin oluşturduğu sokak biraz fikir verebilir durumdadır. Ancak eski çeşmeleri, hanı hamamları, camileri, asırlık çınarları, unutulmamış hatıraları ve hikayeleri taşınmaz kültür varlıkları sayesinde fuluğ sisli bir bellek kalmış olabilir. O da yaşantıyı hatırlayanların bu dünyadan göçmeleri ile unutulup gidecektir.

Manisa az da olsa hatırlanabilen, sokağı, evi, çınarı, çaybaşısı, mahalle bakkalı, manavı, güveç fırını, mektebi, top yekûnu kentsel dönüşüme kurban edilecek Adakale, Mutlu, Lalapaşa, eski adıyla Arap alan, Narlıca, Topçuasım mahalleleri kısa bir zaman sonra kaybolup tarihten silinecektir. Tıpkı İstasyondan yukarı doğru; Alaybey, Dervişali, Mollaşaban, Malta gibi unutulan tarihten silinmiş mahalleler gibi.

Bellek sadece sokak mahalle değil şehir eşrafından, çarşı esnafından, toprak ağasından, mahallenin külhanbeyi, mahalle karakolunu mesken tutmuş eşkıyasından, Manisa’ya emeği geçmiş efendisinden, kolluklu devlet memurundan, mualliminden, hatta şehrin delisinden, dilencisinden, meczubu ile mendeburundan ve bunların yaşantı ve hikayelerinden şehrin yaşam kültürü de hatırlanmalıdır.

Düğün yemekleri, davet ikramları, komşuluklarda bahçelerde dolap denilen aletle ateşe tutularak kavrulan kahve tanelerinin dibekte dövülüp öğütülürken ki dedikodular, ramazan hazırlıkları için yufka tahtaları, kavrulan yufkaların saçları, maşalar, güveçler, mangallar, içine kömür konulan döküm ütüler, lambalısından transistörlüsüne kadar ki radyolar, gramofon, şarkılar, türküler,… her birinin hatırlatacağı hikayeler söylentiler şehrin belleğidir.

Düğün, nişan, kına gecelerinin geleneği, gelinin gelinliği, kınanın bindallısı, başta kırılan gelin şekeri, kıranlar, kızanlar, oyunlar, kıyafetler, maniler, tefler, dümbelekler… şehrin belleğinin geleceğe geçmişin taşınmasıdır.

Bunlar şimdi anlatımlarındadır 60 yaş üstündekilerin. Eski bayramlar, ramazanlar, davetler, düğünler, sünnetler diye başlandı mı bitmez, yaşlılar çok konuşuyor denir. Çok konuşurlar ki çocuklarında çocuklarına anlatacakları olsun diye.

Ama hiç uzatmaya gelmez bu anlatılanlarda bir gün nefesler bitince anlatılanlar da bitecektir. Bir şehir müzemiz olursa bizden sonra hatırlanacak çok şeyimiz olacaktır. Şimdi moda terim ‘Kent Müzesi’’ kentin müzesi olmaz kent birbirlerine yabancı unutulmuşlar topluluğunun bir arada yaşadığı büyükşehrin adıdır. Her şey bitmiş eskiye eski şehre ait her şey silinmiştir. Bundan sonra yapılacak müze çakma şehir müzesidir onun için adına Kent Müzesi denir. Manisa’mız henüz ‘Şehir Müzesi’ kıvamındadır. Kente dönüşmeden şehir müzemizi kurmamız gerekmektedir. Unutmadan, unutulmadan, elde avuçtakini bir işe yaramıyor deyip hurdacıya vermeden, yırtıp toz bezi yapmadan, defteri kitabı kışın sobada yakmadan, el lambası, muhtar çakmağı, sigara tablası, dedemin tablosu, ninemin fotoğrafı, gaz yağı lambası, yağ kandili, kandil mumu, mum şamdanı…

Aman atmayın. Arkeoloji müzemizin yapımına hayırlısıyla başlanıyor. Kapalı olan Muradiye Camisi’nin külliyesindeki müzemiz, yapılacak bu yeni müzemize taşındığında şehir müzemiz burası olacak. Küratör de biziz, kreatör de. Elimizdeki, çatı arası, ambar, sandık odasındaki, babannemin sandığı, dedemin sakladığı, teyzemin kınasından, amcamın sünnetinden, babamın düğününden, annemin çeyizinden… deyip eldeki avuçtaki sandıktan, dolaptan, yatak altından, ne varsa yayıntı deyip atmayalım.

Biraz daha sabır.

TUFAN

Küçük bir kasaba dalgaların çırpıntısının kapı önünü ıslattığı mütevazi bir ev, tahtaları çürümeye yüz tutmuş kepenkleri, paslı menteşeleri gıcırdayarak çekerken akşam ayazının habercisiydi. Oda bir anda karardı karanlıkta ışığa uzanan kürek çekmekten nasırlaşmış el, elektrik anahtarına dokundu çıkan ses aydınlatmadı odayı bir daha denedi cereyanlar kesik olmalı diye aklından geçti. Kepenkleri gıcırdayan sesiyle ardına kadar tekrar açtı. Deniz biraz daha kabarmış dalgalar yükselmiş köpükler alaca havada gri renge boyanırken deniz damat takımı laciverde dönmüştü.

Kolay değil yıllardır balıkçılıkla geçinen ihtiyar artık yorgun teknesinin küreklerini asılamıyor birkaç gün dinlenip üçüncü günü gücünü topladığı kadarıyla balığa çıkıyordu. Bazen dertlendiğinde bi pancar dahi taktıramadım tekneye diye hayıflanıyordu.

Bir balıkçı pancar alamadım diye yerinir, tarlada ki pancar para etmiyor diye gerinir, sofrada ki Karaköy pazarında her zaman ki adamdan aldım bu sefer lifli çıktı diye söylenir.

Dünya işte insanoğlu bu, bilmez ki, her şeyin bir sebebi, her sıkıntının bir selameti, her kötülüğün başa bir musibeti getireceğini. Her insanoğlu kendinde aramalı kerameti. Keramet dediğin ne ki iyilik yap iyilik bul kötülükten kötülük zuhur olur.

Balıkçı teknesini tekmeler, tarlacı pancarlarını, bilmezler ki berekette hikmette tekmelenenlerde. Lifli pancarlara ne demeli; lezzetli yemekten sonra derler “erkeğin kalbine giden yol midesinden geçer.” Mideden geçermiş. Mideden geçen nereden çıkar? Her yol sevgiden geçmeli. İşini seven aşını da kazanır aşığını da, sofrasında bereketi de.

Uzun upuzun yıllar önce. Marangoz Hz. Nuh’a gemi yapması emronulur. Tufan olacağında gemiye her cins yaratıktan birer çift al denir. Tufan olur, denizler yükselir, toprak parçası görünmez, gemiye binmeyenler binemeyenler bu tufanda helak olur, yükselen sular gemiyi yüzdürmeğe başlar emrolunduğu gibi yağmur diner denizler durulur sular çekilir, zeytin dalı gagasında güvercin güverteye iner.

Gemiden inen çiftler dünyayı yeniden inşa eder sevgiyle yoğuruldukları yaşantılarında çoğalırlar. Geçinip giderken kendilerine yeten dünyadan bu dünyaya gelinir, insanlar didinir didinir, sığılmaz yere göğe, dünyanın tavanı da tabanı da delinir. İyi kötü karışır, kötü iyi ile savaşır. Tufan kopsa da dünya su tutmaz. Tufan kendi dünyalarında kopar. Gemisini kurtaran kaptan menfaatperestliğinin mistiği buradan çıkar. Ama ne gemiyi ne de dünyalarını kurtaramazlar.

Teknesini tekmeleyen balıkçı misali, zamanında pancar taktırmadıklarından.

EMITT FUARI

2018-25/28 Ocak arası Jeopark Belediyeler Birliği İstanbul’un Emitt fuarındaydı. Jeopark standı, lav akıntıları ile çürüf ocaklarının altını oyduğu divlitlerin rengindeydi kahve ve siyah. Diğer standların beyaz, mavi, kırmızı gibi dikkat çeken renklerinin aksine ayrıcalıklı koyu rengi ile daha bi farklı, amatör ruhla çalışılmış hiç bir kaygısı olmayan sadece ülkemizin UNESCO belgeli tek jeoparkı olmasının guruyla hazırladığımız çok mütevazi bir standdı.

Turizm fuarında başka jeopark olmamasına rağmen UNESCO belgeli tek jeopark olması noktasında; Avrupa ve dünya jeoparklar ağında ülkemizi kıvançla, özenle, övgüyle, temsil eden haklı gururumuzdu. UNESCO belgeli Avrupa jeoparkları üyeliğinde, 58. dünya jeoparklarında 99. sırada olan Kula Jeoparkımızın katıldığı konferansların fuaye salonlarında üye jeoparkların bayrakları arasında ayyıldızlı bayrağımızın kırmızısı, ayrıca bizleri kapıda karşılayan konuk olduğumuz ülkelerin ilkokul çocuklarının ellerinde salladığı bayrağımız ile karşılanışımızın bahtiyarlığı gözlerimizi doldurmağa yetiyordu.

Gurur kaynağımız dünya çapında söz sahibi olan; Emitt’te ki turizm fuarını ziyaret eden devlet büyüklerimiz tarafından standımız ziyaretten mahrum kaldı. Fuarı ziyarete gelen Kültür ve Turizm Bakanı’mız Genel Müdürümüz belirlenmiş standları ziyaretten ziyade tüm standları ziyaret etmeliydi belki her birinde oturup sohbet etmek kadar vakti olmayabilirdi ancak en azından önlerinden geçilse selam verilse yeterli olurdu sanırım. Bilhassa; Kula, Salihli gibi mütevazi ama bir o kadar da UNESCO tarafından tescillenebilecek değerde tarihi evleri, Sardes Antik Kenti Bin Tepeleri olan ilçelerimizin Manisa Büyükşehir Belediyesi ile birlikte ve başkanlığında kurulmuş olan Jeopark Belediyeler Birliği’nin ilk defa katıldığı bu yılki Emitt Fuarı’nda bizlei heyecanlandıracak, motivasyonumuzu, performansımızı, inancımızı, çalışmalarımızı güçlendirecekti.

Her geçen yıl bir önce ki yıllara göre ziyaretçi sayısı artarak büyüyen, coğrafi yapısı itibariyle açık hava laboratuvarı hüviyetinde olmasının yanında turizmde farklı bir potansiyele sahip jeoparkımız dünyada yeni gelişmekte olan 21. yüzyılın paradigmasıdır. Bu açıdan bakıldığında ülkemizde, Jeopark Belediyeler Birliği öncülüğünde, coğrafi yapısı açısından olması gereken farklı bölgelerimizde ki bir çok jeoparkların tescillenmesi sayesinde Avrupa ve dünya çapında turizm açısından daha güçlü bir Türkiye olacağız.

UNESCO belgesiyle; bölgenin farklı coğrafi yapısının yanında, kültürel zenginliği, geleneksel mimarisi, yaşantı örf adetleri, yöresel gıdaları, lezzetler, el sanatlarının ortaya çıkarılması, yaşatılması, gelecek nesillere, yıllara taşınmasının yanında bölgedeki kırsal yaşantı ve üretiminin arttırılması ekonomi ve eğitime katkı sağlanması için yapılması gereken çalışmalar da değerlendirilmektedir.

Tüm bu sorumluluğu üzerine almış olan Jeopark Belediyeler Birliği başkanları, yönetici ve çalışanları bu konuda özenle, gayretle, samimiyetle, çalışmalarına devam etmektedirler.

SAĞOLUN BAŞKANIM.

2009 yılında Manisa Belediyesi başkanıydı. Hani şimdi taşımak istedikleri Küçük sanayi sitesi var ya çabuk unutuldu onun giriş kavşağında ufacık bir kavşak vardı tır döneceği zaman kavşak iptal oluyor, kavşağa çıkmaya çalışan tırlar kırmızı yandığında rampada balatalarından dumanlar çıkarıyordu. Ölümlü ve maddi kazalar sayılamayacak kadardı. Şu sanayiyi taşıyalım demedi. Alpaslan Türkeş Köprülü Kavşağı’nı yaptı. Bu köprüden geçmek için bilhassa gece çevre yolundan köprüye sapanlar oldu. Kısacası Manisa’nın simgesi oldu.

Henüz büyükşehir olmamış Manisa belediyesiyken Selendi’ye gittik. Selendi Belediye Başkanı Cengiz Başkan gelecek diye muhtarları toplamış. Alt salona indik. Özel idare zamanı muhtarlar Cengiz Başkanı ilk defa görüyorlar her biri benim köyüm deyip sıralıyor istekleri. Bir muhtar köprü dedi. Bizim kışın karşıya geçmemiz çok zor. Yağmurlar başladımıydı ilk günler traktörle ama günler ilerledikçe geçilmez oluyor. 25 km öteden dolaşıyoruz. Köprümüz olsa gittiğimiz yol 5 km’ye düşecek. Yılların sorunu bu 60 yıl. Dedi. Sevaptır. Hem zaman hem emek kaybı yerinde görmeğe gelirim dedi. Nitekim kış günü traktör kasasında karşıya geçti Cengiz Başkan eziyeti gördü.

Manisa Belediyesi Büyükşehir başkanı oldu. Salihli Zeki Başkan, başkanım biz de dur geç köprüleri var. Alaşehir ve Gediz köprüleri. Yıllardır köprüye çıktın mı diğer araç duruyor üstündeki geçiyor. Bunu da gidip gördü dar köprü tek araç ancak geçiyor insanlar korkuluklara yapışıyor araçtan sakınırken. Çok kısa zamanda üç tane birden yapıldı. Turgutlu, Turgay Başkan bizde de var. Urganlı ve Çatalköprü. Onlarda yapıldı.

Bu arada traktör ile geçtiği köprüyü Cengiz Başkan bitirmiş Çampınar muhtarı köprü üstünde tören düzenlemişti. Açılışa gelen protokol, köylü, köprüden geçen geçmeyen, herkes uzun çok uzun köprü boyunca 150 metre, sofra kuruldu hep birlikte yedik. Çampınar köprüsü yörenin boğaz köprüsüydü.

Bir köy daha istedi Selendi’den Eskin. Onu ben de gidip gördüm kış geldi mi İdil nehri gibi akıyordu Gediz’i traktör değil helikopter bile geçemez karşı tarafta nehrin kenarında hemen yükselen dağ var. Köylüler inanmadı. Yağmurlu bir havaydı, köyden üç beş kişiyle gittiğimde. Yapımcı firma iş makinelerini getirmiş şantiyeyi kurmuş Gediz de coşmuş, çalışamıyor. Köylüler “firma gitti biz de yapılacak sanmıştık her yıl buraya gelen söz veriyor ama 50 sene geçti.” “Kış sonu yine geleceğim” dedim. Gittiğimde köprünün üstünde onlarla fotoğraf çektirdik bunu evlerinize duvara asın hatıra olsun. Hatta burayı 10 köye bağlayan köylülere de verin dedim.

Artık alışkanlık olmuştu Cengiz başkan için. Nereye yol yapılıyor asfalt kaplanıyor, ufak da olsa büyük de olsa dur geç de olsa her yer köprülerle birbirine bağlanıyordu.

Aklıma gelenler bunlar, fazlası vardır. Bunlar köylereydi. Şehirlerarası yollar: Turgutlu, Ahmetli, Salihli, Alaşehir, Saruhanlı battı çıktı, viyadük, her çeşitten köprü yapılmağa başlandı.

Yol, genişletemezsin. Kavşak, büyütemezsin. Alt battı çıktı yapamazsın, üstten hiç gidemezsin. Manisa burası.

Demiryolu kenarı, bir yanı park, diğer yan öğretmenevi bahçesi zorlanıldı. Tek şerid de olsa yapıldı. Alttan üstten yandan sağdan soldan her yakaya bağlandı. Lamba yok, gece aydınlatması var ama. Hatta ışıl ışıl. Mesaiden sonra her akşam yağmur çamur soğuk demedi çalışanların başına dikildi. Pazar gitti Pazartesi gitti. Çarşamba Maski’de toplantı yaptığı salonun camından izledi. Hasta oldu. Sonunda müjdeyi verdi. 29 Ocak Pazartesi saat 06. da Öğretmenevi Kavşağı’nı trafiğe açıyoruz.

Şimdi ağzı olan konuşuyor. Torba değil ki büzesin.

Manisa’nın üzüntüsü de onun, derdi de. Çözümü de o, sözü de. Sevinci Manisa’lının, şöleni de Manisa’lının. Manisamıza “Hayırlı uğurlu olsun”

Sağolun başkanım.

RÜZGAR SÖYLÜYOR SALİHLİ’Yİ

“Kültür ve sanat rüzgarı Salihli’de etkisini gösterdi. Müzeler, salonlar, meydanlar ve sokaklar yıkıldı.”

Bazı alışkanlıklarımız vardır bir türlü bırakamayız sigaradan bahsetmiyorum. O bağımlılıktır oysa alışkanlık çok farklıdır alışkanlığa bünyemize yaşantımıza uygunsa alışkanlık derim bizi bozan yıpratan hasta eden yoran bağımlılıktır.

Yaşantımıza girmiş vazgeçilmemiş topluma mal olmuştur topluca o alışkanlıklarımızı anarız kutlarız yaşarız yaşatırız gelecek nesillere taşırız. Salihli böyle bir ilçemizdir. ‘Şiir ikindileri’ hep aklımdadır. 1985’li yıllarda başlayan bu etkinlik bu dinletiler daha sonra Salihli’nin kültür yolu haline gelmiştir. 1984-1994 ve 1999-2004 yılları arasında Salihli Belediye Başkanlığı yapan Rahmetli Zafer Keskiner bu yolun taşlarını şairler, şiir severler, şiire başlayan şiire aşılanan gençlerle, çocuklarla döşemiştir. Her bir taş bir şiirdir, bir şairdir. Salihli’de her yol kültüre, sanata gider desem abartılı olmaz.

Her yıl hatta her zaman olduğu gibi 17-21. Ocak. 2018 tarihlerinde Salihli’de bir grup sanat sever Kültür Şenliği düzenledi. Salihli’liler doya doya beş gün yaşamışlar. Hafta başında bir yerel gazetede etkinlik, uygulama ve coşkuyu anlatan Gülgün Yalvaç köşesinde paylaştı.

Kültür sanat deyince Salihli aklıma gelir. Yıllarca Antik Sardes kentinin kalıntılarını Sart Harabeleri! diye okuduk öğrendik, ilk paranın icad edilip basıldığı, üniversite giriş sınavlarında sorulduğu gibi Manisa’lıyım diyenlere de çok yöneltilen bir soruydu bu “Tarihte ilk altın para nerede yapıldı?” Diye. Sardes’in nekropolü yani kral ve nüfuzlu ailelerin gömüldüğü mezarlık Bin Tepeler bunu dünya dahi bilmiyor! eşi benzeri yok onlarca toprağı mezarın mezar odacıklarının üstüne yığ ne kadar çok toprak yığılırsa o kadar büyük adam olduğun anlaşılırmış. Bizde de derler ya toprağı bol olsun diye bizdekinin büyük adamlıkla ilgisi yok bir ayağın dışarıda kalmasın diye derler! Şaka bi yana Müslüman olmayanlar için söylenir. Lidya krallığından kalma bir deyim demek ki.

Sardes, İpekyolu üzerinde kurulmuş uzakdoğu ile batının ticaret ağırlığını taşıyan yolu elinde tutan Sart, zenginliğinin yanında çeşitli ülkelerden getirilen sanatçılar sayesinde kültür kenti olmuştur. Salihli; havasından suyundan mıdır? İnsanından mıdır, soyundan gelen bir alışkanlık mıdır bilinmez kültür şehri yolunda bir hayli yol almıştır.

2017 Avrupa Kültür Başkenti olarak seçilen kentlerden biri Danimarka’nın Aarhus kenti: 320 bin nüfuslu ve Baltık denizi kıyısındadır. Kent kazılardan anlaşıldığı kadarıyla vikingler tarafından 8. yy’da kurulmuş. Avrupa Kültür Başkenti programında geçmiş ile geleceği sentezleyerek iklim değişikliği, ekonomik kriz gibi kritik konulara değinerek konserler tiyatro gösterileri, etkinlikler düzenledi.

İkincisi Kıbrıs Rum kesiminde olan Baf kentiydi. Tüccar ve seyyahların Baf’ta belirgin izler bıraktığını ve kültürlerarası köprü olmayı hedefleyerek yıl içerisinde 350’den fazla kültür sanat etkinliği düzenledi ayrıca Yunan, pers, arap, Haçlı, Osmanlı ve İngiliz gibi bir çok halkların iz bıraktığı kentteki tarihi mezarlar, tapınaklar, kaleler, de Baf’ın her yerinde sergilendi.

Salihli sahip olduğu tarihi ve kültürel değerleri itibarıyla kültür sanat etkinlikleri yönünde ayrıca Manisa Büyükşehir Belediyesi’nin yaptığı yeni pazaryeri, arasta, otoparkları, viyadük kent geçişi, yeşil alan ve cadde düzenlemelerinin yanında Salihli Belediyesi’nin yaptığı ve bu yönde yapacağı kültürel yatırımlar ile Salihli yakın zamanda Avrupa Kültür Başkenti seçilebilir. Bu ünvanı taşıyabilir.

Tabii kültür salonları, müzeler, sanatçıları, Salihli Belediyesi ve sanatsever halkıyla.

ALLAH GÖNLÜNE GÖRE VERSİN.

Kamusal alan, toplumsal mekan, gençlik merkezi, çocuk köyü, eğitim yuvası, sosyo kültürel alan… Bunlar günümüzde çok söylenmesine konuşulmasına, yapılar yapılmasına, binalarda yer ayrılmasına kadar çok uğraşılsa da adı uğraşmak değil yasak savmaktan öteye geçememiştir. Bunda kimin veya kimlerin günahı vardır? Tek taraflı değil yani yapıları yapanlar, binalarda yer ayıranlar, program ve eğitim için gerekli personel zaman ve plan yapanlar değil elbette. İçini doldurmamız gereken biz vatandaşlar da var işin içinde.

 
Bu programlar genç ve çocukların okul zamanlarında kullanacağı uyacağı programlar değil. Kış aylarında okulların açılmasıyla hummalı bir eğitim zamanı başlamış oluyor çocukların ders çalışmaktan o kurstan bu hocaya dershaneye koşmaktan vakitleri kalmadığı gibi günlerin çok kısa olduğu dönemde, sabahın esselasında evden çıkıp akşamın karanlığında evlerine gelmekteler servis kapılarının önüne kadar bu çocukları getirip velileri anneleri çocukları ellerinden tutup eve sokmasalar sokakta evlerini bulamayacakları gibi kaybolacaklar da. (Eğitim şart da soluksuz eğitim gibi değil)

 
Üniversite çağında ki gençlerin biraz daha geniş zamanları boş vakitleri olabiliyor olsa da o zamanlarını da yanlış değerlendiriyorlar. Anadolu’nun çeşitli yerlerinden kıyı köşelerinden üniversiteye üniversite şehirlerine geldiklerinde biraz sağı solu tanımak için dolaşmaya başladıklarında alışkanlık oluyor ve yine yukarıda bahsedilen mekanlar alanlar boş kalıyor.
Bunlar birer bahane değil. Yanlış uygulamaların tezahürü. Bunlar eğitim aylarında nasıl kullanılır düzeltilir sosyolog psikolog benzer mesleklerin işi. En kestirme ve kolaycı yol bahsi geçen mekanları yaz aylarında kullandırmak. Zurnanın zart dediği yer de burası.

 
Yaz geldi yüzme, futbol, basketbol, voleybol, gibi meşguliyetler yine bu mekanların boş kalmasının sebepleri. Dedemlerin bağı dağı, dayımların yaylası, amcamların yazlığı, annanemin sazlığı, tütün, pamuk tarlası, sahillerde yaz tatilleri, denizlerde yüzme sefası. Okul kapandı okuldan yazlığa, okul açıldı yazlıktan okula olunca mekan, hüsran, boşa sağlanmış imkan. Eğitim sistemi değişse de kafaların değişmesi lazım. Değişir mi? Doktor reçete yazmıyor.

 
Biz çıraklığa giderdik: Usta, müşteri dükkan ilişkisiyle sosyalleşmeyi, komşu usta, rekabet yerine dürüst esnaflığı, öğle tatilinde sefertasının soğuk yemeği, evde ki sofranın bereketi nimeti helal yemeği, ustanın verdiği bir saat arada, çarşı camisinde mescidde ikindi namazından sonra imam Kur’an okumayı, çıraklığa gidiş gelişlerde, bisiklet veya sırtta kirli iş torbasıyla dayanışma ve arkadaşlığı öğrenir, bir hafta on gün evcek yapılan tatilde yüzmeyi öğrenmesek de çırpınmayı öğrenir, bağa taşındığımızda her sabah dükkana gelirken hasırdan küçük sepetlerde sabah toplanan incirleri komşu ustalara ikram eder, hormonsuz ilaçsız ama o kadar da lezzetli üzümleri usta memur müşterilerine sepet sepet dağıttırır göz hakkını olanın olmayana borcunu öğrenir, haftalık almayı utanır “okul harçlığı biriktir” dendiğinde alır annemize teslim ederdik.

 
Topla koşan topu, okumaya giden okumayı, çıraklığa giden hayatı, ama herkes adam olmayı öğrendi.
Hasletler kaybolunca, tatiller uzayınca, meşguliyetler artınca, gıdalar hormonlu, etler GDO’lu, süt yoğurt cüzdan katkılı, üç beyaza yaklaşma, kimseyle tokalaşma, sakın sarmaşma, öpüşme, koklaşma, konu komşu zaten hak getire…

 
Eeeee o zaman yapacak bir şey yok. Hadi Allah rast getire.

SİNANBEY MEDRESESİ

Ditrek Sinan Bey Medresesi: Kimdir bu Ditrek Sinan Bey diye kısa bir bilgi edinmek için kısa yoldan internetten bakayım dediğimde bir kaç sayfada kopyala yapıştır ile aynı bilgilerin olduğunu gördüm. Ben bundan daha fazlasını biliyorum!

Çocukluğumda Ramazan akşamları saklambaç oynarken medreseye yaklaşmaya korkardık o yıllarda Manisa’da ki tarihi eserlerin bekçisi gibi olan kokar ağaçları kaplamış cangıl vaziyetiyle kimse buralara yaklaşamıyordu, etrafında duvarına yapışık evler ile daha muhkem bir hal alan harabelik, 1985 yılında Vakıflar Müdürlüğü tarafından restore edilerek müzelik hal almıştı.

 

Karaköy semtinde Kırmızı Köprü’ye yakın Çaybaşı’na çıkan yolun üzerinde bulunan Sinanbey medresesi Fatih Sultan Mehmet’in müderrislerinden Ditrek lakaplı Sinan Bey tarafından yaptırılmış olan medrese açık avlulu dikdörtgen planlı etrafı revaklı medrese odalarının bulunduğu yapı kıble tarafında mescid ve kütüphaneden oluşmaktadır.

Kitabesi kaybolduğundan yapılış tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber Sinan Bey 1478 yılında vefat ettiğine göre bu tarihten önce yaptırmış olduğu gözükmektedir. Medrese, revaklı avlusu kubbeli eyvanıyla Manisa’da ki ilk Osmanlı medresesi olması ve ayrıca revaklar arkasında hücrelerin olmamasıyla klasik Osmanlı medreseleri özelliğini taşıyan yapıda fazla süsleme sanatı olmasa da eyvanda ki mukarnas trompları ile minber kemerinde ki dilimli kemerinden dolayı İvazpaşa Cami’sini yapan ustayla aynı olduğu tahmin edilmektedir.

 

1992 yılında Manisa Belediyesi tarafından bu yapıda “Taşınmaz Kültür Varlıklarının Korunması ve Restorasyonu” adı altında bir panel düzenlenmişti. Böyle bir mekanda bu konuların konuşuluyor olması dinleyiciler ile panelistleri  çok heyecanlandırmıştı. Bu panelde korumacılık ile ilgili çok güzel projeler sunulsa da öneriler getirilse de imamın bildiğini okumuş olduğu görülüyor. 25-26 sene olmuş o yıllarda CBÜ yeni kurulmuştu. Şehzadeler şehri olduğumuz için üniversitemizde tarih kürsüsü kurulsun taşınır taşınmaz kültür varlıklarımız araştırılsın, korunsun, belgelensin demiştik. Neyse… Daha sonra bu yapıda Türk Müziği Konserleri verildi…

 

Manisa Belediyesi, Vakıflar Bölge Müdürlüğü ile bir protokol yaparak belli bir bedel karşılığında 2009 yılından bu yana masmek kursiyerlerinin çeşitli dallarda kurs aldığı çalışmaları yürütüyor, zaman zaman televizyon programlarının yapıldığı bu mekan bilhassa Ramazan akşamlarında tarih kültür sohbetleriyle mekanın özelliği daha bir önem kazanıyordu.

 

Geçen haftaki yerel gazetelerde Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nün Manisa Büyükşehir Belediyesi’ne medreseyi boşaltma tebliği gönderdiği haberi vardı.

 

Manisa Büyükşehir Belediyesi’nin: Vakıflara Bölge Müdürlüğü’ne ait tarihi eserlerin restorasyonundan bakımı çevre düzenlemesi ve korunmasına kadar göstermiş olduğu gayret ve hassasiyet ayrıca: Kabak Tekkesi, Gülgun Hatun, Hüsrevağa, Dilşikar hamamları restorasyon ve çevre düzenlemelerinde, Nişancıpaşa, Hüsrevağa, İvazpaşa camilerinde ki Osmanlı Hazireleri, cami türbe hazirelerinin mezar taşlarının okutulup belgesel değerinde kitapların hazırlanmasında, tarihi Çeşmelerin restorasyonunda Ulucami’nin restorasyon projelerinin hazırlanmasında ve Ulucami’nin etrafında ki kaçak yapılaşmaların kamulaştırılması ve çevre düzeni uygulama peyzaj projelerinin hazırlanmasında Çeşnigir Camii Meydan Düzenlemesinde ve buraya sığmayacak daha bir çok proje ve uygulamalarda çalışmaları vardır. Tüm bu çalışmalar kamu hizmetine açıktır. Bunlar her ne kadar vakıf tapusu altında bulunsa da Manisa’mızın ve ülkemizin mirasıdır. Korunması, kollanmasının yanında kullanılması kamuya açıktır. Manisa Büyükşehir Belediyesi bu amaçla bu çalışmaları yapmaktadır, bu yapıları kullanmaktadır.

 

Sinanbey Medresesi’nde 200’den fazla kursiyerin eğitim görmesi de bunun en açık delilidir. Medrese adına, mekana uygun eski Osmanlı el sanatlarının öğretildiği ve kursiyerlerin eğitildiği bir mekandır. Bu mekanın Manisa Büyükşehir Belediyesi tarafından değerlendirilmesi ve kamuya açık olması Manisa’lı olarak bizlerin çocuklarımızın tarihi eserlerimizin koruma bilincinin oluşmasına katkı sağlayacağı inkar edilemez.

 

Önünden gelip geçilen hiç bir yapı,  içine girilip gezilmedikten görülmedikten, hatta kullanılmadıktan sonra değeri kıymeti anlaşılamaz.