İçeriğe geç

KULA DİVLİT KAPISI

https://drive.google.com/file/d/0BxOCSfIjz-cmZGVkeUl2SlJNeFE/view

KULA BEYLEREVİ’NDEN

SUSKUN YORGUN RUHUM ÖYLECE DURUR.

Artık yazın geldiği başa vuran sıcaktan, alından çıkıp kaşların üstünden düşen bazısı yanaklardan boyuna kadar inen bazıları da gögüs boşluğunda yuvalanan ter damlalarından, hiç esmiyor aman haydar teranelerinin yanında tef çalar gibi yelpaze pozisyonunda ki ellerden, ince mukavvanın sallanan esintisinde rahatlamanın avutmacasında mola veren ter damlalarından çıkan huysuzluk ile bedbahtlık ve mutsuzlukta gösterilemeyen sabırda pes etmedir yaz.

Öf pöflerin nakaratlarında yaşlılarda ters bakışları attıran söylenceler, sıcak ama zamanı pamuk, üzüm nasıl olacakların korunmasında ki sıcağı hoş göstermeler. 

Deniz kıyıları dolup da taşmaya başladı artık, gölgelik şemsiyelerin altına sokuşturulmuş şezlonglar tüm zamanların raslantısal buluşmalarında en rağbet gören kumsalların gözdeleridir. 

Yer arayanlar etrafa göz gezdirirken bazen takılıveren nazarlar, dolanırken sere serpelerin fütursuzca uzanışlarında, güneş kremlerinin cezbeden kokularıyla ahenkli bir hissedişle duyguların raksıdır.

Kıyıda ki çırpınışlar, yürüyüş stili yüzücüler, komşu gezmesine gider gibi çalkalaya çalkalaya gidişler ile denizi bulandıran onca insan; yüzer gibilerin yanında kulaçlara beach clubların yeni albümleri ritim verirken bir dalıp bir çıkan kavruk vücutluların yüzme telaşları.

Yeşilin gölgelendirdiği havuzbaşlarında güneşlenen bronz vücutlar ile ince bellilerin mesken tuttuğu seramik mavisi havuzun kenarlarında, yüzenden çok süzeni vardır. Kalburun üstünde kalan irilerin kinayelerinde havuzun ayrıştığı müdavimlerinin podyum edaları, saat başı değişen sözde üstlerinde ki bi damlacık renkleri. 

Bulanık denizin elek altında kalan ince tanelerinin sahil köyü bakkalından alınan haşemoların tüm ıslaklığında sergilenen kireç beyazı bedenlere uyumlu göbekleri.

Kremlerin yerini parfümlerin baş döndürdüğü şöyle bir duyulu verilen kuğu edasında ki tenlerden barların geç saatlerde ki rakslarında sabahlar olmasının beklentisidir akşamın ay ışığında ki deniz üzerinde ki pırıltılı izleri.

Parlament mavisi akşamın koyu laciliğinde ki gecede ay ışığı ile beyaz pantalon giymiş deniz, disconun göğsü açıkların altın zincirlerinin estek köstek dolu bileklerinin beyaz üniformalılara nispet yapar gibidir.

Oysa öf pöfler; köşe bucaklarda, duvarlar arasında nefes almanın güçlüğünde ki sözde kentlerimizde, avuç içi yeşil gibilerde, parklarda, eşantiyon şemsiyelerin altına sığınmış sıcak havanın, onunla beraber başını sokmuş insanlarda ki tezahürüdür her günün kırk dereceleri.

Ağustos onbeşten sonra Eylül hissedilmeye başlamıştır. Bunca sıcağa rağmen yaz geçmek üzereyken sıcaktan dem vuranlar “Ay bir şey anlamadık,” “Tatilde yapamadık,” “Ne çabuk geçti” derken, Eylül’ün ikindi esintileri romantik sevdaların gongunu vurmaya başlamıştır. 

Akşamları bir kolda ince bir ceket diğer kolda sıcak bir el ile denizin dalgalanırken kıyıya vurmasından çıkan ince damlacıklar kıyı restoranları masalarını bir adım geriye yerleştirseler de tercih bir kaç masa içeridekileredir. 

Koyu sohbetlerde yaz sevdaları anımsanırken ayrılıkların hüznü Eylül’e bağlanmaya başlamıştır. 

“Hüzün zaman zaman deli dalgalarla gelir

Gönlümün kıyısına vurur

Aşınan kayalar gibi ruhum

Suskun, yorgun, öylece durur.”

ENFLASYON DEFORMASYON

Susuzluk, bahar yağmurları gelmedi bir türlü, gözlerimiz göğe çevrili bulut bekliyoruz, gelen bulutlar da geçip gidiyor (orman yok) yine umutlar suya düşüyor. Su da yok toprağa düşüyor.

 

Dün yağmur duasına çıkmışlardı erkekler ama inşallah Allah dualarımızı kabul eder. Hoş o işe de aklım ermiyor yağmur duasına gidiyorlar namaz vakti ezan okunuyor camiye gitmiyorlar. Yağmur duasını gezmek görüyor olmalılar yine biz kadınlar evlerde kapı önlerinde üç kulhü bir elham okuyoruz. Erkekler kahvede lafını yapıyorlar:

 
-Üle ibram ne bu koraklık rahmetli dedem anlatıdı bi yıl öyle kurak öyle kurak olmuş ki her yaka kavrulur olmuş, toprak çatır çatır ortasınan çatlamış öle bi çatlamış ki çatlaklan arasından dedemin sadıçı Hüsmen’in torunu düşmüş de kaybolup gidivemiş. Allah mafaza aynısı olmasın.

 
-Sen ne attın ibram.
-Papaz.
-Üle sende yaralı parmağa işemezsin adam gibi bi kağat at da gör bak nasıl da çakıyom pastrayı masaya.
-Soracığıma benim fidelee kurucek bu gidişle, karıla da kavga ediyoz siz yağmur duasına mı kağat oynamaya mı gidiyonuz? Diye. Şu hocanın da üfürüğü kuvatlı değil herhal. Haydi cemaat haydi cemaat diyo üle bizle olcek iş mi? Arayalım şu bizim müftüyü gidelim değiştirelim hocayı ne diyonuz?

 

Yağmur gelir ve gider, fideler sözde sulanır, fidanlar sulanır gibi yapılır, her gün çav çav sıcakta çapalanır, ilaç gübre boca edilir, hasat zamanı gelir.

 
-Dayı ne diyon bu bahçeye domatesleri ayrı konuşuruz patlıcanlara kaç para diyon.
-Ne diyem evlat, mal meydanda sen de bakem, üle Hatçe gel bakam sonra ucuza gitti diye başımın tüyünü yeme.
-Kaç para deyiveriyon oğlum.
-Ne diyem ana. Tohuma kaçmak üzere çoğu da susuz kalmışlar çekirdeklidir şimdi bunlar, para etmez pazarda eldekilerle karıştıracağım anca öyle satılır…

 

Haberlerde enflasyon; üreten kadınlardan tüketen kadınlara hep onlar konuşuyor. Bahçede pazarlığa kurban giden kadın, pazarda enflasyon canavarına kurban ediliyor.

 

Bu paraynan nasıl geçim olacak anam, devlet kömür veriyo, çalı çırpı odun dağdan taştan topluyok da kışı idare ediyoz. İşin irezilliği cabası satam baççeyi, evi torunlan yanına şehre gidem…

 

“Adam, koca inek hamile bugün yarın eli kulanda sen ava falan gitme de buralardan ayrılma.” Sabahına koca inek damda ikiseksen uzanır belki de düşmüştür. Buzağıyı çıkarmak için adama seslenir. Ses yok, “Körolası bu sabah erkenden ava gitti gene, Ömerrr boyu devrilesice.” Sicimli çomağı kaptığı gibi dama daldı bi başına uğraşmaya başladı güneş arka pencereden girdiğinde vaktin öğle olduğunu anladı. Ömer’den hala ses seda yok. İnek yorgun sahibi yorgun ikisi de bıraktılar buzağı ters geliyor düzeldi ama sicimi bağlasa da çekmeye gücü tükenmişti.

 

Yere oturup duvara dayandığında sütleri sağmak için geç kaldığını düşündü zor da olsa yerinden doğruldu sağım makinesini sağmalların altına çekerken derinden bir oh çekti. Aklından: Satalım savalım çocukların yanına şehre gidelim. Süt para etmiyor et desen hakkı bokunu kurtarmıyor satalım. şehirde nasıl geçineceğiz? Allah büyük…

 

Devlet Enflasyona çare bulmuş. Köylü vatandaşlar fiyatları indirmezse! bizde ithalatı rahatlatırız.
Vergiler:
Hububatta %130’dan %30’a
Ette %100-225 aralığından %40’a
Büyükbaş hayvanlarda %135’ten %26’lara çekildi.

Bu uygulama karaborsa yapan tüccarda uygulanan bir sistemdir. Et stoğu yapanlara ani bir darbeymiş bu. Etleri kim ithal edecek? Hazır vergiler de inmişken, Robin Hood.
Köylü ürünleri için her türlü girdiyi pahalıya aldığından fiyatı indiremiyor. (Zaten bedavaya satıyor, aracı yok mu aracı.) İndiren tarlayı takkeyi ineği sineği satıyor.

 

İthalatı kolaylaştıracaklarına üretimi rahatlasalar: Köylerden göç olmaz, şehirlerde işsiz ordusu oluşmaz, gasp, adam öldürme, soygun, çalma çırpma, boşanmalar, aile cinayetleri, cinnetleri, kadına şiddet, olmaz. Terör odakları adam hatta canlı bomba dahi bulamaz…

(Karpuz para etmiyor çiftçi az az topluyor pazar rahatlayıp biraz para yapacağı zamanı bekliyor. Bu arada bostan yanmasın diye sulamaya çapalamaya devam ediyor. Bi zaman sonra karpuzun içi geçecek koflaşacak sezonu geçtiği için ya toplamayacak (kırmayacak) ya da daha ucuza satacak, alan insanlarda içi kof karpuzu çöpe atacak. Üreten, alan, satan, yiyen, kim kazandı? İran.)

 

Köylüde vergi yok, algı yok, dükkan yok, tabela vergisi, emlak vergisi yok, kazandığını! yastık altı yapıyor! ekonomiye katkısı yok, istihdam yok. Kahvede pişpirik, dağlarda tavşan, ormanda kuş avla. Yettiremiyoz de.

 

Pazarcı,
-Patlıcannnn gömme yap, kızartma yap, karnı yarık, böğrü yanık yap bu paraya sofraları donat. Patlıcana gel.
Reklamcı
-Cola cola ile her şey daha iyi gider. (Süte ayrana laf yok)
Vatandaş,
-Ete yaklaşamıyoruz.
Haberci,
-Mangal yapıyosunuz?
Piknikçi,
-Tavuk tavuk.
 

BAYRAM DA BİTTİ

Bayram da bitti. Günler hızla geçip giderken zamanın akışına bırakılan hayatlar ve düzenli düzensiz yaşantılar. Önümüzde ki duraklara isim verip geçen zamanı oralarda durdurmalar. Duraklardan sonra hareketlendirdiğimiz zaman ile ivme kazandığımızı zannederiz ama durakta beklemenin bıkkınlığı durağanlığı ile zor ivmelenir önümüzde bir başka durağın bahanesine sığınmaya çalışır. “Bayramdan sonra demiştin ya.” “Tamam da haftaya Pazartesi.”

Mahmurluğumuzu patlatamayız. Bahar yorgunluğu, mevsim değişikliği, Pazartesi sendromu deyip, geniş zamana yaydığımız tembelliğimizi akşam geç yattım, kabuslarla uyandım, sıcaktan uyuyamadım, bunaldım, daraldım, daral bastı, kül bastı, papaz kaçtı bahanelerini sıralar şimdi ki zamanımıza uyarlarız. 

Ömür de böyle: Çocukluk, gençlik, yaşlılık istasyonları olsa da arada kasaba istasyonlarında karşıdan gelen treni bekleriz. Arkadaşlık, nişanlılık, evlilik, iş aş değişiklikleri gibi. Bunlar dönüm noktalarıdır. Ondan sonra da bunların yıldönümleri gelir. Kutlamalar, pastalamalar, üflemeler, sarılmalar, İtalyan restoranlarında fransız yemekleri. Çin Seddi’ni yaptırmaya zorlayan atalarımızdan sonra Çin lezzeti! ve iki çubukla fethettikleri damak tatlarımızın! minek çıkarıldığı lokantalarda şusiler. Özel günün hatırına çiğ tavuk yemelere kadar uzayan bu tür dönüm noktaları sosyal medyada ki paylaşımlardan sonra daha da belirginleşir. Bütün bu mutlu dönüm noktalarının yanında üzüntü veren hüzünlü tatsız duraklarımız da vardır. Hastalıktan önce hastalıktan sonra hatta kendimize has duraklar yetmez annemin, babamın, arkadaşımın diye de onlara ait duraklara da sığınırız. Durmak için bahanelerimiz bitmez. Bu alışkanlık o kadar ileriye gider ki belediyeye müracaat eder evimizin önüne toplu ulaşım araç durağı isteriz. 

Son durağı aklımıza getirmek istemeyiz. Belli saatten sonra (gece 12.00) son durak garaja giden son otobüse bindiğimizde duraklar boş olduğu için hiç durmayan bu otobüsün garaja bir an önce varmak isteyen şoförü hiç konuşmaz ‘İnecek var mı?’ diye de sormaz. Son nokta garajdır hızlı bir manevra ile frene bastığında zank diye durur. Gece karanlığında farkedemediğimiz garajda gün ağarmaya yakın; ulu ağaçlar, göğe değecek kadar uzun selviler, sessizliğin hüküm sürdüğü ürperti veren sessiz çığlıklar, mermer ocağında dahi bulunmayan çeşitli ebat ve gösterişte yazılı taşlar, belli bir yöne uzanmış başlar. 
Onca didinmenin, onca duraklamanın, onca mal mülk gailesi ile didiştiğimiz arsalar, tarlalar, mekanların, bir maketi gibidir burada ki toprak. Zengin fakir herkese eşit pay edilmiş parseller, mermerden duvarları olan ama topraktan evler, çoğumuzun en sonunda bir dikili ağaca kavuştuğumuz baş ucumuzda dikili ağacımızın olduğu komşular. 

Son durak. ‘İnecek var mı?’ Diye sormayan ama inmek zorunda kaldığımız garaja giden otobüs. Bizim yıldönümünde bulunmayacağımız, sarılıp ağlaşamayacağımız, bazılarında hasret bazılarında hüzün göz yaşlarımızı akıtamayacağımız bir yıldönümümüzde bulunanların gözlerinin nemleneceği, bir fatihadan sonra yüze giden ellerin sileceği iki damla yaş akıttığımız kabir ziyaretleri yaptığımız bayram da geçti. 

Son durak olacağını temenni etmediğim bir daha ki durağa kadar vaktimiz var. Bir dikili ağacı dahi başkalarının dikeceği dünyada; yardımlaşma, paylaşma, dayanışmanın yanında mutlu şeyleri sevdiklerimizle paylaşalım. Mutlu olalım, mutlu edelim.

CBÜ

Celal Bayar Üniversitesi: Manisa, Bursa yerleşim konumu ve yeşili ile birbirine çok benzeyen iki şehir Osmanlı Tarihi’nde de kader birliği yapmışlar. Bu isimle biraz daha kaderlerini paylaştılar. Manisa’lı bu isimle Bursa ile karıştırılıyor muyuz zannetti. Merhum Celal Bayar Gemlik doğumluydu çünkü. Manisa’nın kendi var ismi Saruhan iken milletvekilliği yapmış merhum, bu yüzden ismi verilmiş. Ne hassas bir tesadüf.

Aramakla bulunmaz meğer ki rastgele. Bu isim ora mı bura mı diye tartışıla dururken ismi değişti. MCBÜ oldu.

 

Kuruluşu ile anlatacaklarımız MCBÜ.Ö.1992

 

İzmir’e bir ok atımı mesafesinde her türlü fakültesinin olduğu Ege Üniversitesi varken kuruldu. Yer yok. Oturacak sandalye, masa konulacak oda yok. Bismillah spor okulu yani BESYO’nun olduğu alana yerleşildi. (Onun da kapalı spor salonu 1.Tugay Komutanlığına aitti.) Kurulu düzen bir yüksek okulu ve Ege Üniversitesi’ne bağlı İktisadi ve Ticari İlimler Fakültesi ile Muhasebe Ön Lisans Okulu olan üniversite. Besyo’nun yakınında  işe yarayacağı zamanda top attırılmış zirai donatımın boş binaları. Daha sonra Manisa’nın gelişiminde villalar bölgesi olup da çarpık imar planından dolayı sıkışmış Manisa’ya yaşam alanı olup yeşillikler içerisinde ömür uzatacak bir alanda bu görev hastaneye verildi. Karışlayarak mesafelenen aralıklarda binalar yapılan bu alan sağlık veren bir müessese hasta eden bir patates tarlasına döndü. (Plansız) düzensiz beslenmeyle ordan burdan yumrular (binalar) çıktı.

 

Hazıra konma boş bina atışları arayışlarında ateş kes sağlandığında

 

Muradiye hazine arazileri tepeden doğan ilim irfan yuvasına umut oldu. Koca tepe, boş alan, biri çıkmış olmalı tepeye, kolunu uzatmış işaret parmağını açmış buraya rektörlük, buraya edebiyat, şuraya kütüphane, hemen önüne mühendislik, ardına kantin, gardına yemekhane, cami…yerlerini göstermiş.

 

Birken, üç, üçken beş, binken 5 bin, 10 bin, derken 40’lara karıştı Manisa’da ki öğrenci sayısı. Öğrenciler sosyal etkinliklerde; bazıları yaşlılar yurtlarında, bazıları kimsesizlerle, yarım kalmış köy okullarında bazıları bitirtmek amacıyla, çoğu bir semte proje kazandırmadalar.

 

3 bin üniversite eğitmeni şimdi rakam değişmiş olabilir. Tam rakamı bilmediğim gibi ne yaptıklarını da bilmiyorum.

 

Manisa; kadim şehir, şehzadeler şehri. Yüzlerce binlerce yıllık eski eserleri var, antik buluntulara kadar antika tarihlere kadar bir çok değeri ve konusu var. Bilene hazine. Bir eserinde ki taşına, Gediz’inin toprağına, kubbelerinin kasnağına, 700 yıllık minarelerine, türbelerinin yeşiline, sıbyan mekteplerinin eğitimine, hanların duvarlarına, hamamların kurnalarına, Mağnesia’dan Saruhan’a Manisa’ya kadar. Kim yazıyor bunları, kim araştırıyor? Manisa’ya diyet borcu ödemek nerde kaldı? İbrahim Gökçen, Çağatay Uluçay yazmış ya, ikisi de ilkokul öğretmeni. Rahmetlilerin yazdıkları el kitabı kadar ama herkes alıntı yapıyor. Her ikisine de Allah’tan rahmet diliyorum.

 

Manisa’nın bağrında ki tarihini

Yok mudur kurtaracak bahtı kara talihini…

Bulunur kurtaracak bahtı kara talihini.

 

Elbette bulunmuş!

Alim Efendi

Gördes

Manisa Hazireleri. İki de hatırlayamadıklarımızı koyalım etti beş. Beş yılda bir kitap çarpı beş, yirmibeş yıldır CBÜ Manisa’da. Öğrenciler için sosyal mekanlar, hocalar için rahat imkanlar sağlamak için Manisa’lı gayret sarfediyor.

 

14 Mayıs 2017 günü II.Uluslararası Lisansüstü Eğitim Kongresi’nde Rektörümüz güzel bir konuşma yapmış yerel gazetelerde okudum.

“Eğitimde, paylaşımda ön lisans eğitiminin daha yüksek, lisans eğitiminin ise düşük düzeyde pay sahibi olması gerekirken asıl payı artması gereken yüksek lisans ve doktora eğitimi olmalı, almalı” demiş. Çok isabetli bir tespit.

 

Yukarıda Manisa ile ilgili yazılması, yapılması gerekenler yüksek lisans çalışmaları sayesinde gerçekleştirilecektir. Belediyemiz bu yüksek lisans çalışmalarından Ege Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü’nde ki iki öğretim görevlisi hocamızın tez çalışmalarını kitaplaştırarak Manisa Tarihi’ne önemli katkıda bulundu.

 

Eğer bu zamana kadar 25 yıldır hala Ege Üniversitesi’nden kopamadıysak varın gerisini siz düşünün.

 

 

PRIJEDOR-KOZARAC

Prijedor da ki ikinci günümüzde kahvaltıdan sonra koraza tepesine çıktık. Bizim Turgutlu Ovacık yaylasını andıran bir tepeydi bir farkla İkinci dünya savaşında Almanyaya karşı yapılan çatışmanın en yoğun geçtiği ve savaşın kazanıldığı bir tepe anısına yani Hitler Almanyasına karşılık Yugoslav Tito ordusunun çatışmayı kazandığı çarpışmanın anısına yapılan büyük ve yüksek bir abide ile savaş müzesinin bulunduğu tepe. Rehber eşliğinde aldığımız bilgilerden sonra 800 metre rakımdan aşağıya Kozarac kasabasına geldik. Burası dört sene önce belediyelik iken şimdi Prijedora bağlanmış ve mahalle olmuş eski belediye başkanı şimdi ise muhtar olan Ergun ve yanında ki heyeti Kozarac Kasabasının halkevi niteliğinde bir yapının önünde bizleri otobüsten inerken türkçe hoşgeldiniz aleyküm selam ve buyrun diyerek çok sıcak karşıladılar. Salona geçerek bizlere soğuk içeçekler ikram ederlerken kasabanın derneğinin halk oyunları ekibi salonda yerlerini aldılar. Bizler yaptıkları halk oyunları gösterilerinin ardından türkçe kahramanlık şarkısı söyleyen ilkokul talebesi küçük kız ekibimize duygusal anlar yaşattı.

Okulun öğretmeni muhtar ve kasabalıların eşliğinde ayakta kalan Osmanlı eserlerini gezdik II Selim zamanında yapılmış olan kale duvar kalıntılarını gezerken evlerin arasında kalmış ve halen gömü yapılan Osmanlı mezarlıklarını gezdik. Daha sonra öğle yemeği için gittiğimiz restoranda Tarhana, Tandır, İnegöl Köfte den oluşan türk yemeklerini afiyetle yerken Türk kahvesi eşliğinde baklava ikramında bulundular. Bu sıcak ilgi ve dostane davranışın yanında İstanbul Marmara Üniversitesi ilahiyat mezunu imam Emil kahve içerken hem tercümanlık hem de yöre ile Kozarac hakkında bilgiler verdi. Kasaba halkının ekseriyetinin Müslüman boşnak olduğu Osmanlı eserlerine sahiplendiği ve camilerinin bu bölgede yoğun olduğu halkının geçim için yurt dışında çalışmaya gittiği ama oradan kazandıkları ile hem kendilerine villa evler yaptığı hem de kıt olan muhtarlık hizmetine destek olmak için aralarında topladıkları paralar ile kasabalarına hizmet ettiklerini ve yıllar önce müslümanlara yapılan katliamın anısına kasabanın merkezinde anıt yaptırdıklarını anlattı.

Bu kadar dostane davranış bizleri çok mutlu etmişti. Ayrılırken Kozarac’lıları Türkiye’ye davet eden Büyükşehir Belediye Başkanımız Cengiz Ergün gelecek Mesir Festivalinde Bosna Hersek’in onur konuğu olmasını arzu ettiğimizi ve sizlerinde halk oyunları ekibinizle birlikte festivale katılarak Manisamızda görmek istiyoruz dedi.

DİVRİĞİ ULUCAMİİ VE DARÜŞŞİFASI

Eski yerleşimlerin olduğu kentleri gezerken mutlaka yeni yerleşimlerin bulunduğu semtlerin arasında geziniyoruz. Nüfus artmış, ticaret gelişmiş, ulaşım ihtiyacı, barınma, kültür, eğitim yapıları için yeni planlar ve yeni imarlar yapılmış. Daracık bir alanda paslaşmalar başlamış; bu bina zaten yıkılacak, buradan yol açılması, bu yolun genişletilmesi, bu boş alanın eğitim tesisine ayrılması, buraya emniyet, oraya müdüriyet, kaymakamlık, belediye, stadyum, kapalı salon, bu daracık eski yerleşim alanında ‘dön baba dön’ döner dururuz. Bazen o cami bu medrese bu hendese der ellemeyiz ama burnunun dibine kadar sokuluruz. Hatta caminin bahçesinde veya duvarına bitişik, bu sıbyan mektebinin kubbesi yıkılmış, duvarı yan yatmış görünce yıkalım imam evi tuvalet yapalım dediklerimiz dahi olmuştur.

Yıllarca ayakta kalmış tarihi eserlerimiz bizim zamanımızda hızla yıpranıp, taşları aşınmaya, varsa süslemeleri taş işçilikleri kaybolmaya başlamıştır. bacalardan çıkan kömür isleri, karbon salınımı denen gazların atmosferde asılı kalarak atmosferik faaliyetlerin yavaşlamasına güneşin süzülmesine rüzgar ve sirkülasyonun azalmasıyla teneffüs edilmesine, ve dengelerin bozulmasına sebep olmaktadır. Bunlar canlılara zarar verdiği kadar konumuz olan tarihi eserlerin yıpranmasına yukarıda saydığımız tarihin kaybolmasına kadar bir çok etkisi olmaktadır..

Geçen hafta sonu Sivas’da ki Tarihi Kentler Birliği Toplantısından sonra ertesi günü Divriği Ulucami ve Darüşşifasını görmeğe gittik. Üç önemli kapısı olan yapının en önemli ve muhteşemi hepsi muhteşem de Cennet Kapı denilen caminin giriş kapısı. Bu kapının karşı yamaçlarına önceleri 100 civarında kaçak ev yapılmış. Bunların sis pis vesair tahribatları ile, taş süslemeler, dantel gibi oyulmuş taşların üzerleri aşınmış, oymaları silinmiş.

Bu kadar önemli bir eser 30 yılı aşkın UNESCO dünya miras listesinde, mimarının ilk ve tek eseri, dünyanın da neredeyse taşlarının konuştuğu, Evliya Çelebi’nin “Methinde diller kısır, kalem kırıktır” dediği, her bir taşın oymasının ve yerine konmasının bir sebebinin olduğu, bir tasavvufi literatürü anlattığı, ritüeli canlandırdığı bu eser maalesef kendi halinde Allah’a yakın bir tepede Allah ile baş başa kaderine terk edilmiş gibi gördüm. Ne belgesi, ne değeri, ne eseri, bir bekçisi dahi yoktu sanki. Bazı taşınır eşyaları için o çalındı bu çırpıldı bu kayboldu deniyor. Restorasyona başlamışlar. İnşaat tabelasında (Bilim ve Danışma Kurulu) 7 kişinin ismi var. 70 kişinin değil 72 milletin eli ayağı, gözü kulağı, dimağı, burada olmalı. Ebced hesabı, tasavvuf ilmini bilmeli. Tamam değerli bir mimar hocamız var ama Merhum Mehmet Akif’in Süleymaniye için dediği gibi “…Yapmak için bir Sinan bir de Süleyman gerek” Burada “Bir Ahlatlı Hürrem Şah bir de Mengücek Sultanı Süleyman Şah’ın oğlu Ahmet Şah gerek.”

Restorasyon süresini beş yıl vermişler imkansız. (Buralarda yılın yarısı kış zaten.) Bizim Manisa Ulucamii’nin minberini üç yılda onardılar. Bu kadar uzun zaman geçince bizim minber gitti galiba demiştim.

Barselona’da Mimar Gaudi’nin bir çok eseri var da bitmeyen kilisesi La Sagrada Familia’nın mimar Gaudi’nin ölümünün 100.Yılında biteceği söyleniyor. Bu biraz da reklam amaçlı bitirilmiyor her sene bir çivi çakılıyor ve farklılığı görmek için Barselona’ya giden bir daha gidiyor. Bodrum katta teknik elemanların çalıştığı yukarıda kullanılmak üzere sözde parçalar ürettiği atölyeler var sanki dünyayı baştan yapıyorlar. Parçaların maketleri, ağırlık hesapları, üç boyutlu yazıcılarda parçalar üretilmesine…kadar bir itina! bir özveri! bir kafa yorma! geçip geçip karşıdan bakmalar aman aman!

Gösteriş ve reklam için elin adamı böyle yapıyorsa biz gerçek ve Ulucami’nin mimarı Hürrem Şah’ın duası için “Yarabbi benim acizane meydana getirmiş olduğum bu eser kıyameti görsün” diye dua etmiş. (İnşallah, hem de restorasyonlarla bozulmadan her bir taşı görsün.) Bu duasının yerine gelmesi için elimizden gelenin fazlasını yapalım.

ÇİLELERİN YUMAĞI

 

Akşam geç yattım. Gece hiç uyuyamadım. Aklıma bir şey takıldı takılmaz olaydı uyku tutmadı… Gece ne olursa olsun ama sabah kalkmak ve işimize gitmek günümüze bakmak, masamızın başında olmak dükkanın kepengini kaldırmak, tarlada toza toprağa karışmak, yoğurdun mayasını tutturmak, müşterinin siparişlerini hazırlamak, akşamdan hazırlanan koliyi kargolamak, x-ray den geçip uçağa, arabanın direksiyonuna, otobüsün koltuğuna, durakta beklemeye, bisiklete binmeye hazırlanmamız gerek.

 

Gün içerisinde bu saydığımız işlerin devamını getirmek akşama kadar didinmek, didişmek, bazen öğle yemeğini geçiştirmek, telefon elden, göz bilgisayardan parmaklar tuşlardan, çiz babam çiz projelerden cihanımızı görememek eşi dostu “Hay Allah bu günde arayamadım” “Günler ne çabuk geçiyor” demek…

Günlük vazgeçilmezlerimiz.

 

Bilmediğimiz, anlamadığımız, takip edemediğimiz, bizden habersiz olaylarda, olanlarda ‘ne dolap çeviriyorsunuz’ deyip olanlara olaylara hakim olma gayretimiz, gözümden kaçmıyor uyanıkmış hallerimiz de cabası.

 

Bütün bunların yanında bizim yanımızda, yakınımızda, bizim olmadığımız alanlarda, bizim dahlimiz olmayan kararlarda, bir çok şey olurrr biter. Kazancımızdan alınır, emeğimizden çalınır, yaptıklarımız diktiklerimiz, tuşlarda olan ellerimiz, kapılarda müşteri gözleyen gözlerimiz, akşam uykularımızdan sabahladıklarımızdan, alın terimizden alınırrr götürülür.

 

Kapatılan fabrikalarda üretemediklerimiz. Tarım alanlarımıza dikemedik ekemediklerimiz. Diksek eksek, para ettiremediklerimiz. Didinsek, tepinsek yemeye içmeye yettiremediklerimiz. Kara toprak karalar bağlarken, ağıllarda kokular buram buram burunlarımızı havamızı dağlarken, elimizin tersiyle alınterimizi silerken, kamyonun brandasının iplerini gererken, lastik değiştirir, kapılara kadar eğilir, lafı küfü çekilir, dilimizin ucuna gelenler yutulur, karaların tünellerinde yerin binlerce metre dibinde karaya boyanmış yüzlerimiz, kara bahtlarımız, onca bunca emeklerimiz unutulur.  Ekmeği katık eder, kızılcık şerbeti diye kan içer, kadına mahcup, çocuklara mahzun bakarken, bunca dünya telaşı, aşı, kargaşası, gözlerde ki yaşı bahar allerjisi deyip geçiştirirken. ‘Eh be Allahım bu garip kulunu da bi gör’ deyip patlar, isyanlarda günaha girerken.

 

Arkamızda olup bitenlerden habersiz, dahlimiz olmayan ama ne dolap çeviriyorsunuz diyemediklerimizde. Dünyada adını dahi duymadığımız ülkelerden ithalat ile cebimize daha girmeyen paralar ile fasulye, nohut, soğan, sarımsak, arpa, buğday, sap saman alınır, sanayi teknoloji deyip üretmediklerimizle tüketim toplumuna dönüşür. Sabah akşam helalinden kazanır, eller hamur karınlar aç. Açlıktan uyku tutmaz, yorgun düşüncelerden akşamı sabah ederken, oğlanın okulu, kızın düğünü, evin kirasında ilmekleri boynumuza geçirmek isterken. Yüksekten atsam mı? Bir bidon benzinle yansam mı???
Kararsız, kapkara düşüncelerin içinde, dünya dursa insek de, çilelerin yumağını başka dünyalarda çözsek!

MANİSA WEB TV

2014 yılı Kamu Görevlileri ve Çalışanları Derneği (Kamu-Der) tarafından ‘Yılın En Başarılı Belediye Başkanı’

2015 Plant Dergisi Ödül Töreninde ATATÜRK KENT PARKI, ‘Kamusal Uygulamalar Proje ve Bakım Dalı’nda’ ödüle layık görülen proje.

2015 Gezici Araştırma Şirketi’nin yaptığı araştırmada Türkiye’nin en başarılı belediye başkanları arasında 4’üncü.
Ocak 2016 ORC Araştırma tarafından yapılan araştırmada Türkiye’nin en başarılı büyükşehir belediye başkanları arasında 10’uncu.
Şubat 2016 Merkezi Ankara’da bulunan Hayat İçin Su Derneği tarafından 2’ncisi düzenlenen Su ve Çevre Ödülleri töreninde Manisa Büyükşehir Belediyesi ‘En Çok Altyapı Yatırımı Yapan Belediye’; MASKİ Genel Müdürlüğü de, ‘En Çok Atık Su Arıtma Tesisi Yapan Kurum’ dalında ödüle layık görüldü.
Haziran 2016 ORC Araştırma tarafından yapılan araştırmada Ege Bölgesi’nin en başarılı 3’üncü belediye başkanı.
Temmuz 2016 Avrasya Kamuoyu Araştırmaları Merkezi (AKOM) ‘Büyükşehirler Yerel Memnuniyet Araştırması’nda Türkiye’nin en başarılı 3’üncü belediye başkanı.
Ekim 2016 İmar ve Yapı Derneği (İMYAD) tarafından yapılan araştırmada 30 Büyükşehir Belediyesi arasından en çok yatırım yapan belediye Manisa Büyükşehir Belediyesi olmuş; Büyükşehir Belediye Başkanı Cengiz Ergün de en iyi bütçe performansı gösteren Belediye Başkanlarından birinci olarak belirlenmiştir.
Ocak 2017 Gezici Araştırma tarafından yapılan araştırmada 30 büyükşehir belediye başkanı arasından Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Cengiz Ergün, en başarılı 2’nci belediye başkanı olmuştur.

Tüm bunlar başkanımız ve büyükşehir belediyemizin yaptıkları hizmetler karşılığında kazanılan başarılar ve bu hizmetlerin haberleridir.
Ayrıca:
2009 yılında Manisa Belediyesi Başkanı olarak göreve başlayan Cengiz Ergün’ün ben de yardımcısıydım. Bir gün unutamadığım bir konuşma geçmişti aramızda. 2009 yılında 100 milyonluk eski belediyenin borcunu ödemiş ve bana “…Üretebildiğimiz, yapabildiğimiz kadar proje çizelim yapalım. Paramız var.” Demişti. O kadar çok proje yapmış ve uygulanmıştı ki “Manisa Değişiyor” diye bir slogan yaratmıştı. Sadece Manisa’lılar değil dışarıdan gelen yabancılar dahi bu sloganı doğruluyor ve Manisa hakikaten çok değişmiş diyorlardı. Her yer ışıl ışıl, parklar, yeşil alanlar, binalar, caddeler… herkes sokaktaydı.

Tam Otomasyonlu Otopark
Atatürk Kent Parkı
Bülent Koşmaz Parkı
Gülgûn Hatun Hamamı Restorasyonu
Bülent Koşmaz Otoparkı
Oda Dernekler Binası
Kapalı Salon ve Yüzme Havuzu
Manisa Oto Terminali
Bu saydıklarımız beş yıla sığmayan ve Cengiz Ergün’ün birinci döneminde başlayıp zaman yetmezliğinden bitirilemeyen 2014 yılından sonra büyükşehir belediye başkanı olduğunda bitirilen projelerdi.

2014-2017 yılları arasında ilçe ve mahallelere (köylere) yapılan projeleri sayamayacağım.

Yapılmış, yapılacak proje ve yatırımlardan Manisa’nın en uzak köşesinden semtimize sokağımıza kadar olan bitenden bundan sonra haberimiz olacak. Artık Manisa Büyükşehir Belediyesi’nin televizyonu var ‘MANİSA WEB TV’ buradan Manisa il genelinde olan bitenden Büyükşehir Belediyesi’nin yaptığı proje ve uygulamalardan, sayamadığımız yatırımlardan: Muhtarlardan, Sağlık Hizmetlerinden, Mabem, Masmek Kurslarından kursiyerlerden, Manisa Tarihi Kültürü yatırımları ve İzlerinden, çocuk programlarına, Ulaşımda bilmek öğrenmek istediklerimizden Tarıma kırsal kalkınmaya yapılan hizmetlere, Büyükşehir meclisinden kentsel dönüşüm konularına, Büyükşehir Belediyesi ile ilgili yerel ulusal medyada çıkan haberlerden spora kadar ve daha bir çok farklı konulardan haberdar olacağız.

Büyükşehir Belediyesi’nin idarî binasında ki stüdyosundan, zaman zaman mahallinde yapılacak yayınlar ile takipçisi olacağınız ve Büyükşehir Belediyesi facebook sayfasından da dünyanın her yerinden takip edebileceğiniz bir televizyon hizmetinize sunulmuştur.

Bir link’ten bin haber.
Hayırlı Uğurlu Olsun.